Belediyeler ve su kullanımı
Öğrenci olarak geldiğim 1961 yılından beri İzmir’in Bornova ilçesinde yaşıyoruz. Şimdi oturduğumuz yer Amerikalıların golf sahası idi. NATO Karargâhı ve Çiğli Hava Üssü’nde görevli pek çok Amerikan askeri vardı. Yabancı asıllı köklü ailelerin çevresi duvarlarla çevrili iki üç katlı görkemli köşkleri dışında yüksek bina yoktu. Çiftçi Caddesi üzerinde Dr. Şemsettin Yaşatan villası vardı. Dört katlı Funda Apartmanı yapıldığında çok dikkatimizi çekmişti. Banliyö trenine binerek Halkapınar Pazarı’na gidilirdi. Yıkanmak için Basmane taraflarında hamama veya Sıhhi Banyo’ya giderdik.
FABRİKA VE KURULUŞLAR
Ziraat Fakültesi öğrencisi olarak şimdiki Bornova Emniyet Müdürlüğü binasının olduğu yerde harman kaldıran bir çiftçiye yardım ettiğimizi hatırlıyorum. Halkapınar’a kadar her yer bağ bahçe idi. Manisa ve İstanbul yolu, Çınarlı’dan geçen Ağaçlı Yol üzerinden işliyordu. Kaya ve molozlarla deniz doldurularak Karşıyaka ile Konak arasında Altınyol yapıldı. İstanbul ve Ankara yönüne giden yollar, Sirgelli kavşağında Altınyol ile birleşti. Bu yollar üzerinde boya, makarna ve bisküvi, yağ ve konserve fabrikası vardı. Ünlü bir kolalı içecek fabrikası da kuruldu.
İki küçük sanayi sitesi, Karayolları ve Devlet Su İşleri Bölge Müdürlükleri, Tarım Bakanlığının zeytincilik ve süs bitkileriyle ilgili iki araştırma enstitüsü vardı. Bir de süt fabrikası kuruldu. Eskiden beri iki büyük tekstil fabrikası yer almaktaydı. Ege Üniversitesi Hastanesi yapıldı. 3 bin dekar yer kaplayan üniversite yerleşkesi oluştu. Bir de Topçu Tugayı olduğunu unutmayalım. Bunların hepsi muazzam miktarda su isteyen tesislerdi.
YAPILAŞMA
Birinci sınıf tarım arazileri apartmanlarla doldu. Nüfus arttıkça apartmanlar da yükseldi.
Salhane diye bir semt var, hayvan kesimi yapılan yer anlamına geliyor. Etrafı sazlık ve bataklık idi. Kesim için getirilen koyunların gübresi de mevcut. O bereketli topraklarda bitkiler değil 40 katlı gökdelenler büyüdü. Yol, su, kanalizasyon, otopark gibi altyapı imkânları düşünülmeden gökdelenler habire çoğalıyor. Bunların hepsi belediyelerin onayı ile yapılıyor.
SUYUMUZ KISITLI
Geçen sonbaharda İzmir’de uzun süre su kesintileri yaşadık. Su kısıtı yaşanan yerlerdeki parklarda, su oburu bitkiler yetiştiriliyor. Yetişkin bir kavak ağacı, günde 1,5 ton su harcar. Akçakavak ve çınar ağacı da bol su ister. Bunların çiçekleri tozar ve insanlarda alerjiye yol açar. Okaliptüs, su sarfiyatı yüksek olduğu için bataklıkları kurutmada kullanılır. Kabukları kavlar, çiçekleri ve tohumları dökülür. Kökleri uzayıp su kanallarını ve rögarları tıkar. Pawlonya kabak gibi hergün su isteyen bitkidir. Çiçekleri, meyveleri ve yaprakları dökülür, her mevsimde döküntüsü olur. Çınar dışındakiler çabuk büyüyen bitkilerdir. Gevşek dokulu ve kırılgan olduklarından devrilmeleri tehlike yaratır. Dut, incir ve zeytin ağaçlarının olgunlaşan meyveleri dökülürek cadde ve sokakları, taşıt araçlarını ve insanların üstünü başını kirletir. Bunların meyvelerini yiyen kuşlar da araçlara, oturulan banklara ve insanların üzerine pislerler. Meraklısının çok olduğu köpekler, parkları ve otobüs duraklarını kirletir.
Palmiye ağaç değildir. Dalı ve gölgesi yoktur. Kuruyan yaprakları kesile kesile boyu uzar gider. Siyah meyveleri dökülür. Çok su istemediği halde onu da bol bol sulayıp kuruturlar.
Çam, göknar, demirağacı (Casuarina angustifolia) gibi ibreli ağaçların çiçektozları ve dökülen ibre ve kozalakları sorun olur. Çam kese kurdu larvaları, küme halinde yere düşer, eğer insan derisine değerse tahriş eder. İlke olarak ibreli ağaçlar budanmaz. Elektrik tellerinin altına uzun boylu bitkiler dikip, her seferinde traşlayan personel, en sonunda onları kurutur. Ağaç bakımı ve budamayı bilmeyen personel hortumla ağaçların dibine su sıkmayı marifet sayar. Park deyince akla ilk gelen şey çimlerdir. Sık sık sulanması ve biçilmesi gereken çimler, aralarında büyüyen iri yapraklı bitkilerin baskısı altında kalır ve yenilenmesi gerekir.
ÖNERİ
Bol yağış alan ülkelerin peyzaj düzenlemelerine öykünmek yerine kendi zevkimize uygun, az su isteyen bitkilerle düzenleme yapmalıyız. Pawlonya, palmiye, ökaliptüs gibi coğrafyamıza yabancı işgalci bitkiler yerine meşe, iğde, akasya, alıç, yalancı karabiber, sakız ağacı kullanılabilir. Zakkum ve sığır kuyruğu görüntüsü güzel ve dayanıklı bitkilerdir. Mersin ve defne, hoş kokulu olup her dem yeşildir.
Kentlerin sorunları yerel yönetimlerin boyunu aşmıştır. Devlet Planlama Teşkilatı yeniden kurulup ülke çapında akılcı planlar yapılmadan kalıcı çözüm mümkün değildir.