08 Ağustos 2026 Cumartesi
İstanbul 30°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Bu hafta da cari açık

Hakan Topkurulu

Hakan Topkurulu

Gazete Yazarı

A+ A-

Geçen hafta “Enflasyon Yalanı ve Gerçek” başlığı ile yüksek enflasyon sorununun aslında nasıl bir yalan olduğunu ve rahatlıkla halledilebilecekken neden sürdürüldüğünü anlatmıştım.

Bu hafta da enflasyon ile doğrudan bağlantılı, “Cari Denge” olarak adlandırılan Türkiye’ye giren ve çıkan döviz arasındaki fark nedeniyle oluşan sorunlar ve bu sorunun neden çözümlenmediğini yazacağım.

Aslına bakarsanız bunu yıllardan bu yana hem anlatıyorum hem de yazıyorum. Ancak sistem kendisini öylesine kurmuş ki, bunu alt etmenin tek yolu; sistemi değiştirmekten, yani devrim yapmaktan, yani Üretim Devrimi Programı’nı uygulayacak iktidarın başa gelmesinden geçiyor. Gerisi lafıgüzaf.

Son açıklanan cari denge verilerine göre Türkiye’nin döviz açığı son bir yılda 37,6 milyar dolar olmuş. Artık bu rakamların eksi gelmesine o kadar alıştık ki, artı gelse inanmayacağız.

Yalnız pandemi döneminde artıya dönen bu rakamlar IMF’ye üye olduğumuz 1946 yılından bu yana aynı. Atatürk çizgisinden sapan CHP ve sonraki iktidarlar ne kadar düzeltecekleri ve sorunu çözecekleri sözünü verirlerse versinler, gerçekte sorunu çözecek hamleleri ya hiç yapmamışlar yada yapan olursa eline vurularak o yoldan dönmesi sağlanmış.

SORUNUN KAYNAĞI IMF VE NATO

Önce IMF, arkasından NATO üyeliği sorunun gerçek kaynağıdır.

Her ay Cumhurbaşkanımız ihracatımızın rekor kırdığını bize anlatıyor. Ama ithalatımızın daha fazla arttığından söz etmiyor. İşte size bir algı yönetimi. Hepimiz de bunu dinleyip inanıyoruz. İnanmayanlar ve gerçeği fark edenler ise mırıldanmaktan başka bir şey yapmıyor.

Mayıs ayı ihracat ve ithalat rakamlarına karşılaştırmalı bakalım:

- İhracat 2025 yılı ilk beş ayında 110 milyar 896 milyon dolar iken, 2026 yılı ilk beş ayında binde 2 oranında artarak 111 milyar 118 milyon dolara gelmiş.

- İthalat 2025 yılı ilk beş ayında 152 milyar 138 milyon dolardan, 153 milyar 834 milyon dolara gelmiş.

Her zaman olduğu gibi ithalat ihracattan daha fazla artmıştır. Fazla detaya girmek istemiyorum. Yoksa ihracatımız ithalata dayalı. 2023 yılından bu yana kur rejimi ithalatı ucuz hale getiriyor falan gibi aslında doğru ama kuru gürültüden başka işe yaramayan teknik ayrıntıları anlatmaktan başka bir işe yaramaz.

Bir de iktidarın “Biz aslında başardık ama bu enerji ve altın ithalatı olmasa biz aslında artı veriyoruz.” açıklamaları da bitip tükenmeden her ay ortada dolanır durur.

O zaman altın ithalatını yasaklayın. Olmaz o zaman serbest ticaretin önünü kaparız.

İşin aslı ise şu: Geçen hafta enflasyon yalanını anlatırken New York ve Londra tefecilerine büyük kazançlar temin ederek, iktidarda kalmak için Atlantik Sistemi’ne rüşvet verildiğini anlatmıştım.

Burada ise Atlantik Sistemi tarafında önce 1946 yılında IMF’ye, ardından 1952 yılında NATO üyeliği ile kurulan ekonomik sistem ile hakim olan kurumun damarlarına giden kan durdurulamamaktadır.

Türkiye’de yapılan ithalattan her yıl milyarlarca dolar kazanan, gerek dış gerekse de dış odakların Türkiye içindeki işbirlikçi uzantılarının devletin içine yerleştirilen ve ajanlaştırılmış işbirlikçileri aracılığı ile kurulan sistem yıkılamıyor.

Cumhurbaşkanınızın her şeye kudreti yeter görüntüsü verse de sözüm ona sol görüntülü Batı destekçisi sosyal demokratların sömürüye karşı olduğu yaygaraları arasında kurulan düzen devam ediyor.

İktidarlara milyarlarca dolar gelirden biraz pay verilmesi; ağızların kapanması, gözlerin görmemesi, kulakların duymamasına neden oluyor.

Çözüm nedir? Tek çözüm vardır. Üretim Devrimi Programı’nın zaman kaybetmeden uygulanmaya başlanması.

Çözüm çok kolay. Sadece devrimci irade gerekiyor.