08 Ağustos 2026 Cumartesi
İstanbul 23°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Arktik kapısı açılırken-3 - Amerikan hegemonyasının sonu ve Türkiye’nin seçimi

Ali Alsaç

Ali Alsaç

Gazete Yazarı

A+ A-

Bu yazı dizisinin ilk bölümünde Bering Boğazı ve Arktik’in yükselen önemini ele aldık. İkinci bölümde ise üretim merkezlerinin, enerji hatlarının ve ticaret koridorlarının neden giderek daha fazla Asya ekseninde yoğunlaştığını inceledik.

Ortaya çıkan tablo, dünya ekonomisinin ve uluslararası güç dengelerinin önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğini göstermektedir.

Bu son bölümde ise bütün bu gelişmelerin Türkiye açısından ne anlam taşıdığını değerlendireceğiz.

RUSYA, ÇİN VE AMERİKA ÜÇGENİ

Bering projesi, Rusya açısından yalnız ekonomik değil, jeopolitik bir hamledir.

Moskova, Batı yaptırımları ve askeri baskı altında bile dünya ölçeğinde büyük bağlantı projeleri konuşabildiğini göstermektedir.

Rusya’nın Uzak Doğu ve Arktik bölgeleri enerji, maden, LNG, balıkçılık ve askeri derinlik açısından çok önemlidir.

Fakat bu bölgelerin altyapı açığı büyüktür.

Demiryolu, enerji, liman ve yerleşim yatırımları Rusya’nın Pasifik ve Arktik gücünü artıracaktır.

Çin açısından bu hat, Kuşak ve Yol’un kuzeyde tamamlayıcı bir halkasıdır.

Malakka, Hint Okyanusu ve Süveyş hattına bağımlılığı azaltabilecek her seçenek Pekin’in stratejik değer hanesine yazılır.

Çin’in doğrudan ABD toprağına bağlanan bir projede görünür olması zordur; fakat Rusya tarafındaki altyapı finansmanı, yük garantisi, teknoloji ve lojistik entegrasyon üzerinden dolaylı etkisi güçlü olabilir.

ABD açısından ise Bering yalnız ticari bir tünel değildir.

Alaska, ABD’nin Arktik ve Pasifik savunma mimarisinde kritik bir bölgedir.

Böyle bir altyapı; fiber veri kabloları, enerji nakil sistemleri, sensör ağları, lojistik üsler, maden hatları ve askeri hareketlilik tartışmalarını da beraberinde getirir. Washington’un Çin ve Rusya etkisine karşı temkinli davranması bu yüzden kaçınılmazdır.

YÖN VE EYLEM

Bugün Bering Boğazı’nda, Arktik’te, Sibirya’da, Orta Asya’da, Hazar’da, Karadeniz’de ve Basra’dan Anadolu’ya uzanan hatlarda konuşulan büyük projeler, insanlığın geleceğinin artık Atlantik merkezli tek kutuplu düzlemde kurulmadığını gösteriyor.

Büyük altyapı hamleleri, enerji yolları, üretim merkezleri, yeni ticaret koridorları ve güvenlik düzenekleri Avrasya ekseninde yoğunlaşıyor.

Amerikan hegemonyasının sonu, yalnız diplomatik açıklamalarda değil; raylarda, limanlarda, enerji hatlarında, maden sahalarında, veri kablolarında ve sanayi üretiminde görünür hâle geliyor.

Bu koşullarda Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek’in yıllardır savunduğu Türkiye-Rusya-Çin-İran işbirliği politikalarının önemi daha açık biçimde ortaya çıkmıştır.

Bu hat, yalnız dış politika tercihi değildir; Türkiye’nin güvenlik, ekonomi, enerji, üretim ve bağımsızlık meselesidir.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TRÇİ konusunda yaptığı cesur çıkışlar da bu bakımdan önemlidir.

Bu çıkışlar, Türk devletinin derinleşen milli yönelişinin ve Atlantik merkezli güvenlik kalıplarının artık Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap veremediğinin bir yansıması olarak okunmalıdır.

Türkiye’nin önünde iki yol vardır.

