14 Ekim 2026 Çarşamba
İstanbul 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Ay’da sınırlar yeniden çiziliyor: Biz hazır mıyız?

Uğur Güven

Uğur Güven

Gazete Yazarı

A+ A-

Göbeklitepe’de 11 bin yıl önce başlayan insanlığın ilk serüveninden beri insanoğlu sürekli geceleri en yakınında parlayan Ay’a bakmış ve onun ne olduğunu anlamaya çalışmıştır.

Bazı kavimler Ay’ı tıpkı bir tanrı gibi görüp tapınsa da Sümer medeniyetinden beri Ay’ın esasında göklerde olan bir mini gezegen olduğu düşünülmüş ve sonuçta doğal bir yapı olduğu anlaşılmıştır.

Eski Yunanlar ise Ay’ın gezegenimize ait bir doğal ay olduğu sonucuna vardıktan sonra Ay ile ilgili birçok gözlem ve bilimsel bulgu ortaya çıkarmışlardır.

Tabii insanlık geliştikçe Ay hakkındaki meraklar artmış ve Ay’a ulaşmak için farklı düşünceler başlamıştır. Başta bilimkurgu olarak başlayan bu düşünceler (Jules Verne’in 19. yüzyılda yazdığı ‘Ay’a Seyahat’ romanı gibi) zamanla bilimsel platforma oturmuştur. Sovyetler tarafında Sputnik uydusunun 4 Ekim 1957’de fırlatılması ile başlayan uzay çağı daha sonra NASA’nın 20 Temmuz 1969’da Neil Armstrong isimli astronotun “Bu insan için küçük bir adım ama insanlık için büyük bir adım.” diyerek Ay’a ayak basmasıyla yepyeni bir döneme girmiştir.

AY YARIŞINDA ASYA’NIN YÜKSELİŞİ

Gerek ABD gerek Sovyetler Birliği gerekse daha sonra Çin, Ay konusunda birçok uzay sondası gönderip bilgiler elde etmişlerdir.

Özellikle Amerikalıların Ay’dan toprak örnekleri getirmesiyle Ay’ın kimyasal kompozisyonu daha net şekilde anlaşılmıştır.

Buna ek olarak Çin Uzay Ajansı’nın çok başarılı Chang’e görevleri, 21. yüzyılda Ay’ın çok kapsamlı bir atlasının ve jeolojik kaynaklarının haritasının çıkarılmasını sağlamıştır.

2023 yılında Ay’a inen Chandrayaan 3 sondası ilk kez Ay’ın Güney Kutbu’na erişen bir uzay aracı olma hakkına ulaşmıştır. Bir nevi, Asya ülkeleri olan Hindistan ve Çin’in adımları Ay’ı insanlığa daha yakın hale getirmiştir. Hatta son 10 yılda Ay konusunda en detaylı bilgiler bu iki ülke sayesinde elde edilmiştir.

AY’IN KAYNAKLARI KİMİN?

Peki bu Ay’daki bulunan kaynaklar ne olacak? Ben dâhil birçok bilim insanı, Ay’da başta enerji üretimi için çok değerli olan Helyum-3 olmak üzere önemli kaynaklar bulunduğunu savunmaktadır.

Buna ek olarak Ay aynı zamanda insanlığın güneş sistemine yayılabilmesi için ilk basamaktır ve stratejik anlamda önem taşımaktadır. Peki Ay kime aittir ve Ay’ın imkanları ve stratejik lokasyonundan kimler faydalanma hakkına sahiptir?

Burada tabi iki farklı gerçeklik görülmektedir. Hukuksal olarak BM kararları ile alınmış olan bazı kararlar birinci gerçekliktir ama ikinci gerçeklik ise bir nevi Vahşi Batı zamanında olduğu gibi kim oraya ilk giderse ve kaynakları çıkarırsa kaynaklar ona aittir gerçekliğidir.

BM AY ANLAŞMASI NE DİYOR?

Türkiye 2012 yılından beri Birleşmiş Milletler’in 1979 Ay Anlaşması’nın tarafıdır. Üstelik bu bir siyasi niyet beyanı değil, Türkiye açısından bağlayıcı bir uluslararası anlaşmadır. Ay Anlaşması’nın meşhur 11’inci maddesi ise Ay ve doğal kaynaklarını insanlığın ortak mirası olarak tanımlamakta ve daha da önemlisi aynı madde, Ay yüzeyinin, yeraltının ve orada bulunan doğal kaynakların hiçbir devletin, kuruluşun veya kişinin mülkiyetine dönüşemeyeceğini söylemektedir. Ardından da Ay kaynaklarının işletilmesi teknik olarak mümkün hale geldiğinde bu işletmeyi yönetecek uluslararası bir sistem kurulmasını öngörmektedir. Bu sistemin amaçları arasında kaynakların düzenli ve güvenli geliştirilmesi, rasyonel yönetimi ve elde edilen yararların adil biçimde paylaşılması da bulunuyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarının dikkate alınması ayrıca belirtilmektedir.

ARTEMİS FARKLI BİR KAPI AÇIYOR

Ancak Türkiye buna ek olarak 31 Ağustos 2026 tarihinde ABD öncülüğündeki Artemis Mutabakatı’nı imzalayarak bu sistemi kabul eden 71’inci ülke oldu. Dışişleri Bakanlığımız, mutabakatı, Ay keşiflerinin güvenliğini artırmayı ve dış uzayın barışçıl, sürdürülebilir ve faydalı kullanımını teşvik etmeyi amaçlayan bir ilkeler bütünü olarak tanımlamakta.

