Bıyık tartışmasıyla mı sorunlarımızı çözeceğiz
Şimdi Türkiye ve dünyanın ekonomideki durumuna şöyle bir bakalım.
En sonunda bir soru soracağım.
Ona göre okuyun.
Dün akşamdan bu yana kafamda dönüp duruyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun pazartesi günü açıkladığı verilere göre, ocak-mart döneminde gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) bir önceki çeyreğe göre yalnızca yüzde 0,1 oranında büyüdü.
İhracatın düşmesi ve sanayi üretiminin zayıflamasıyla birlikte yıllık büyüme oranı, 2025’in son çeyreğindeki yüzde 3,4’ten yüzde 2,5’e geriledi.
Aslında tam da üç yıllık kuraklığın yakıp kavurduğu yüzümüz gülecekken.
İyi mevsimsel yağışlar aldık. Sıcaklık pek uygun seyretti… üret ey sevgili kulum dedi doğa bize. Çiftçimiz elinden geleni yaptı. Türk tarımı üç yıllık kuraklığın etkisini üzerinden atarak bu çeyrekte güçlü bir toparlanma gösterdi ve tarım yıllık bazda yüzde 4,6 oranında büyüdü. Dünyadaki sıkıntı değerlendirildiğinde bu alanda bir fırsat neden yaratılmasın…

SANAYİ SEKTÖRÜ GERİLEDİ
Ancak sanayi sektöründen iyi haberler gelmedi.
Yüzde 0,8’lik düşüş geleni dengeledi.
Yılın ilk üç ayında mal ve hizmet ihracatı, 2025’in ilk çeyreğine kıyasla yüzde 12 azaldı. İthalat ise yüzde 2 oranında geriledi.
İhracatımız çok büyük oranda, neredeyse 90-95 oranında imalat ürünlerinde yurtdışının talebine bağlı. Bir yavaşlamaya karşı savunmasız, çok çabuk etkileniyor.
Bir yandan bölgemizdeki savaşlarla baş etmeye çalışırken ABD emperyalizminin Doğu Akdeniz’e yüklenmesiyle dengeler hem siyasi hem de ekonomik açıdan küresel ölçekte çok bozuldu. Bilindiği gibi yalnızca talep değil… enerji… girdi maliyetleri… vb sanayimizi etkiledi.
FİNANSMAN SIKINTISI NASIL AŞILACAK
Sanayide önemli bir finansman sıkıntısının da yaşandığını biliyoruz.
Çaresi yok mu??
Bizim aklımız her zaman olduğu gibi Türkiye’nin, ekonomisinin belkemiğini oluşturan… sallan yuvarlan… yine de dik tutan KOBİ’lerimizde…
Derinden derine hâlâ dişlerini sıkıp duruyorlar.
YURTTAŞ GIDASINDAN KESTİ
Yurttaşa gelince… Son açıklanan TÜİK verilerine göre tüketim harcamalarında temel ihtiyaçlar gıda ve eşya payı düştü; buna karşılık kira, fatura ve ulaşım gibi hizmetlerin payı yüzde 51,3’e çıktı, yani insanımız geçinebilmek için… kira, ulaşım ve fatura giderlerini karşılayabilmek için temel ihtiyaçlarından, gıdasından kesti.
Bunların heeepsini bir kenara ayırıyorum…
Aç kalırız ama başı dik yaşamaktan ödün vermeyiz! Ama çaresi yok mu… Neden bu kadar olanaklarımız varken aç kalalım? Hatta yetmez, refahımızı artırmayalım!
Örneğin dışarıda yabancı bankalarda milyar dolarlarımız öyle kuzu gibi yatarken… doğrusunu söylemek gerekirse öyle yatmıyorlar, o ülkelerin ekonomilerinin “finansmanında” kullanılıyor elbette.
DÜNYADA TEDARİK SIKINTISI
Dünyaya bakıyoruz.
Uzmanlar uyarıyor.
Uzman olmaya da gerek yok… açık seçik!
ABD’nin İran’a saldırısından bu yana tedarik sıkıntıları şiddetlenerek artıyor.
İstihdamı, büyümeyi, gıda ve sanayi üretimini, turizmi; gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkelerde tehdit ediyor. Petrol, doğal gaz ve sanayide kullanılan türevlerinden helyuma, gübreye, “sanayinin unu” olarak tanımlanan naftaya kadar tedarik zincirinde önemli arz sıkıntıları yaşanıyor. Elektrik tüketimi kısıtlanıyor, acil durum stokları devreye sokuluyor ve alternatif tedarik kaynakları bulunmaya çalışılıyor. Bu artık bir fiyat artışının ötesine geçti. Kıtlık tehlikesinin kapıya dayandığı, genel kanı.

