16 Ekim 2026 Cuma
İstanbul 11°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Batının estetik krizi

Cemil Gözel

Cemil Gözel

Site Yazarı

A+ A-

Batı, estetik bir kriz yaşıyor ve bunun sonucu olarak posthümanizm Batı edebiyatında egemen bir iklime dönüşmüş durumda. Yayımlanan romanlara kabaca bir göz atmak bile bunu anlamak için yeterli.

Posthümanizm kendini felsefi bir özgürleşme projesi olarak sunmuştu ama aslında bu, çok belirgin bir ideolojik operasyondu. Bu operasyon çelişmenin yönünü insan yapmasıdır. Böylece ezen ile ezilenin yerini insan ile “insandışı ve insandan daha fazlası” aldı.

Batının estetik krizi - Resim : 1

Posthümanizmin ideologlarından Rosi Braidotti, İnsan Sonrası Bilgi1  kitabında, hümanizm karşıtlığını insan sonrasına götürebilecek yolların en önemlisi saymakta ve bu karşıtlığın post-yapısalcılığa ve özellikle Foucault’ya ve Deleuze’e borçlu olduğunu da gizlememektedir. Foucault ise insanı “yakın tarihli bir icat” ve “belki de yakınlardaki son” olarak ilan etmektedir.2 Ezenin adı artık belirli bir sınıf değil insanın kendisine, ezilen ise “insan, insandışı ve insandan daha fazlası”nın oluşturduğu heterojen bir kalabalığa dönüşmektedir. Bu kurulum, Marksist sınıf analizini yerinden etmeye yönelik son derece rafine bir hamledir: Kapitalizm ile sosyalizmi aynı “insan egemenliği” kategorisi altında eşitleyen, dolayısıyla hâkim sınıfların kendi sistemlerine yönelik her köklü eleştiriyi önceden tasfiye eden bir ideolojik program, bu.

BATI EDEBİYATININ TIKANIKLIĞI

Batının estetik krizi - Resim : 2

Geç kapitalizm koşullarında Batı edebiyatının içine düştüğü tıkanıklık, soyut bir estetik yorgunluk meselesinden öte tarihsel-maddi temelleri olan bir krizi ifade etmektedir. Fredric Jameson bu krizi, sermayenin mekânsal ve zamansal sınırlarını tümüyle aşmasıyla birlikte her anlam katmanının meta biçimine tabi kılındığı, bireyin içinde yaşadığı toplumsal bütünlüğü zihinsel olarak kavrama kapasitesinin yani “bilişsel haritalama” dediği şeyin aşınmaya başladığı bir süreç olarak tanımlamıştır.3 Bu süreçte özne parçalanmakta. Jameson’ın Lacan’dan devraldığı terimle söylersek, göstergeler zincirinin kopuşuyla birlikte şizofrenikleşmektedir.4 Edebiyata düşen rol ise bu kurulumda dönüşümü yansıtmak kadar yeniden üretmek oluyor.

Lyotard’ın büyük anlatıların meşruiyetini yitirdiği savı da buradan beslenmektedir: “Postmodern” sayılan tutumu Lyotard doğrudan “üst-anlatılara karşı inançsızlık” olarak tanımlamış5 ve insanlığın ortak bir kaderi ya da kurtuluşu olduğunu ima eden her söylemin arkasında gizlenen iktidar hiyerarşisinin artık deşifre edilmesi gerektiğini söylemiştir. Posthümanizm ise bu zeminde boy vermekte ve meseleyi bir adım daha ileri götürmektedir: Sorun büyük anlatıların birbirleriyle rekabetinin de ötesinde insan kategorisinin kendisidir. İnsan ortadan kaldırılmalıdır ve bu ortadan kaldırma hem teorik hem de estetik düzlemlerde işliyor.

ÇELİŞMENİN ÜZERİNİ ÖRTMEK

Batının estetik krizi - Resim : 3

Bu bağlamda Marx’ın Kapital’deki o çarpıcı ayrımı, posthümanizmin temel savıyla doğrudan karşı karşıya gelmektedir. En kötü mimarı en iyi arıdan daha en başından ayırt eden şey diye yazmıştı Marx, mimarın, peteği balmumundan yapmadan önce kafasında kurmuş olmasıdır. İnsan, üzerinde çalıştığı doğayı yalnızca dönüştürmez, bu dönüşümü önceden tasarlar, amaca bağlar, iradesini bir yasa olarak belirler. Bu tasarım yeteneği, bilinçli üretim, medeniyetin maddi temeli, insanı diğer canlılardan ayıran doğal bir üstünlükten öte bir göndermedir: Tarihsel süreç içinde geliştirilen, toplumsallaşmayla birlikte derinleşen özgün bir niteliktir. Posthümanizmin “insan, insandışı ve insandan daha fazlası” arasında kurmak istediği eşitlik, tam olarak bu niteliği teorik düzlemde silmeyi gerektirmektedir. Ama bu eşitlik kavramsal bir operasyon ve kavramsal operasyonların maddi sonuçları olur: İnsanı sınıfından, tarihinden, üretim ilişkilerindeki konumundan soyutlayarak, değiştirilmesi gereken toplumsal ilişkiler yerine aşılması gereken bir tür olarak öne sürdüğünüzde, gerçek çelişkinin üzerini örtmüş olursunuz. Nitekim Posthümanizm Batı edebiyatında egemen bir iklime dönüşebildiyse, bunun nedeni geç kapitalizmin özneyi fiilen dağıttığı, sınıf analizini ideolojik olarak tasfiye ettiği, insanı tarihsel-maddi bağlarından koparıp soyut bir “aşılacak kategori”ye dönüştürdüğü koşulların o edebiyatın zeminini oluşturmasıdır.