Bir tabelanın ardındaki sessizlik
Avusturya’nın güneydoğusundaki Karnten (Karintiya) eyaletinde yıllardır bitmeyen bir tartışma vardır: çift dilli tabelalar. Bu eyalet Slovenya’ya sınırdır ve burada azımsanmayacak oranda Sloven kökenliler de yaşamaktadır. Avusturyalı Slovenler yıllardır kendi dillerinde de şehir, köy ve kasaba adlarının tabelalarda yer almasını istemektedir.
Eyaletin uzun yıllar valiliğini yapan, Avusturya Özgürlükçü Partisi’nin (FPÖ) eski lideri Jörg Haider, Almanca ve Slovence olarak yerleşim yeri levhası taleplerine sert biçimde karşı çıkmıştı. Anlaşılan Jörg Haider’in politik etkisi, ölümünden yıllar sonra bile bölgede hissediliyor. Oysa 1955’te Avusturya ile Slovenya arasında imzalanan antlaşma, nüfus oranlarına göre Almanca ve Slovence tabelaların asılmasını zorunlu kılıyordu. Üstelik Avusturya Anayasa Mahkemesi de bu yönde karar vermişti. Ancak bütün bu hükümlere rağmen, iki dilli tabela sorunu hâlâ tam anlamıyla çözülebilmiş değil.
PERSMANHOF KATLİAMI
Geçtiğimiz günlerde, uzun zamandır görüşmediğim eski bir meslektaşım —aynı zamanda on yıl kadar birlikte çalıştığım bölüm yöneticisi olan— Josef Wallner, bu konuda düzenlenecek bir podyum tartışmasına davet etti beni. Dinleyici olarak katıldım. O tartışma, yalnızca çift dilli tabelaları değil, hiç bilmediğim bir başka katliamı da öğretti bana: Persmanhof (Perşman) Katliamı.
Karintiya dağlarının eteklerinde, ormanların arasında “Persmanhof” adında bir çiftlik vardır. Fotoğraflarda gördüğüm kadarıyla ormanın kalbinde, doğanın sessizliğiyle baş başa, sade ama nefis bir yerdir burası.
Zaman, İkinci Dünya Savaşı’nın son günleridir. Alman Nazileri Avusturya’da yenilgiye uğramış, Nazilerin bu yenilgisinde Yugoslav partizanları da çok önemli rol oynamıştır. Yenilgi sonrasında geri çekilen Alman Nazi birlikleri, geçtikleri her yerde yakıp yıkarak ve öldürerek iz bırakmaktadır.
25 Nisan 1945 sabahı, ormanın ortasında Persmanhof çiftliğinin sessizliği insanlığın en karanlık yüzlerinden biriyle bozulur. Nazi birlikleri Persmanhof’a baskın düzenlerler ve birkaç saat içinde kadın, çocuk, yaşlı demeden dokuz kişiyi katlederler.
Bu katliamda öldürülenlerin yedisi Persmanhof’ta yaşayan Sadovnik ailesindendir, ikisi ise Yugoslav partizanıdır. Öldürülenlerden üçü henüz on yaşlarındaki çocuklardır. Diğerleri yetişkin kadın ve erkeklerdir. Katiller bununla da yetinmezler; çiftliği de ateşe verirler.
KURULAN MÜZE TRAJEDİYİ YENİDEN GÜNDEME TAŞIDI
Bu olay tarihe Persmanhof Katliamı olarak geçer. Ama savaş bittikten sonra uzun yıllar boyunca konuyla ilgili sessizlik hâkim olur. 1968’de kurulan Persmanhof Müzesi, unutulmuş bu trajediyi yeniden gündeme taşır. Müzenin kurulmasından itibaren o çiftlik artık sadece bir müze değil, insanlığın belleğini canlı tutan bir vicdan mekânı haline gelir. Her yıl yapılan anma törenlerinde insanlar, sadece Persmanhof Katliamı’nın kurbanlarını değil, Nazi saldırganlığının ve nefretin insanı nereye sürüklediğini de hatırlarlar.
ANMA ETKİNLİĞİNE OPERASYON
Bu yıl yine bir anma ve hatırlama etkinliği düzenlenir. Bu etkinlik 27 Temmuz 2025 sabahı bir baskına uğrar. Avusturya Polisi, “doğa koruma yasalarının ihlali” gerekçesiyle müze alanına helikopterler, köpek timleri ve özel müdahale ekipleri ile geniş çaplı bir operasyon düzenler. Tepki yoğundur, Cumhurbaşkanı ve eyaletin görevde olan valisi anında olay yerine giderler ve yapılan baskını kınarlar.
Bundan sonra içişleri bakanlığı tarafından açıklamalar yapılır. Bu andan itibar en resmi açıklama “yaban kampçılığı” yapılıyor olur. Bilen bilir ki baskının esas hedefi, bölgede düzenlenen bir antifaşist gençlik kampıdır. Katılımcılar, Persmanhof’un tarihini, Nazizm karşıtı direnişi ve hafıza kültürünü tartışmak ve anmak üzere bir araya gelmiştir.
BİR TOPLUM GEÇMİŞİYLE HESAPLAŞMASI
1945’te SS birliklerinin dokuz sivil öldürdüğü bir mekânda yapılan bu operasyon, birçok kişi tarafından “tarihsel duyarsızlık” olarak nitelendirilir. Tepkiler üzerine Avusturya İçişleri Bakanlığı bir inceleme komisyonu kurar. Slovenya hükümeti de etkinlikte kendi gençlerinin bulunmasına dikkat çekerek diplomatik açıklama talep eder. Daha sonra olayla ilgili herhangi bir gelişme olmaz.
Bu olay, ülkeye aslında bitmeyen bir gerçeği hatırlatır: Bir toplum, geçmişiyle hesaplaşmadıkça, o geçmiş yeniden sahneye çıkacağıdır.
O gün, Josef Wallner’in konuşmacı olduğu podyum tartışmasına gitmeseydim, Persmanhof Katliamı’ndan haberdar olamayacak ve olayı belki de hiç öğrenmeyecektim.