11 Ağustos 2026 Salı
İstanbul 22°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

AVM sinemalarının sonu mu geliyor?

Burçak Evren

Burçak Evren

Gazete Yazarı

A+ A-

AVM sinemalarının sonunun gelip gelmediği sorusu yalnızca ülkemizde değil, dünya sinema sektöründe de tartışılmaya başlandı. Kuşkusuz bu durum AVM sinemalarının tümüyle yok oluşu anlamına gelmiyor; ancak zaman içinde ciddi bir kabuk değiştireceklerinin, bir diğer söyleyişle değişim ve dönüşüme uğrayacaklarının bir uyarısı niteliğini taşıyor. Bu uyarının gündeme gelip tartışma zeminine taşınmasının ardında bir dizi belirti var: Dünyada bu tür sinemalardaki dramatik seyirci düşüşü, bilet fiyatlarındaki yükseliş, ev konforunun tercih edilmesi, dijital platformların cazip hâle gelmesi ve son olarak da AVM konseptlerinin farklılaşması gibi nedenler bunlardan birkaçı...

Türkiye genelinde 2019 yılında yaklaşık 59,5 milyon olan yıllık sinema seyircisi sayısının, pandemi sonrasındaki toparlanmalara rağmen 2024 yılında 33,1 milyon seviyesine düşmesi; her geçen yıl artan işletme maliyetleri nedeniyle bilet fiyatlarının yükselmesi ve buna bağlı olarak haftalık sinema ziyaretlerinin giderek azalması; Netflix, BluTV, Disney+, Amazon Prime gibi birbirinden cazip platformların gündelik hayatımızın merkezine yerleşmesi ve dev ekranlarla ev televizyonlarının kalite ve sisteminin farklı boyutlara taşınması, sinemaya gitme gereksinimini büyük ölçüde etkileyen nedenler olarak öne çıkıyor.

Ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından bu ay yayımlanan 2025 yılı “Sinema ve Gösteri Sanatları İstatistikleri” bülteni verilerine göre; sinema seyircisi sayısı bir önceki yıla göre yüzde 15 azalarak 27 milyon 657 bin 591 kişi olarak kayıtlara geçti. Yerli film seyirci sayısı yüzde 18,3 gerilemeyle 15 milyon 96 bin 336 olurken, yabancı film seyirci sayısı ise yüzde 10,7 azalışla 12 milyon 561 bin 255 olarak hesaplandı.

ESKİ SİNEMALAR GEREKSİNİM HALİNE GELİYOR

Tüm bu gelişmelere karşın elbette AVM sinemaları tümüyle kapanmayacak; aksine onlar da hayatta kalabilmek için birtakım değişim/dönüşümler içine girecektir. Daha şimdiden kimi AVM sinemalarının yataklı geniş koltuklar, dev ekranlarla VIP salonlara dönüşmeye başladığı gözlenmektedir. Ancak tüm bu hamleler; AVM’lerin en üst katlarında yer alan, yüksek tavanlı, penceresiz ve birbirinin aynısı olan o kutu salonlarda film izlenmesi gerçeğini değiştiremediği için bu mekânların kan kaybetmesini engellemeye yetmeyecektir. Bu tür tekdüze salonlar, giderek kapıları sokağa açılan, fuayesinde kahve içilerek sohbet edilen eski sinemaları bir nostalji olmaktan çıkarıp bir gereksinim hâline getirmektedir. Yazlık sinemalara olan yönelim gibi, eski devasa ve bağımsız kapalı semt sinemalarına da -sınırlı sayıda olsa bile- bir dönüşümün mümkün olabileceği görülmektedir.

SİNEMANIN KİMLİĞİ

AVM sinemaları ile kapıları sokağa açılan bağımsız sinema salonları arasındaki en belirleyici fark, elbette ki yalnızca mekânın konumu ya da çoklu/tekli film gösterim sistemine sahip olmaları değildir. En belirgin fark; aidiyet duygusuyla harmanlanan, farklı kesimlerin bir arada film izleme deneyiminin kaçınılmaz kıldığı insani ilişkilerin pekişmesidir. “Film izlemeye gitmek” ile “kentin orta yerindeki sinemaya gitmek” arasındaki farktır bu; ya da sinemanın, ticari bir gayrimenkulün dolgu malzemesi olmaktan çıkarılıp kentin kültürel dokusunun can damarı hâline getirilmesinin farkıdır. Onun içindir ki eskiden yalnızca film izlemeye gidilmez; sinemaya, dahası her biri farklı bir kimliğe sahip olan Emek’e, Fitaş’a, Alkazar’a ya da Saray ve Lüks’e gidilirdi. Emek’e gitmek, Beyoğlu’na gitmek, aynı zamanda sinemaya gitmek demekti. Bu sinemaların her biri, tıpkı gösterime soktuğu filmler gibi, bulundukları semtin karakterini, rengini hatta inanmayacaksınız ama (Harbiye Konak gibi) kokusunu taşırdı.

‘AVM SİNEMALARI COĞRAFYASIZDIR’

Bir yazarın dediği gibi; “AVM sinemaları coğrafyasızdır.” Dünyanın neresine giderseniz gidiniz, hepsi birbirine benzer. Burada film izleyenlerin ne düşleri sığar o kutuların içine ne de anıları… Bir de kapıları sokağa açılan, her biri tarih kokan o görkemli sinemaları düşünün… Her biri anı albümü gibidir. Her bir sayfasında perdedeki görüntülerinin bizlerde bıraktığı unutulmaz bir sureti bulunur. Onun içindir ki bu tür salonların tekrar yaşamımıza girmesi “nerede o eski sinemalar” gibisinden geçmişe duyulan bilindik bir özlem ya da zamanın tozlarına tutsak olan bir nostaljiden çok; üç kuşağın her hafta bir arada film izleme geleneğini oluşturduğu bir kentin, bir semtin gündelik yaşam tarihi ile bir arada olma kültürünün hafızasına bir kez daha dönebilme isteğidir.

Mekânsal bir kimliğe sahip olan o eski sinemalar yalnızca film göstermezler; loş salonlarının mahremiyeti içinde, meşin koltuklarının aralarına gizlenmiş nice anımızı da muhafaza ederlerdi. AVM sinemalarının aksine, bu tür devasa salonlarda anılar tükenmez, aksine birikir; zaman içinde izlenen nice unutulmaz filmler bu sinemalarda izlenmiş olmanın keyfiyle anımsanırdı.

Kim bilir? Belki bir gün şehre, kapıları sokağa açılan, on dakika araları olan o bildik sinemalardan biri de gelir. “Gelecek program” olmasa da pek yakında…

Sinema