15 Haziran 2026 Pazartesi
İstanbul 19°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Ateş çemberinde Türkiye ve YILDIRIMHAN

Uğur Güven

Uğur Güven

Gazete Yazarı

A+ A-

Ülkemizin bulunduğu coğrafya her zaman tarihin yazıldığı yerlerden biri olmuştur. Arkeolojik kayıtlara baktığımızda Göbeklitepe’nin yaklaşık 12 bin yıl evvel kurulduğunu biliyoruz ve şu an itibarıyla dünyanın bilinen en eski şehirsel yerleşim birimi.

Buna ek olarak Mezopotamya bölgesinin dünyanın en önemli kadim medeniyetlerinin çıktığı yer olduğunu da tarihten biliyoruz.

Dünya bilim tarihine Antik Yunanlılardan çok daha fazla katkıda bulunmuş olan Sümerliler bu coğrafyada ortaya çıktı.

Buna ek olarak Türkiye’nin ata topraklarında ortaya çıkan Hititler birçok buluşlarıyla medeniyetlerin öncüsü olmuştur. Aynı zamanda dünya tarihine baktığımızda bu bölgenin güç çekişmelerinden dolayı sürekli savaşlara sahne olduğunu da görüyoruz.

Ülkemizin coğrafyasında “Milattan Sonra” aynı zamanda gerek Doğu Roma İmparatorluğu gerek Selçuklular gerekse bir zamanlar dünyanın önemli bir coğrafyasına hâkim olan Osmanlı İmparatorluğu var olmuştur.

En son kurulan Cumhuriyetimiz ise Şanlı Kurtuluş Savaşımızdan sonra meydana gelmiş ve sürekli olarak bölgede bir istikrar gücü olarak yer almıştır.

Dolayısıyla savaş ve yaratıcılık hep bu toprakların tarihinde yer almıştır. O yüzden ülkemizin tarihten ders alarak en son modern savunma teknolojilerine Bilim Vatan kavramı çerçevesinde sahip olması gerekmektedir. Yanı başımızda yaşanan ABD – İran savaşı da dahil olmak üzere bölgemizde olan olaylar bize ders vermeli ve her zamankinden daha çok savunma teknolojimize ve AR-GE faaliyetlerine önem vermeliyiz.

Ateş çemberinde Türkiye ve YILDIRIMHAN - Resim : 1

YENİ NESİL SAVAŞ TEKNOLOJİLERİ

Özellikle 21. yüzyılda savaş doktrininin klasik savaş taktiklerinden çıkıp daha çok uzun menzilli füze ve dron teknolojisine yöneldiğini görüyoruz. Hemen hemen herkesin artık dron ve füzelerle uzaktan saldırıp piyade tarzı saldırıdan elden geldiği kadar uzak durmaya çalıştığını görüyoruz.

Aslında bir yandan insan gücünün korunması sağlansa da bu taktik aynı zamanda karşı tarafın lojistik tesislerine daha çok zarar verebilmekte ve savaşın avantajını bu konuda güçlü olana vermektedir.

Eskisi gibi savaş jetlerinin uçmasının ve bombalama yapmasının daha az kullanıldığı veya önemini yitirdiği bu dünyada, uzağa varabilen hipersonik füzeler ve “swarm” halinde toplu saldırı yapabilen dron teknolojileri ön plana çıkmaktadır.

HİPERSONİK GÜÇ

Füze teknolojisine baktığımızda tanım olarak Hipersonik füzelerin özelliği hızlarının ses katından 5 kat veya fazlası hıza sahip olmalarıdır. Kimi füzelerin ses katından 15 hatta 20 kat hızlı gidebildiği bir ortamda bu tür füzeler hem binlerce km öteye gidebilmekte hem de durdurulması oldukça güç olmaktadır. Hipersonik balistik füzeler onları durdurmak için atılan süpersonik (yani ses hızının 5 katından daha yavaş olan) füzeler tarafından yakalanamadığı için durdurması oldukça güç olmakta veya 3-4 tane füze ile durdurulmaktadır.

Bu bile her zaman mümkün olmamakta ve düşmanın lojistik hatlarına ve savunma tesislerine çok ciddi zarar verilebilmektedir. Bu yüzden hipersonik füzeleri olan ülkelerle savaşmak daha da zordur.

Bu çerçevede ülkemizde artık YILDIRIMHAN füzesi ile bu lige girmiştir ve bu ligde olan yaklaşık 10 ülkeden biridir. Eldeki bilgilere baktığımızda 6000 km menzili olan bu füzenin ses katının 25 katına kadar bir hıza ulaşabildiği bildiriliyor. Tabii bir bilim adamı olarak tavsiyem YILDIRIMHAN füzesinin testlerinin uçuş mekaniği stabilitesi yönünden daha çok incelenerek daha da geliştirilmesi ve hedef vurma kapasitesinin en iyi hale getirilmesidir.

Elbette bu denemeleri yaparken dikkatli olmak lazım, çünkü başka ülkelerde bu denemeleri izleyip füzemiz hakkında bilgi sahibi olmaya çalışacaklardır. Bu yüzden bu denemeleri olabildiğince gizli yapmak önemlidir. Ancak her halükârda bu füzeye sahip olmamız bizi bölgede çok daha güçlü bir konuma getirmiştir ve vatanımızın savunmasında çok önemli bir kilometre taşı olmuştur. Bu füzenin yapımında emeği geçen herkese teşekkür etmek şükran borcumuzdur.

YENİ SAVUNMA DOKTRİNİ

Buna ek olarak Bayraktar Teknolojisi ve diğer teknolojilerle oluşturulan insansız savaş araçları ve dronlar ile aynı zamanda kısa ve orta mesafede saldırı yapabilecek kapasiteye ulaşmıştır. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi dron teknolojisinin amacı karşı tarafın savunma hattını satüre etmek (doygunluğa ulaştırmak ve etkisiz kılmak) ve karşı tarafa hasar vermektir. Bu konuda gerek İran – ABD savaşına gerekse Rus – Ukrayna savaşına baktığımızda dron teknolojilerinin hem savunmada hem de karşı saldırıda çok aktif olarak kullanıldıklarını görüyoruz ve bu da bize bu konuda yapılan yatırımların ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

BİLİM VATAN

Bu yüzden “Bilim Vatan” kavramı her zamankinden daha önemlidir. Ülkemiz coğrafya olarak çok ciddi bir gerilimli bölgede bulunmaktadır ve bilimsel çalışmalar ile hem savunma teknolojilerimiz ilerletilmeli hem de bununla yetinmeyip geleceğin 10 yılını çizeceği belli olan uzay teknolojileri, enerji teknolojileri ve yapay zekâ teknolojileri araştırmaları el ele yürümelidir.

Bu sayede hem Kara Vatan hem Mavi Vatan hem Siber Vatan hem de Uzay Vatan layıkıyla korunabilecek ve yüzyılı geride bırakmış olan Cumhuriyetimiz bölgede bir istikrar ekseni olarak var olmaya devam edecektir.

Türkiye