13 Haziran 2026 Cumartesi
İstanbul 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Brüksel ve Erivan arasında Ankara’nın yeni yol haritası

Doğan Akdeniz

Doğan Akdeniz

Gazete Yazarı

A+ A-

Türkiye’nin son dönemde dış politikada attığı adımlar, Ankara’nın yeni bir denge arayışı içinde olduğunu açık biçimde gösteriyor. Bir tarafta Avrupa ile yeniden yakınlaşma çabaları, diğer tarafta Güney Kafkasya’da normalleşme girişimleri… Belçika Kraliçesi Mathilde’nin Türkiye ziyareti ile Ermenistan’la doğrudan ticaret hazırlıklarının neredeyse aynı döneme denk gelmesi, aslında tesadüf değil. Bu iki gelişme, Türkiye’nin yalnızca güvenlik merkezli değil ekonomi, diplomasi ve bölgesel entegrasyonu önceleyen daha esnek bir dış politika çizgisine yöneldiğini ortaya koyuyor.

Uzun süredir Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Özellikle son on yılda yaşanan siyasi gerilimler, demokrasi ve hukuk devleti tartışmaları, Doğu Akdeniz krizleri ve karşılıklı güvensizlik ortamı, Ankara ile Brüksel hattında ciddi bir durgunluk yarattı. Ancak uluslararası sistemin değişen dengeleri, Avrupa’yı da Türkiye’yi de yeniden birbirine mecbur bırakıyor. Enerji güvenliği, göç yönetimi, savunma sanayisi ve ticaret gibi alanlarda Türkiye’nin Avrupa için taşıdığı stratejik önem artık daha görünür durumda.

YAKINLAŞMANIN ZEMİNİ

Tam da bu nedenle Belçika Kraliçesi Mathilde’nin ekonomik heyet eşliğinde gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti sembolik olmaktan çok daha fazla anlam taşıyor. Belçika, Avrupa Birliği’nin kurumsal merkezlerinden biri olarak Ankara açısından yalnızca ikili ilişkiler bağlamında değil, Avrupa ile yeni bir sayfa açma ihtimali açısından da kritik bir ülke. Ziyaretin ekonomik boyutunun öne çıkması ise son derece dikkat çekici. Çünkü günümüz dünyasında diplomasi artık yalnızca siyasi mesajlarla değil, yatırım, ticaret ve ekonomik ortaklıklarla şekilleniyor.

Türkiye ekonomisinin dış yatırım ihtiyacı, Avrupa sermayesinin ise yeni üretim ve lojistik merkezleri arayışı düşünüldüğünde, Ankara ile Avrupa arasında yeni bir ekonomik yakınlaşmanın zemini oluşuyor. Türkiye’nin genç nüfusu, üretim kapasitesi ve jeopolitik konumu Avrupa açısından hâlâ büyük bir avantaj. Özellikle Rusya–Ukrayna savaşının ardından Avrupa’nın tedarik zincirlerini çeşitlendirme isteği, Türkiye’yi yeniden önemli bir ortak haline getiriyor.

Ancak bu yakınlaşmanın önünde ciddi engeller de bulunuyor. Avrupa kamuoyunda Türkiye’ye yönelik eleştirel yaklaşım hâlâ güçlü. İnsan hakları, ifade özgürlüğü ve demokratik standartlar konusundaki tartışmalar, Ankara’nın Avrupa ile ilişkilerinde temel sorun alanları olmaya devam ediyor. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa ile kalıcı bir normalleşme sağlayabilmesi için yalnızca diplomatik temaslarını artırması yeterli olmayacak. İç reform sürecini yeniden canlandırması ve özellikle hukuk devleti alanında güven veren adımlar atması gerekecek.

Brüksel ve Erivan arasında Ankara’nın yeni yol haritası - Resim : 1
Belçika Savunma Bakanı Theo Francken, Kraliçe Mathilde ve Baykar YK Başkanı Selçuk Bayraktar (soldan sağa, Özdemir Bayraktar Milli Teknoloji Merkezi’nde)

ERMENİSTAN AÇILIMI

Diğer tarafta ise Ermenistan açılımı bulunuyor. Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkiler, tarihsel sorunlar ve kapalı sınırlar nedeniyle yıllarca donmuş durumda kaldı. Buna rağmen son dönemde Güney Kafkasya’da değişen jeopolitik dengeler, iki ülkeyi daha pragmatik bir çizgiye yaklaştırıyor. Özellikle doğrudan ticaretin başlatılması yönündeki hazırlıklar, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi anlamda da yeni bir dönemin işareti.