GELELİM SORUYA
O zaman Türkiye ne yapmalı???
Soru bu!!
Dün bütün gece televizyon ekranlarında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanının “bıyığı” tartışıldı. Sayın Özgür Özel’in kullandığı “bıyık” sıfatını kullanmayı bile kendimize yakıştıramıyoruz.
Bir gece önce de Anıtkabir’e gidip üzerinde “genel başkan” yazan buruşuk bir kağıdı cebinden çıkarıp kural tanımaz bir saygısızlıkla nasıl takmaya çalıştığı, itişip bağrışmaları tartışıldı.
Bu mudur yanıt??
Yapamazsınız.
Türkiye’yi böyle bir duruma düşüremezsiniz.
Siyasetçiler sorumluluklarını üslenecekler.
Meclis Başkanı bin yılların içinden süzülüp gelen kuralları, mahkeme kararını şahsen katılır katılmazsınız uygularım demiyor da kim önce grup toplantısı salonunu basar girerse onun koyduğu kuralı uygularım diyor.
Olur mu…
Devlet bir kurallar bütünüdür.
Herkes uyacak.
Cumhurbaşkanı da bakanlar da siyasi parti liderleri de yargı da…
Mutlak butlan kararı bu çerçevede anlamlıdır.
“Tedbirli” olması da ayrı bir “devlet yapısını” koruma titizliğinden kaynaklanmaktadır.
Devletin üzerinde yükseldiği temel taşlarından birini, küçük büyük çıkarıp atamazsınız. Bütün yapıyı çökertebilirsiniz. Bilimsel bir gerçektir.

TEKRAR SORUYORUM
Sorumun yanıtını hâlâ alamadım.
Tekrar soruyorum:
Yanıyoruz!! Çare nedir?
Hakkını yemeyelim. Sayın Özgür Özel bize değil, ama ABD ve AB’ye verdi.
Elinden bir tek o gelirmiş demek ki… AB-ABD kapılarında dolaştı; son 10 gün içinde Newsweek’e… Economist’e yüzümüzü kızartacak yazılar yazdı… benim iktidara gelmem için kapıları açın, kapınızda her istediğinizi yaparım…
Neredeyse 50 yıllık siyasi hayatımızda bu kadar açık ve net ilk kez bir siyasetçiden duyduğumuz sözler.
Utanç verici.
KARAR VERECEĞİZ
Türkiye aslında bütün bunların köklü çözümünün de önünü açacak önemli bir kararın eşiğinde! Hem Türkiye’de, hem bölgemizde hem de dünyada…
Acil…acil!
Türkiye bir savaşa hazırlanıyor… hazırlanmalı!
Türkiye savaşı engelleyebilecek kadar güçlü bir ülke… güçlü olmalı… ekonomi elbette bu açıdan da önemli… yalnız savunma sanayisiyle değil… yetişmiş bilgi ve birikimle ama yine hepsinden önce vatanseverlik bilinciyle donanmış, bütünleşmiş ve üretici insan gücüyle…
Son iki sözcüğü önemi ve eksik kaldığı için tekrar ediyorum.
Üretici gücümüzü seferber edeceğiz.
Dünyada bir saflaşma yaşanıyor.
İki karşılıklı cephe.
Bu ne demek; dostlar bir yana, düşman karşı tarafa!
TRÇİ ittifakı.
Düşman belli!
Her alanda gücümüzü birleştireceğiz.
Bizde olanlar, olmayanlar, onlarda olanlar olmayanlar…
Kazanacağız… kazanacağız…