Batı’nın PISA şoku Türkiye’nin özgüven sınavı
OECD’nin açıkladığı PISA 2025 sonuçları yalnızca bir eğitim raporu değildir. Önümüzdeki yirmi yılın üretim kapasitesini, teknolojik rekabetini ve ülkeler arasındaki güç dağılımını haber veren bir göstergedir.
Tablo Batı dünyası açısından sarsıcıdır. OECD ülkelerinin ortalama puanları fen, okuma ve matematiğin üçünde de PISA tarihinin en düşük düzeylerine geriledi. Matematik ortalaması 2015 ile 2025 arasında 485’ten 463’e, okuma 489’dan 461’e, fen ise 489’dan 482’ye düştü. Matematikteki 22 puanlık kayıp, bir yıllık öğrenmeden daha fazlasının yitirilmesi anlamına geliyor.
Batı’nın PISA şoku bitmiyor. Çünkü uzun yıllar dünyaya örnek gösterilen eğitim düzenleri, genç kuşaklara temel zihinsel becerileri kazandırma yeteneğini kaybediyor.
HERKES AŞAĞIDA EŞİTLENİYOR
Sosyoekonomik başarı farklarının 2022 ile 2025 arasında daralması ilk bakışta olumlu görünüyor. Ancak OECD raporuna göre fark, yoksul ailelerin çocuklarının yükselmesiyle kapanmıyor. Varlıklı ailelerin çocukları da aşağıya sürükleniyor. Eşitsizlik ortadan kalkmıyor, başarı zemini çöküyor. Herkes aşağıda eşitleniyor.
OECD ülkelerinde her beş öğrenciden biri fen, okuma ve matematiğin üçünde birden temel yeterlilik düzeyinin altında. Bu oran 2022’de yüzde 16’ydı. Dokuz veya on yıl eğitim görmüş milyonlarca genç, basit bir metni anlamakta, grafikteki kanıtı yorumlamakta ve günlük hayattaki fiyat ilişkisini çözmekte zorlanıyor.
Bu öğrenciler dünyanın en zengin ülkelerinde eğitim görüyor. Demek ki yüksek gelir ve büyük eğitim harcamaları kendiliğinden başarı üretmiyor. Belirleyici olan kaynağın hangi amaçla ve hangi eğitim anlayışıyla kullanıldığıdır.
TÜRKİYE YÜKSELİYOR
Türkiye, 2022’den 2025’e fen, okuma ve matematiğin üçünde de puanını yükselten az sayıdaki ülkeden biridir.
Öğrencilerimiz fen bilimlerinde 494, okumada 472 ve matematikte 462 puana ulaştı. OECD ortalamaları sırasıyla 482, 461 ve 463 oldu. Türkiye fen ve okumada OECD ortalamasını geçti, matematikte ise ortalamayı yakaladı.
Bu sonuç tesadüfi bir sıçrama değildir. OECD, Türkiye’de önceki yıllarda başlayan olumlu eğilimin devam ettiğini belirtiyor. Raporda Türkiye’nin on yıl içinde fen başarısını yaklaşık 70 PISA puanı yükselttiği, bunun üç yıldan fazla öğrenme kazanımına karşılık geldiği vurgulanıyor.
Elbette sorunlarımız bitmedi:
Hesaplamalı problem çözmede gerideyiz.
Okumada üst düzey başarı oranımız yetersizdir.
Başarılılarla zayıf öğrenciler arasındaki fark büyümektedir.
Ancak bunların hiçbiri Türkiye’nin yükselişini geçersiz kılmaz.
‘BİZ KİMİZ Kİ ALMANYA’YI GEÇELİM?’
Sonuçların Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından gündeme getirilmesinin ardından sosyal medyada utanç verici yorumlarla karşılaştık. Akademik unvan taşıyan kimi hesaplar bile Türk öğrencilerin Alman öğrencileri geçemeyeceğini, sonuçların gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü. Söylediklerinin özeti şuydu: “Biz kimiz ki Almanya’yı geçelim?”
PISA’nın yöntemi elbette tartışılabilir. PISA bir zekâ testi değildir; belirli yaştaki öğrencilerin bilgilerini gerçek hayattaki sorunlara uygulama becerisini değerlendirir.
Türkiye araştırması 203 okuldan 7 bin 702 öğrenciyi kapsamış ve yaklaşık 921 bin öğrenciyi temsil edecek şekilde hazırlanmıştır. OECD, Türkiye verilerinin bütün kalite standartlarını karşıladığını bildirmiştir.
Yöntemi tartışmak başka, sonucu yalnızca Türkiye başarılı olduğu için reddetmek başkadır. Ortada bilimsel bir itirazdan çok kökleşmiş bir Batı kompleksi vardır.
Türk Milleti silah tutsa “Sen savaştan ne anlarsın?”, kalem tutsa “Bilim senin neyine?”, fabrika kursa “Sen teknoloji üretemezsin?” deniliyor.
Türk öğrencisi ilerlediğinde ise başarıya sevinmek yerine sınavı geçersiz ilan etmek için seferber olunuyor.
YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA OKUMAK
PISA’nın en ciddi uyarısı okuma alanından geliyor. Okuma bütün öğrenme süreçlerinin temelidir. İnsan okuduğunu anlamadan matematiksel problemi kuramaz, bilimsel kanıtı değerlendiremez ve olaylar arasında ilişki geliştiremez.
Yapay zekâ çağında okumanın önemi azalmıyor, artıyor.
Artık mesele bilgiye ulaşmak değil; bilginin doğruluğunu değerlendirmek, kaynaklar arasında bağ kurmak ve gerçeği yönlendirmeden ayırmaktır.
OECD’nin tespit ettiği gerileme tam da bu becerilerde yaşanıyor.
Yapay zekâ öğretmen ve öğrenciye büyük imkânlar sunacaktır. Ancak öğrencinin düşünme çabasının yerine geçirilirse araç gelişirken insan körelebilir.
Yapay zekâ, düşünmenin ikamesi değil, düşünme yeteneğini büyüten bir kaldıraç olmalıdır.
YÖN VE EYLEM
PISA bir zekâ sıralaması değil, yön gösteren bir pusuladır.
Bu pusula iki gerçeği gösteriyor. Batı’nın zenginliği eğitimde kendiliğinden üstünlük üretmiyor. Türkiye ise bütün sorunlarına rağmen yukarı doğru ilerliyor.
Ya gençliğimize sürekli yetersiz olduğunu söyleyerek onu başkalarının geleceğine hazırlayacağız ya da Cumhuriyet Devrimi’nin birikimine dayanarak bilimde, teknolojide ve üretimde yeni bir sıçrama örgütleyeceğiz.
Türk Milleti bu sınavı da verecek güce sahiptir.