Burada dikkat çeken en önemli unsur, Türkiye’nin bu açılımı Azerbaycan ile koordinasyonu koruyarak yürütmeye çalışması. Çünkü Ankara açısından Bakü ile stratejik uyum, Kafkasya politikasının temel taşı konumunda. Türkiye, Ermenistan ile normalleşme adımları atarken aynı zamanda Azerbaycan’ın hassasiyetlerini gözeten bir denge politikası izliyor. Bu yaklaşım, bölgesel kırılganlıkları azaltma açısından önemli.

TÜRKİYE’NİN YENİ DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞI

Aslında Ermenistan açılımının ekonomik boyutu da küçümsenmemeli. Türkiye’nin son yıllarda öne çıkardığı Orta Koridor vizyonu, Asya ile Avrupa arasındaki ticaret yollarını çeşitlendirmeyi hedefliyor. Güney Kafkasya’da açılacak yeni ticaret hatları, yalnızca Türkiye ve Ermenistan için değil bölgenin tamamı açısından ekonomik hareketlilik yaratabilir. Ulaşım koridorlarının genişlemesi, enerji projelerinin çeşitlenmesi ve lojistik ağların güçlenmesi, Türkiye’nin bölgesel merkez olma hedefini destekleyen gelişmeler arasında yer alıyor.

Ankara’nın aynı anda hem Avrupa ile yakınlaşmaya çalışması hem de Kafkasya’da normalleşme arayışını sürdürmesi, Türkiye’nin yeni dış politika anlayışını anlamak açısından önemli ipuçları veriyor. Bu politika, klasik eksen tartışmalarının ötesinde daha çok yönlü ve pragmatik bir yaklaşım içeriyor. Türkiye artık yalnızca Batı’ya yaslanan ya da yalnızca bölgesel güç kimliği üzerinden hareket eden bir çizgi yerine, farklı aktörlerle eş zamanlı ilişki geliştirmeye çalışan hibrit bir model benimsiyor.

NATO üyeliğini korurken Rusya ile diyalog sürdürebilmek, Avrupa ile ekonomik ilişkileri geliştirmeye çalışırken Türk Devletleri Teşkilatı içinde etkin rol oynamak ya da Kafkasya’da normalleşme ararken Orta Doğu’daki güvenlik politikalarını devam ettirmek… Tüm bunlar Ankara’nın çok katmanlı bir dış politika yürütmeye çalıştığını gösteriyor.

BÖLGESEL AKTÖRLER ARASINDA GÜVEN SORUNU OLUŞABİLİR

Elbette bu stratejinin riskleri de var. Çok yönlü dış politika, dikkatli yönetilmediğinde aynı anda farklı cephelerde gerilim üretme potansiyeli taşıyor. Avrupa ile ilişkilerde reform baskısı artabilir, Ermenistan açılımında tarihsel tartışmalar yeniden gündeme gelebilir ya da bölgesel aktörler arasında güven sorunu oluşabilir. Bu nedenle Türkiye’nin önündeki en büyük ihtiyaç, tutarlı ve sürdürülebilir bir diplomatik denge kurabilmek.

Önümüzdeki dönemde Ankara’nın başarısı, yalnızca askeri gücüyle değil ekonomik kapasitesi, diplomatik esnekliği ve reform iradesiyle ölçülecek. Dünya artık sert güç kadar ekonomik dayanıklılığı ve diplomatik uyumu da önemsiyor. Türkiye’nin Belçika ve Ermenistan üzerinden verdiği mesaj tam olarak burada anlam kazanıyor: Ankara, yeni dönemde yalnızca güvenlik merkezli bir aktör değil, aynı zamanda ekonomik ve diplomatik ağırlığıyla da etkili olmak istiyor.

Bu nedenle bugün yaşanan gelişmeleri sıradan diplomatik temaslar olarak okumak eksik olur. Aslında Türkiye, küresel sistemde kendisine yeni bir denge noktası kurmaya çalışıyor. Batı ile ilişkileri yeniden tanımlarken doğusunda yeni ticaret ve işbirliği alanları açmayı hedefliyor. Eğer bu süreç doğru yönetilirse, Türkiye önümüzdeki yıllarda yalnızca bölgesel bir güç değil Avrupa ile Asya arasında stratejik bir merkez olarak da öne çıkabilir.

Brüksel Erivan Ankara