Ya eski dünyanın NATO merkezli bağımlılık ilişkileri içinde kendi coğrafyasındaki büyük dönüşümü seyredecektir ya da Asya ağırlıklı yeni çağın kurucu güçleri arasında yerini alacaktır.

İkinci yol, Türkiye’nin tarihsel konumuna, üretim potansiyeline, devlet geleneğine ve güvenlik ihtiyaçlarına uygundur. Çünkü Türkiye yalnız Batı’nın doğuya açılan kapısı değildir. Türkiye, Avrasya’nın merkez ülkelerinden biridir.

Akdeniz’de savaşları caydıracak, Batı Asya’da bölgesel parçalanmayı durduracak, Karadeniz’de dengeyi koruyacak ve enerji-koridor güvenliğini sağlayacak gerçekçi seçenek TRÇİ işbirliğidir.

Türkiye, Rusya, Çin ve İran’ın ortak hareket kabiliyeti; yalnız bu ülkelerin değil, bütün insanlığın yararınadır.

Çünkü bu işbirliği, tek kutuplu müdahale düzenine karşı çok kutuplu dengeyi, dayatmaya karşı egemenliği, savaş ekonomisine karşı kalkınma ve güvenlik mimarisini temsil eder.

Bu nedenle TRÇİ ittifakı, yalnız bölgesel bir diplomatik formül değil, insanlık için devrimci bir çözümdür.

Bering-Arktik hattı, Kuşak ve Yol, Orta Koridor, Kalkınma Yolu ve enerji-veri koridorları birlikte düşünüldüğünde Türkiye’nin önündeki görev daha da netleşmektedir.

Türkiye, dünyanın yeni ağırlık merkezlerinde konuşulan projelerin dışında kalamaz.

Bunun için Orta Koridor’u güçlendirmeli, Kars-Iğdır-Dilucu ve Nahçıvan bağlantılarını hızlandırmalı, Irak-Türkiye Kalkınma Yolu’nu stratejik öncelik hâline getirmeli, Karadeniz limanlarını Avrasya ticaretine bağlamalı, Doğu Akdeniz’de enerji ve deniz yetki alanları mücadelesini kararlılıkla sürdürmeli, Marmara çevresinde yük demiryolu kapasitesini artırmalıdır.

Fakat bütün bunların üzerinde belirleyici olan siyasal tercihtir.

Türkiye’nin Avrasya’daki büyük projeler içinde gerçek bir aktör olarak yer alması için NATO zincirlerinden kurtulması artık tarihsel bir zorunluluktur.

NATO, Türkiye’yi Avrasya ile bütünleştiren değil, Türkiye’nin Avrasya’daki doğal ilişkilerini sınırlayan bir mekanizmaya dönüşmüştür.

Türkiye’nin güvenliği Washington’un stratejik ihtiyaçlarına göre değil, Ankara’nın milli çıkarlarına göre kurulmalıdır.

Bugün Bering Boğazı’nda konuşulan şey, aslında Türkiye’ye de yönünü göstermektedir. İnsanlığın büyük projeleri Avrasya düzleminde konumlanıyor.

Üretim Asya’ya kayıyor.

Enerji kaynakları, ulaştırma ağları, teknoloji merkezleri ve yeni güvenlik mimarileri Atlantik dışı dünyada yoğunlaşıyor.

Türkiye bu çağda seyirci olmayacaktır.

Nitekim bölgesel açılımlar, Avrasya ülkeleriyle gelişen ilişkiler, Batı Asya’da denge arayışları ve TRÇİ tartışmasının devlet katında görünür hâle gelmesi, Türkiye’nin bu yeni dünyada kendi yerini aradığını göstermektedir.

Türkiye’nin görevi, bu arayışı kararlı bir devlet politikasına dönüştürmektir.

Yeni dünya kurulurken en büyük hata, eski dünyanın zincirleriyle yeni çağın kapısından geçmeye çalışmaktır.

Türkiye’nin yolu, bağımsızlık, üretim, Avrasya işbirliği ve çok kutuplu dünya mücadelesidir.

Rusya Çin ABD ekonomi