Arktik kapısı açılırken-2 - Yeni dünyanın ağırlık merkezi
Yazı dizimizin birinci bölümünde Bering Boğazı’ndan başlayarak Arktik’in neden yeniden dünya siyasetinin ve ticaretinin gündemine girdiğini ele aldık. Bering tüneli tartışmasının önemi, yalnızca iki kıtayı birbirine bağlayabilecek bir mühendislik projesinden kaynaklanmıyor. Asıl önem, dünya ekonomisinin ve jeopolitiğinin yön değiştirmekte olduğuna işaret etmesidir.
Ancak burada temel bir soru ortaya çıkıyor:
Dünyanın ağırlık merkezi neden değişiyor?
Çünkü büyük güçlerin yükselişini belirleyen yalnızca coğrafya değildir.
Üretim kapasitesi, enerji kaynakları, teknoloji geliştirme yeteneği, ulaştırma ağları ve nüfus dinamikleri de en az coğrafya kadar belirleyicidir.
Bugün dünya sisteminin ağırlık merkezi yalnız haritada değil; fabrikalarda, enerji sahalarında, araştırma merkezlerinde ve lojistik ağlarda da yer değiştirmektedir.
ÜRETİM ASYA’YA KAYIYOR
ABD hâlâ dünyanın en büyük ekonomilerinden ve en güçlü askeri aktörlerinden biridir. Ancak dünya üretimindeki ağırlığı geçmiş dönemlere göre gerilemektedir.
Küresel imalat üretiminde Çin’in payı son yıllarda yaklaşık yüzde 30 seviyesine ulaşırken, ABD ikinci sırada yer almakta ve Çin’in belirgin biçimde gerisinde bulunmaktadır. Bu tablo yalnız ekonomik bir veri değildir.
Üretimin nerede yoğunlaştığı, teknolojik gelişmenin, enerji tüketiminin, lojistik ağların ve sanayi kapasitesinin de nerede yoğunlaşacağını belirler.
Sanayi gücü olmayan bir ülke uzun süre teknoloji liderliğini sürdüremez.
Enerji güvenliğini sağlayamayan bir ekonomi üretim üstünlüğünü koruyamaz. Nitelikli insan kaynağı yetiştiremeyen devletler de küresel rekabette geriye düşer.
Bugün Çin’in yükselişi yalnız ucuz işgücüyle açıklanamaz.
Demiryolları, limanlar, enerji yatırımları, dijital altyapılar, yapay zekâ uygulamaları, batarya teknolojileri ve devlet planlaması bu yükselişin temel unsurlarıdır.
Asya’nın yükselişi yalnız Çin’den ibaret değildir. Rusya enerji kaynakları ve Arktik derinliğiyle, Hindistan nüfusu ve teknoloji sektörüyle, İran koridor konumu ve bölgesel etkisiyle, Orta Asya enerji ve lojistik potansiyeliyle bu dönüşümün parçaları hâline gelmektedir.
GÜÇ YALNIZ EKONOMİYLE KURULMAZ
Tarih boyunca büyük güçler yalnız ekonomik büyüklükleriyle hegemonya kurmadılar.
Askeri güç, deniz yollarının kontrolü, enerji akışlarının denetimi, finans sistemleri, iletişim ağları ve teknolojik standartlar da küresel etkinliğin temel unsurları oldu.
Atlantik merkezli sistem de bu şekilde kuruldu.
Deniz yollarını denetledi, kritik geçitlerde askeri üstünlük sağladı ve dünya ticaretinin finansmanından sigortasına kadar uzanan geniş bir ağ oluşturdu.
Bu nedenle yeni koridorlar yalnız taşımacılık projeleri değildir.
Her yeni demiryolu, her yeni liman, her yeni enerji hattı ve her yeni veri kablosu aynı zamanda yeni güç ilişkilerinin maddi temelini oluşturur.
KORİDORLAR ÇAĞI
Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi bu açıdan yalnız ekonomik bir yatırım programı değildir.
Yeni ulaştırma ağları, limanlar, enerji projeleri ve finansman mekanizmaları üzerinden alternatif bir küresel bağlantı sistemi kurma girişimidir.
Benzer şekilde Orta Koridor, Kuzey Deniz Rotası, Kalkınma Yolu ve diğer büyük altyapı projeleri de yalnız ticaret hacmini artırmayı hedeflememektedir.
Bunlar aynı zamanda yeni dönemin jeopolitik omurgasını oluşturmaktadır.
Bu nedenle Bering Boğazı’ndan Arktik’e, Hazar’dan Hint Okyanusu’na kadar uzanan koridor tartışmaları yalnız mühendislik projeleri olarak görülemez.
Bunlar, tek kutuplu dönemin ardından şekillenmekte olan yeni dünya düzeninin altyapısını oluşturmaktadır.
Peki bu büyük dönüşümün içinde Türkiye nerede duruyor?
Haftaya yazı dizimizin son bölümünde bu soruya yanıt arayacağız.
Arktik kapısı açılırken- 1 Bering BoğazıGündem