Başın sağ olsun Elon Musk Kongo Dünya Şampiyonu
Ay sonunu getiremeyene fakir, kredi kartı ekstresine dua ederek bakana orta sınıf, çalışmasa da yaşayabilene ultra zengin, torunlarının torunları çalışmasa da yaşayabilene ve birkaç milyar dolar kaybedince haberi olana Elon Musk diyorlar.
Türkçe ve ecnebi matbuat manşetten duyurmuş; “Elon Musk’ın serveti eridi!”
İnsan ister istemez soruyor: Nerede eridi? Bizim maaşların eridiği yerde mi, yoksa Grönland büyüklüğünde bir buzdağının sadece köşesi mi kopmuş?
Adamın serveti 1 trilyondan 970 milyara düşmüş. Trilyoner sıfatını kaybetmiş. Vah vah vah! Yani matematiksel olarak fakirleşmiş ama fiziksel olarak hâlâ birkaç küçük gezegen satın alabilecek durumda.
Yerli ve milli ecdat sözüdür; “970 milyar doları olan, 970 lirayla ay sonunu getirmeye çalışanı anlayamaz.”
Eskiden insanlar, “Adamın bir evi varmış.” derdi. Sonra, “On tane fabrikası varmış.” dediler. Şimdi ise, “Yazık ya, sadece 970 milyar doları kalmış...” noktasına geldik.
Ekonomi haberlerinin aristokratik versiyonu adeta.
Kont hazretlerinin altın kaplamalı üçüncü yatı gecikti. Saray çevrelerinde derin endişe hâkim.
Bir de şu ironiyi düşünün; Musk’ın servetindeki günlük dalgalanma bazen 10-20 milyar dolar olabiliyor.
Yani adam sabah uyandığında, “Bugün 15 milyar dolar kaybettim.” diyor. Biz ise elektrik faturasına bakıp: “Klima mı açsak, çocuklarımızı üniversiteye göndersek?” hesabı yapıyoruz.
SERVETİN HABER DEĞERİ
Bir adam trilyoner olmaktan çıktı diye haber yapılıyor. Çünkü geriye yalnızca 970 milyar doları kaldı.
Kapitalizmin geldiği nokta budur:
Bazılarının serveti artık sayı değil, astronomik bir hava olayıdır.
“Bugün Elon üzerinde hafif servet kaybı bekleniyor; öğleden sonra 40 milyar dolarlık sağanak geçişleri görülebilir.”
GÜLER MİSİN AĞLAR MISIN?
Mahallede Hasan’ın emekli maaşı ayın 15’inde bitiyor, onu haber yapan yok.
Demek ki dert de zenginleşmiş. 970 milyar doları olanın derdi haber oluyorsa, yoksulun derdi artık istatistiktir. 970 milyar doları kalana üzülmemizi mi bekliyorlar?
Milyonlar daha markete girerken üzülüyor.
Seslerini duyan var mı?
Aynı gezegende birileri “970 milyar dolara düştüm.” diye manşet olurken, milyarlarca insanın gündemi hâlâ kira, ekmek, ilaç ve elektrik faturasıdır.
Can Yücel yaşasaydı belki şöyle derdi: Nasıl anlatayım Elon Musk’ı ve televizyonlarda yorum yapanları küfürsüz!
Biz yine küfürsüz Kur’an dili ile uyaralım: Asla zalimlerin yapacağı şeyden, Allah’ı gafil sanma. Ancak Allah onların azabını öyle bir güne bırakıyor ki, o gün gözler korkudan dikilir kalır.
KONGO’NUN BİTMEYEN TALİHİ
Peki, küfürsüz anlatacağımız güzel şeyler oluyor mu?
Elbette oluyor; mazlum zalimden hakkını alıyor.
Batı Kongo’nun tarihine en çok Belçika ve Portekiz damga vurdu. Ancak ülkenin bugünkü siyasi ve kültürel yapısını en fazla şekillendiren güç yine Belçika sömürge dönemi olmuştur.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC), Afrika’nın tam merkezinde yer alan ve dünyanın en zengin doğal kaynaklarına sahip ülkelerinden biridir.
Yaklaşık 110 milyon nüfusuyla Afrika’nın en büyük ülkelerinden biridir.
Dünyanın en büyük kobalt rezervlerine sahip.
Büyük miktarda bakır var. Altın, elmas, uranyum ve nadir mineraller barındırıyor. Dünyanın ikinci büyük yağmur ormanlarına sahip.
Bugün elektrikli araçların, bataryaların ve yapay zekâ veri merkezlerinin kullandığı kritik minerallerin önemli kısmı Kongo’dan geliyor. Bu yüzden Kongo sadece bir Afrika ülkesi değil; küresel teknoloji savaşının merkezindeki ülkelerden biridir.
Ve maalesef Kongo’nun talihsizliği zengin olmasıdır.
Kauçuk ve fildişi için milyonlarca Kongolunun öldüğü veya sakat bırakıldığı dönem yaşandı. Bu dönem sömürge tarihinin en karanlık sayfalarından biri kabul edilir.
