Başımızın belası Batı’nın 8 illüzyonu!
Evet, yazımızın başlığındaki “illüzyon” Türkçe değil ve “yanılsama” diye tanımlamış TDK. Ama Batı sistemi, biraz da sirklerdeki “illüzyonistlere” benzediği için, biz yine de izninizle “illüzyon” kelimesini kullandık!
Bu yazı, aslında Batı’nın yarattığı Neo-Liberal sistemin, yalan dolanlar ile sisler altına attığı ve şimdilerde çöküşünü hazırlayan temel nedenlerin, kısacık bir açıklanması çabasıdır. Ve ABD, Avrupa ve onların bir asırdır yönlendirdiği tüm dünya ülkelerine de, doğrudan uygulanabilecek bir analiz olduğunu düşünmekteyiz. Elbette bu tahlilin geçerli olduğu ülkeler listesinin içine, 80 senedir Batı ile çok kötü bir evlilik içinde debelendiğimiz ve bir türlü boşanmayı beceremediğimiz için, bizler de dahiliz.
Neo-liberal Atlantik-Batı sisteminin neden bu kadar işlevsiz hale geldiğini ve bu sistemin sebep oldugu hastalıklara ve yıkımlara karşı neler yapabileceğinizi anlamak istiyorsanız, sistem hakkındaki mevcut muhtemel varsayımlarınızın çoğunu yeniden değerlendirmeniz gerekir.
SİSLER ARASINDAKİ GERÇEKLER

1. İlk olarak, siyaseti çesitli partiler arasındaki seçim yarışları olarak düşünmeyi bırakınız. Buna en bariz örnek olarak, ABD’deki Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki 200 yıllık çekişmeyi ele alabilirsiniz. Bunun sebebini anlamak icin “Gücü” düşünün. Temel mücadele, sistem üzerinde güç kazanmış küçük bir azınlık ile çok az veya hiç gücü olmayan büyük çoğunluk arasındadır. Bu şöyle ya da böyle tüm Atlantik sistemi takipçilerinin bugünkü durumudur.
2. Batı’nın neo-liberal sistemindeki “serbest piyasa” ve “hükümet” arasındaki seçim hakkında öğrendiklerinizi unutun. Bir piyasa, onu organize edip uygulayacak bir hükümet olmadan var olamaz. Önemli soru, piyasanın kime hizmet etmek üzere organize edildiğidir.
3. Aynı nedenle, ekonomiyi siyasetten ayırmaya çalışmayın. Bunlar aynı sorunun iki yüzüdür. Dünya ülkeleri içinde, bu konuda en somut gelişmeleri yaşayan bir ülke olarak, 1980’de başlatılan Özal’ın piyasa ekonomisi ve özelleştirmelerini hatırlayın, yeter. (Ve ekonomiyi siyasetten ayırmaya çalışan herkesten de şüphe edin.)
KİMİN İÇİN BÜYÜME VE VERİMLİLİK?

4. Daha yüksek büyüme ve daha fazla verimlilik gibi standart ekonomik hedefleri unutun. Mesele, daha fazla büyüme ve verimlilikten “kimin fayda sağladığıdır.” Nüfusun büyük çoğunluğunun hiç yararlanamadığı büyüme ve verimlilik çok yüksek olsa bile, halka ne verebilir ki? Bunun kötü bir örneği ABD iken, iyi örneğini de Çin Halk Cumhuriyetini inceleyerek görebilirsiniz.
5. Kapitalizm ve sosyalizm arasında bir savaşın içinde olduğumuzu varsaymayın. Zaten sosyalizme sahibiz - çok zenginler için. Elon Musk gibi milyarderler, sözde kapitalizmin kalesi sayılan ABD devletinden şöyle ya da böyle aldıkları devlet projeleri ile trilyarder haline gelirken, benzer halleri Türkiye dahil her ülkede görebilirsiniz. Bunlara, kısaca “oligark” deniyor günümüzde. Ama çoğu Amerikalı gibi, dünya nüfusunun büyük çoğunluğu ise, vahşi kapitalizmin çesitli renkleri altında ömür sürdürmek zorundadır.
6. Finansın geleneksel tanımını da unutun. Bunun yerine, büyük para akışlarına bahis oynanan ve bu bahislerle yaratılan türevlere de bahis oynanan, dev bir kumarhaneyi düşünün. Borsalarda en büyük kazananlar, bu milyarlık şirketler hakkında, herkesten daha iyi iç bilgilere sahip olanlardır.
SİSTEMİN TAMİRATI MÜMKÜN DEĞİL!

7. Arada bir ortaya atılan çekici politika önerilerini, sistemin bütününde yapılması gereken değişikliklerle karıştırmayın. Yürürlüğe girip uygulansalar bile, bu tür öneriler en fazla sistemik sorunları hafifletir, kitlelerin gözünü boyamaya yarar. Bu sistemik sorunları kökten çözmek, sistemin dayandığı “güç dağılımını” değiştirmeyi gerektirir.
8. En önemlisi, “gücün doğasını” anlamanız gerekir - kimin elinde ve neden, nasıl kullanılıyor ve hangi amaçlarla! Büyük ölçekteki güç, kamu gündemini belirleme kapasitesidir; büyük kararları çerçevelemek, yasama organlarını etkilemek ve yasaların çıkarılmasını sağlamak veya engellemek, ve güçlünün iradesini dünyaya dayatmaktır. Ancak, gücü doğrudan ele almadan bugünkü sistemi anlayamazsınız.
Güç, büyük bankalar, küresel şirketler, hükümetin yürütme ve yasama organları, Merkez Bankalari, Yüksek Mahkemeler, ordu, seçkin üniversiteler ve medya (sosyal medya dahil) aracılığıyla kullanılır.
GÜÇLÜ ZENGİNLER, ZENGİN GÜÇLÜLER
Güçlülerin sistem üzerindeki etkilerinin doğasını anlamak için, zenginliğin rolünü anlamanız gerekiyor. Şu anki sistemde, güç ve zenginlik birbirinden ayrılamaz. Büyük zenginlik, büyük güçten gelir; büyük güç büyük zenginliğe bağlıdır. Artık günümüzde zenginlik ve güç, bir ve aynı şey haline gelmiştir.
Hepimizin, zaten bildiğimizi farz ettiğimiz bu temel gerçekleri yeniden hatırlatarak, sizi sistem hakkında daha umutsuz ve çaresiz hale getirmeyi amaçlamıyoruz. Aksine, “sistemi değiştirmenin ilk adımı onu anlamaktır” düşüncesiyle, hepimizi sistemin bugünkü krizini anlayıp, onun yerine daha adaletli ve çoğunluğun mutluluğunu hedefleyen başka bir sistem kurma yolunda, neler yapılabileceği üzerine düşündürmeye çalışıyoruz.
Gerçeği kavrayamazsak, geleneksel yanlışlara ve yanlış seçimlere hapsoluruz, yeni olasılıkları hayal edemeyiz. Sistemi mevcut olduğu gibi ve tüm cepheleri ile görmek ve analiz edebilmek, onu daha iyiye doğru değiştirmek için başkalarıyla birleşmenizi sağlayacaktır.
Dünyanın Öteki Sesleri: Nazem El-Ghazali, Irak
https://www.youtube.com/watch?v=FrSd7fms8b8