Aşk türün kölesi mi
Schopenhauer’ın Cinsel Aşkın Metafiziği’ni okurken oldukça zorlandım. Çünkü Schopenhauer aşkı açıklamak iddiasıyla yazdığı bu kitapta, aşkı giderek daha uzak bir şey hâline getirmiş. Aşkı ne kadar çok anlatırsa aşk o kadar uzaklaşıyor. Sonunda mesafe o kadar açılıyor ki onu görmek imkânsız hâle geliyor.
İNDİRGEMENİN BÖYLESİ…
Yine de Schopenhauer’ın kitabının önemini yadsımak mümkün değil. Çünkü aşkı bütünüyle tinsel, yüceltilmiş, bedenden arındırılmış bir deneyim olarak kavramanın ne denli kör bir soyutlama olduğunu göstermek için tuttuğu yol, kendi döneminde gerçek bir cesaret işiydi. Aşkın bedensel kökenlerine, cinsel itkinin evrenselliğine dikkat çekmesi, Romantizmin aşkı bulutlara çıkardığı bir çağda, ciddi bir iş olarak okunabilir. Ama Romantizmin aşkı mistifiye etmesine karşı çıkan Schopenhauer’ın, dönüp dolaşıp aşkı başka bir gizemli güce, türün koruyucu ruhuna teslim ettiğinin altını çizmem gerekiyor.
Schopenhauer’ın anlatısı, yanılsama ve içgüdü kavramlarıyla çalışıyor: Bunların biyolojik, doğal, açıklanabilir şeyler olduğunu ima ediyor. Oysa türün ruhu, metnin içinde giderek anonim, kişiliksiz ama her şeye muktedir bir özneye dönüşüyor. “İki aşığın arzulu bakışlarının buluşmasında yeni bir varlığın hayat kıvılcımı tutuşur” diyen Schopenhauer, biyolojik bir süreci betimliyor gibi görünüyor ama bu kıvılcımı tutuşturan türün ruhuysa, bireysel deneyimin bütününü bu ruha devreden bir düzeneği de kurmuş oluyor.
YANILSAMANIN BÖYLESİ…

Metnin en sorunlu iddiası,aşkın bir yanılsama olduğudur. Birey kendi mutluluğunu aradığını sanır oysa türün çıkarına hizmet etmektedir. Tatmin gerçekleştiğinde yanılsama ortadan kalkar, bireyler bir anda oyuna getirilmiş hisseder. Schopenhauer bu noktayı tekrar tekrar vurguluyor. Her Theseus’un Ariadne’sini terk edeceğini, her Petrarch’ın tutkusunun bir gün susacağını söylüyor.
Deneyimi yanılsama olarak kavramak onu silmektir. Eğer aşkta yaşanan her duygu, her özlem, her bağlanma, yalnızca türün amacına hizmet eden bir mekanizmanın yan ürünüyse, bu deneyimi kavramaya değer bir özgül içerik kalmıyor geriye. Tolstoy’un Anna Karenina’sında Vronsky’ye duyulan çekim, Flaubert’in Emma Bovary’sinin dinmek bilmez özlemleri, salt bir üreme yanılsamasına indirgenebilir mi? Schopenhauer’ın şeması, deneyimin ne olduğunu açıklamak yerine, deneyimin neden önemli olmadığını söyleyen bir şemadan başka bir şey değildir.
MATERYALİZMİN BÖYLESİ…
Schopenhauer materyalizme benzeyen bir dil kullanıyor: Bedensel kriterler, biyolojik seçilim, sağlık ve üreme yeterliliği... Ama bu dil metafizik bir itki olmadan konuşamıyor. Yaşama istemi, türün koruyucu ruhu, geleceğin nesline duyulan anonim arzu,bütün bunlar, deneyimin ardına yerleştirilmiş, görünmez ama her şeyi belirleyen güçler. Schopenhauer, aşkı mistifikasyondan kurtarma iddiasıyla girdiği metnin sonunda başka bir mistifikasyona teslim oluyor.Bunun ideolojik bir boyutu var. Schopenhauer’ın aşkı salt bir üreme mekanizmasına indirgemesi, bireyi türün kölesi olarak kurması karamsar bir ontoloji ve 19. yüzyıl Avrupa’sının çözülmekte olan feodal düzeninden çıkan ama burjuva özgürlük vaatlerine de güvenemeyen, tarihsel çıkmazda kalmış bir sınıfsal konumun düşünsel yansıması olarak okunabilir. Tarih yapabilme kapasitesine inancını yitirmiş bir özne, nihayetinde kendisini doğanın kör güçlerine teslim eder.
ÇELİŞKİNİN BÖYLESİ…
Schopenhauer’ın metninin bir çelişki de taşıdığını söylemem gerek. Eğer aşk gerçekten bir yanılsamaysa ve birey türün elinde bir araçtan ibaretse, bu yanılsamayı fark etmenin bir değeri var mı? Çünkü yanılsamayı görmek onu ortadan kaldırmıyor. Schopenhauer “tutkusunu yenmek zorunda olan insanlara” aşk metafiziğinin faydalı olacağını söylüyor ama hemen ardından “ne mantık ne de itidal ihsan edilmiş olan bir insanı mantıkla yönetemezsin” diye ekliyor. Bu bir çıkmaz.Kaldı ki aşkı türün yanılsaması olarak kavramak, onu kavramış olmak anlamına da gelmiyor. Bu yalnızca aşkı metafiziğe indirgiyor.
Sonuç olarak şöyle bağlayalım: Cinsel seçimin toplumsal, tarihsel ve öznel süreçlere bağlı bir olgu olduğunu düşünüyorsanız düşüncenizin doğru olduğunu kavramak için, öyle düşünmüyorsanız, öyle düşünmenin neden gerekli olduğunu anlamak için okunmaya değer bir kitap Cinsel Aşkın Metafiziği. Metnin yaptığı en büyük iş, bu. O da az bir iş değil gerçi.