1960’ta bağımsızlık geldi ancak ardından darbeler, iç savaşlar ve dış müdahaleler başladı.
Özellikle Kongo’nun ilk Başbakanı ve bağımsızlık mücadelesinin sembolü Patrice Lumumba (1925-1961) suikastı Kongo tarihinin dönüm noktalarından biridir.
LUMUMBA VE BÜYÜK GÜÇLER
14 Eylül 1960’ta Belçika, Portekiz, MOSSAD, İngiltere ve CIA tarafından desteklenen Albay Joseph Mobutu (daha sonra Mobutu Sese Seko adını aldı) ve Lumumba’nın Brütüsü (Kongo eski Cumhurbaşkanı) liderliğinde bir askerî cunta yönetimi ele geçirdi.
Lumumba 1 Aralık 1960’ta Mobutu’ya bağlı birlikler tarafından tutuklandı, Lumumba ve arkadaşları aynı gün kurşuna dizildi. İnfazın ardından cesedi sülfürik asitle eritilerek yok edildi.
Meşru lider sıfatı taşıdığı için kendisini korumakla mükellef olan BM askerleri ve BM Güvenlik Konseyi’nin (Sovyet Rusya ve Çin dışındakiler) tavrı iblisi bile şok eden cinstendi.
Ağustos 1960’ta, dönemin CIA Direktörü Allen Dulles: “Lumumba’nın bertaraf edilmesinin acil ve temel bir hedef olması gerektiği ve mevcut koşullar altında bunun gizli operasyonlarımızda yüksek öncelik taşıması gerektiği sonucuna varıyoruz.” demişti.
BM önünde iki ay boyunca gösteriler yapan Lumumba’nın eşi Pauline Opango ise BM görevlileri tarafından sürekli kovuldu.
Şubat 2002’de Belçika hükûmeti “Lumumba’nın öldürülmesine giden olaylarda inkâr edilemez bir sorumluluk payına sahip olduğunu” kabul eden bir açıklama yayımladı.
Temmuz 2002’de ABD hükûmeti CIA’nin, Lumumba karşıtlarına para ve politik destek yardımında bulunarak ve Mobutu’ya silah ve askerî eğitim sağlayarak Lumumba’nın öldürülmesinde rol oynadığını ortaya çıkaran belgeleri açıkladı.
Cesedinin eritilerek yok edilmesinden sonra vücudundan geriye kalan tek parça olan dişi 20 Haziran 2022’de 61 yıl sonra Brüksel, Egmont Sarayı’nda ailesine teslim edildi.
Peki, hani Basra harap olduktan sonra misali gelen bu itirafları yapanların halifeleri ibret ve ders aldılar mı?
Hayır.
Bugün Kongo’da asıl büyük oyuncu Çin’dir. ABD ile Çin arasındaki rekabetin Afrika’daki en kritik sahalarından biri Kongo’dur.
Birçok Kongolu, “Batılılar konuşur, Çinliler yol, köprü, demiryolu, okul, hastane yapar.” der.
Tarih hafızası, geçmişte yaşananların bugünkü olaylara anlam yüklemesidir.
FUTBOLUN TARİHLE BULUŞTUĞU AN
Demokratik Kongo Cumhuriyeti en son Dünya Kupası’na 1974’te, o zamanki adıyla Zaire olarak katılmıştı.
O turnuvada üç maç oynadılar, 14 gol yediler ve hiç gol atamadılar.
52 sene sonra Kongo Millî Takımı Dünya Kupası’nda mücadele etme hakkını kazandı.
Dünya Kupası tribünlerinde bir eli havada hareketsiz bekleyen Kongolu bir taraftar, 65 yıl önce öldürülen Patrice Lumumba’nın heykelini canlandırdı. Bu görüntünün ardında sömürgecilik, Soğuk Savaş ve bir siyasi suikastın kesişen hikâyesi var.
Portekiz’e karşı oynadıkları ilk maçta 1-1 berabere kaldılar. Atılan o golün futbol açısından değeri 1 goldür. Ama tarihsel açıdan Kongolular bunu şöyle okudu:
“Bir zamanlar Avrupa’nın karşısında ezilen, sömürülen Afrika; bugün aynı Avrupa’nın güçlü temsilcilerinden birine karşı eşit durabiliyor.”
Kongo denince insanların aklına iç savaş, madenler, yoksulluk, darbeler, suikastlar ve asitle eritilen bir başbakanın ülkesi geliyor. Ama milyonlarca insan ilk kez Kongo’yu “Portekiz’e kafa tutan takım” olarak gördü.
Elbette bugünkü Portekizliler 16. yüzyılın sorumlusu değiller. Ancak tarihin sembolleri futbolda sık sık yeniden ortaya çıkar.
Bu nedenle Kongo’nun ilk Dünya Kupası golünü ve ilk puanını tam da Portekiz’e karşı alması, birçok Kongolu için sadece sportif değil, tarihsel ve psikolojik açıdan da anlamlı bir ilahî adalet tecellisi olarak görülebilir.