BM Viyana’da Ay çalıştayından kritik notlar: Ay’da söz sahibi olmak için geç kalıyoruz
Geçen hafta özel davetli olarak Birleşmiş Milletlerin Dünya Devletlerinin ve Şirketlerin Ay Çalışmalarını görüşmek üzere olan BM Viyana merkezinde çalıştaya katıldım. Birçok ülkenin BM temsilcisi veya büyükelçileri devlet adına katılırken, dünyanın büyük uzay ajanslarının temsilcileri ve Birleşmiş Milletler Uzay Ofisinin Direktörü ve Yöneticilerin katıldığı geniş katılımlı ve uluslararası bir çalıştaydı. Bu çalıştayda gerek uzay çalışması yapamayan ülkeler gerek ise uzay çalışmalarında başta olan ABD ve Çin gibi ülkeler katılım sağlamıştı. Özellikle uzaydaki haklarımız ve Uzay Vatan için bu tür platformlarda en önde bulunmak ve temsilen de olsa katkıda bulunmak şart. Özellikle bu BM toplantısında dile getirdiğim konu şu an hali hazırda aya gidemeyen ülkelerin (Türkiye dahil) haklarının bir şekilde korunması gerektiği ve rezerv alanlar ve rezerv yörüngeler oluşturulması gereği ile ilgiliydi. Ancak özellikle ABD ve Avrupa ülkeleri temsilcileri bu görüşü reddetmemekle beraber sıcak ve kapsayıcı bir bakış da sergilemediler. Genel olarak Birleşmiş Milletler Uzay Ofisi olan UNOOSA gerek ise BM Uzayı Barışçıl Amaçlarla Kullanım Komitesi olan COPUOS aktif olarak uzay çalışmalarının BM tarafından takip ve yönlendirilmesini istiyorlar. Bu amaçla ATLAC adını verdikleri ve gelecekte yapılacak olan ay çalışmalarını ve iş birliklerini organize edecek bir kurul kurmuşlar. Başkan Yardımcılarının biri Romanya biri Pakistan. Her iki ülkede uzay çalışmalarında arkada yer alan ülkeler. Belki de nötr olmak adına bunlar seçilmiş olabilir. Mesela Pakistan yerine Türkiye bu kurulun Başkan Yardımcısı sıfatıyla daha şık durabilirdi ve daha aktif bir tavır sergilenebilirdi.
2027’DE ABD AGRESİF OLACAK
Toplantıda gördüğüm ABD (NASA Yetkilileri ve ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile temsil edilmişti) ay çalışmalarında 2027’den itibaren çok agresif olacak ve sürekli bir ay aracı fırlatmayı, insan indirmeyi ve 2030 yılında Ayda bir habitat kurup onu da nükleer enerji ile çalıştırmayı düşünüyor. Amerikalıların 2032’ten itibaren de Aydaki habitatı bir sıçrama taşı olarak kullanıp Mars hayalleri var. Çin yetkilileri de 2030 yılında bir Ay Habitatını açmayı düşündüklerini dile getirdiler. İkisi arasında kıyasıya bir rekabet var. Avrupa daha çok NASA ile iş birliği içinde yürüyor. Ancak özellikle Japonya ve Güney Kore çok agresif şekilde aya gidecek uzay sondaları yapma ve fırlatma peşindeler. Japon bilim adamları çoğunluktaydı ve yemek ve ikram giderlerine sponsor olmuşlardı. Bunları takiben İtalya’da aktif bir rol almış durumda. Toplantıda özellikle Birleşmiş Milletler Viyana daimî temsilcileri Japonya ve İtalya Büyükelçilerine ehemmiyet verildi ve her ikisi de toplantıya sponsor oldular.
RUSYA VE HİNDİSTAN YOKTU
Dikkatimi çeken bir konuda Rusya’nın temsil edilmiyor ve aktif katılmıyor oluşuydu. Nitekim Sovyetler Birliği zamanında Rusların uzay çalışmalarına olağanüstü katkıları olmuştu. Onlara ek olarak Hindistan’da toplantıda yoktu, her iki ülkede gelememe nedeni olarak de başka toplantılarla çakıştığını söylemişler ama bundan daha önemli toplantı olabileceğini düşünmüyorum. Özellikle ay çalışmalarında yörünge çarpışmalarının önlenmesi için bir trafik kontrol mekanizması kurulması gerektiği, ay çalışmalarında frekans tahsislerinin ülkeler arası nasıl yapılması gerektiği gibi konular ve Ay’daki sondaj çalışmaları ile ilgili yönergeler tartışıldı. Nükleer Enerjinin oldukça önemli olduğu vurgulandı ve bende bu konu hakkında bazı katkılarda bulundum. Gerçekten ay ve uzay çalışmalarında en önemli basamak nükleer enerji ve daha sonra ise in-situ dediğimiz aydaki materyallerle yakıt ve oksijen temini. Bu ikisi sağlanabilirse bunları yapan ülkeler oldukça ileride olabilirler. Bu zirvede nükleer bir reaktörün ayda bulundurulmasının sağlayacağı avantajları üzerine bende katkıda bulundum.
UZAY VATAN’DA YOL ALMALIYIZ
Benim gördüğüm Uzay önümüzdeki 5 sene içinde özellikle Ay ile ilgili çalışmaların yoğunluk kazandığı ve aydaki doğal kaynaklara erişim konusunda bir yarışın olduğu bir platform olacak. Uzay Vatan kapsamında bizde bu yarışın bir kenarında yol almalıyız ve kendi imkanlarımızı başka ülkelerin imkanları ile de birleştirerek buradaki haklarımızın da korunması için aktif faaliyetlerde bulunmalıyız. Bu konuda çok daha uzun bir yazıyı Bilim ve Ütopya için yazdım orada okutabilirsiniz. Unutmamak gerekir ki amaç sadece aya gitmek değil. Bugün evlerde mutfakta kullandığımız mikrodalga, cep telefonlarında kullandığımız minyatürize kameralar, hastanelerdeki MR cihazları, kablosuz tornavidalar ve birçok teknoloji direkt uzay teknolojilerinin türevleri. Birçok yeni nesil antibiyotik Ar-Ge’si ise uzay istasyonunda yapıldı. Bu yüzden uzay çalışmalarına katılmak ve 2030’da 1 Trilyon dolara ulaşacak olan uzay ekonomisinin bir parçası olmak ülkemizin üretim ülkesi olması çabalarına da katkıda bulunacaktır. Unutmamak gerekir ki sadece bir vatanımız var ve hem Kara Vatanı hem Mavi Vatanı hem de Uzay Vatanı korumak ülkemizin milli güvenliğini de sağlayacaktır. Ancak bunun başarıya ulaşması için herkes elini taşın altına koymalı ve millet, devlet, özel sektör ve üniversiteler öncülüğünde 10 yıllık, 20 yıllık ve 50 yıllık uzay ve enerji teknolojileri kalkınma planları yapılmalıdır.