Bir hastalığın anatomisi
Bu dertten hafif düzeyde mustarip olanlara rastlamışlığım vardı ama ne hastalığın adını biliyordum, ne de ayrıntılarını… 19. yüzyılda ilk teşhis koyan doktorun adıyla “Tourette Sendromu” olarak tanımlanan nörolojik hastalık, kişinin istemsiz ve tekrarlanan hareketler, tikler yapması, tuhaf sesler çıkarması, sıkça küfretmesi anlamına geliyor. Bundan böyle çevrenizde göz kırpma, omuz silkme, baş sallama gibi hareketler yapan, ani sesler çıkaran, istemsiz sözcükler söyleyen ve küfreden insanlar görürseniz bilin ki karşınızda bir “Tourette” hastası vardır. Anlayışla karşılayın. Belirteyim ki neden kaynaklandığı bilinmeyen bu hastalığın tedavisi de yokmuş, sadece belli ölçülerde kontrol altına alınabiliyormuş.
Sinemalarımızda bugün gösterime giren, İngiliz yönetmen Kirk Jones’un imzasını taşıyan “Ağzımdan Kaçtı” (I Swear), bu hastalığı anlatan bir film. Halen İskoçya’da yaşayan John Davidson’ın gerçek öyküsüne dayanan film, ana karakterinin çocukluk ve gençlik yıllarını anlatıyor, Tourette belirtilerinin, özellikle de istemsiz küfür etme huyunun ne gibi yıkımlara yol açtığını gösteriyor. Ve nihayetinde John’un bu hastalıkla mücadele eden bir aktiviste dönüşümünü, Kraliçe tarafından ödüllendirilmesini izliyoruz.
DENGELİ VE İNSANİ BİR DİL
Hastalığı nedeniyle okul yaşamı yarıda kalan, önce babasının evi terk edişi ve sonra annesinin dışlamasıyla ailesi dağılan, bir arkadaşının kanser hastası annesi tarafından kollanıp korunan John Davidson zorlu koşullarda ayakta kalmaya çalışıyor. Çocukluğunda başarılı bir kaleciyken tikleri nedeniyle futbola devam edemeyen, evdeki yemek masasından tecrit edilen kahramanımız, çevresindeki iyi ve anlayışlı insanlardan sevgi görmesi sayesinde bir hademelik işi buluyor, zaman zaman yanlış anlaşılıp dayak yiyor, uyuşturucu kuryeliğine bile bulaştırılmak isteniyor.
“Ağzımdan Kaçtı”, beyazperdede biyografik anlatıların en zor alanlarından birinde yol almakla birlikte, hem tıbbi hem toplumsal açıdan rahatlıkla yüzeyselleşebilecek bir konuyu, oldukça dengeli ve insani bir dille anlatmayı başarmış bir film. Kirk Jones, senaryosunu da yazdığı “Ağzımdan Kaçtı”da salt bir hastalık anlatısı sunmuyor, hasta bir insanın iç dünyasına dalıyor, çektiği acıyı resmediyor. John Davidson’ın dünyayı algılama ve baş etme biçiminin bir uzantısı olarak mizahi tonlara da yer veren yönetmen, iyi cinsinden bir dram sergilemiş durumda. Filme “komedi” demek haksızlık ve söz konusu hastalığı kavrayamamak olur. Çok trajik bir mizah söz konusu.
KIRILGANLIK VE DİRENÇ
Filmin başarısında oyuncuların payı büyük. Başta John’un çocukluğunu ve ilk gençliğini oynayan Scott Ellis Watson ve yetişkinliğini canlandıran Robert Aramayo olmak üzere zorlu rollerinin altından oyunculuk güçleriyle kalkmayı bilen sanatçılar alkışı hak ediyor. 1980’lerden başlayarak İskoçya dekorunda geçen filmde her iki oyuncu da Tourette sendromunun fiziksel ve sözel tiklerini, hem teknik bir beceriyle hem de bu durumun John’un iç dünyasında yarattığı gerilimi yansıtarak canlandırıyorlar. Kentteki polis gücünün bile öğrenmek-bilgi sahibi olmak zorunda kaldığı bu tuhaf durumdaki kırılganlığı ve direnci içselleştirerek dışavurabilmek, gerçekten pek kolay değil.
İnsani hikayelere eğilimi ve karakter odaklı anlatımı, mizah ile dram arasında denge kurması, aile, topluluk ve ilişkiler üzerine odaklanmasıyla tanınan yönetmen Kirk Jones, ağır bir konunun sadeleştirilip erişilir kılındığı bir filmiyle daha karşımızda. Seyretmenizi öneririm.