NASA da Türkiye’nin 71’inci imzacı olduğunu resmen açıkladı.

Artemis’in 10’uncu bölümü oldukça farklı bir kapı açıyor. Mutabakat, Ay’ın, Mars’ın, asteroitlerin ve kuyrukluyıldızların kaynaklarının çıkarılabileceğini kabul ediyor ve daha da önemlisi, uzay kaynaklarının çıkarılmasının tek başına ulusal egemenlik kurmak anlamına gelmediğini söylüyor.

Ancak madencilik yapılan alanların güvenlikli alan olarak işaretlenebileceği ve diğer ülkelerin bu alandan kendi güvenlikleri için uzakta olması gerektiğini de söylüyor.

İKİ FARKLI AY REJİMİ

Bir tarafta Ay kaynaklarının insanlığın ortak mirası olduğunu söyleyen ve bunların işletilmesi için gelecekte uluslararası bir rejim kurulmasını isteyen Ay Anlaşması var. Diğer tarafta ise kaynağın çıkarılmasını prensip olarak meşru kabul eden ve bunun 1967 Dış Uzay Anlaşması’ndaki ulusal sahiplenme yasağına kendiliğinden aykırı olmadığını söyleyen Artemis yaklaşımı bulunuyor. Elbette Artemis Mutabakatı bir uluslararası antlaşma değil. Artemis metni kendi hukuki niteliğini açık biçimde siyasi taahhüt olarak tanımlıyor.

Burada ortaya çıkan fiili durum şu. BM Ay Anlaşması ayın kaynakları ve kullanımı için uluslararası ve tarafsız bir kurulum önerirken ve bunu uluslararası yasa ile sağlarken, Artemis Mutabakatı ABD ve NASA öncülüğünde Ay ile ilgili yapılacak çalışmalar ile ilgili bir fikir temennisi ama aynı zamanda bu anlaşmaya taraf ülkeleri bir araya toplayan bir anlaşma. Ancak birçok ülke bunun etrafında toplanırsa ve bu anlaşma kapsamında yapılan faaliyetler hatta Ay madenlerinin çıkarılması sağlanırsa, bunun norm haline gelme ihtimali de var.

AY’DA YENİ REKABETİN İŞARETLERİ

Tabii denebilir ki nasılsa Artemis tarafıyız, bu konuda yapılacak her çalışmadan fayda sağlayacağız. Ancak gerçek hayatta durum bu olmayabilir.

Artemis’e taraf fakat gerçekten Ay’a gidip gelebilecek ülkeler meyveleri toplarken diğer ülkeler sadece veri ile yetinmek zorunda kalabilir.

Mesela ABD ve Japonya, İngiltere ve Fransa oradaki kaynakları çıkartıp kullanırken bizler sadece bu verileri işlemekle yetinmek zorunda kalabiliriz.

Artemis Anlaşması’na taraf olmak bu teknolojinin tarafımıza transfer edileceği anlamına gelmiyor. Ayrıca Artemis Anlaşması’na taraf olmayan Rusya ve Çin aynı bölgelerde üs kurar ve aynı kaynaklara sahibim derse ne olacak?

Özellikle Artemis Anlaşması’nın güvenli bölge olarak tanımladığı yerler muhtemelen herkesin isteyeceği coğrafi bölgeler olacaktır. 

Bu durum bir çatışmaya mı yol açacak yoksa dünyadaki “Ortadoğu örneği” Ay’da da mı tekrarlanacak?

TÜRKİYE’NİN KOZU: UZAY VATAN

Sonuçta Türkiye burada Uzay Vatan kozunu oynamalıdır.

Ay Anlaşması’na taraf olarak BM ve uluslararası hukuku her zaman öne çıkarmalı ama yanı zamanda Artemis’ten elde edeceği bilgi ve kazanımları da muhakkak bünyesine katmalıdır.

Bir yandan kendi Ay çalışmalarını yapmalı ve her ne olursa olsun önümüzdeki 10 yıl içerisinde Ay’da kendi çalışmalarını da bağımsız yapabilecek bir konuma gelmeyi hedeflemelidir.

Aslında şu anki ekonomik şartlarda zor görünse de esasında doğru akıl gücü ve yaratıcılıkla zannedildiğinden kolaydır. 2019 yılında benim doktora öğrencilerimin yaptığı bir Ay tozu analiz deneyi halen Ay’da duruyor ama iletişim kayıp ve verilere ulaşılamıyor.

Demek ki istendiğinde kıt kaynaklarla da bir şey yapılabiliyor. Ay ile ilgili zaten çalışma yapan ve araştırma sondası gönderen birçok ülke ile birbirinden bağımsız anlaşmalar ile Türk mühendis ve bilim adamlarının yaptığı deneyler Ay’a gönderilebilir ve Ay’da sonda yapılabilir. Sonuçta bunu yapan Çinli, Hintli, Amerikalı, Japon veya diğer milletlerden olan insanlardan hiçbir eksiğimiz yok hatta genç mühendislerimiz hepsinden daha yaratıcı olabilirler. Bunun için Uzay Vatan çerçevesinde hızla devlet-üniversite-özel sektör ekseninde 10 yıllık bir plan uygulanmalı ve Ulu Önderimiz Atatürk’ün dediği gibi unutulmamalıdır ki “İstikbal göklerdedir!”

Lozan’da sınırlarımızı Dünya’da çizdik. Belki önümüzdeki yüzyılda Türkiye’nin çıkarlarını koruyacağımız yeni sınırlar Dünya üzerinde değil, Ay’ın kraterleri arasında çizilecek.