Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu
Ülkemizde bu sözün manasını, orta yaşı almış ve orta yaş üzeri gençlerimiz bilir. Yeni nesil, yirmili yaşa sahip olan gençlerimiz pek bilmeyebilir. Ben tekrar hatırlatmak istedim. ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’, bir kişinin söylediği sözler ile yaptığı davranışların birbiriyle uyuşmadığı, tamamen zıt veya çok alakasız olduğu durumları eleştirmek için kullanılan bir deyimdir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim’ sözünden yola çıkarak,
Zeka: Sporun akıl ve taktikle yapılmasını,
Çeviklik: Vücudun hızlı olmasını,
Ahlâk: Dürüst, saygılı ve adil yarışmayı ifade eder.

BAKAN YARDIMCISINA SORUŞTURMA
Bu sözde en önemli kelime bence ahlâk ifadesidir. Biz sporcular için her zaman hatırlamamız gereken sözlerden bir tanesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözüdür.
Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı olan eski sporcu sayın Hamza Yerlikaya’nın 25.07.2026 tarihinde gerçekleştirilen Minikler Türkiye Şampiyonası müsabakasının son gününde spor alanlarının ruhuna, fair-play ilkelerine ve spor ahlâkına uymayan hareketi ile sahaya atlayarak (inerek), tüm genç sporcularımıza ve anne ile babalara kötü örnek olan hareketi ile kendisine soruşturma başlatıldığını bilmekteyiz.
Sayın Bakan Yardımcısı Yerlikaya, birkaç gün sonra milli atletimiz Serkan Yıldırım ve Türkiye Görme Engelliler Spor Federasyonu Başkanı Ayhan Yıldırım ile yapmış olduğu basın açıklamasında şunları söyledi: “Paris 2024’deki Paralimpik oyunları sonrasında yaşanan süreci, milli sporcumuzun haklı mücadelesi ve uluslararası hukuki girişimlerin ardından Meksika’da yeniden ay yıldızlı bayrağımızı zirveye taşıyan tarihi başarısı ile sporcumuzun her zaman yanında olmaya, emeğin, adaletin ve hakkaniyetin mücadelesini sonuna kadar desteklemeye devam edeceğiz.”

HANGİ YERLİKAYA’YA İNANACAĞIZ
Sonrasında iki farklı Spor Bakan Yardımcısı ile karşı karşıya kalıyoruz. Hangi Yerlikaya’ya inanacağız! Gençler ve aileler, hangisini örnek alarak hareket edecek? Sinirlerine hakim olamayan ve sahaya inene mi, yoksa hukukun üstünlüğüne (eşitliğine) inananlara mı?
Bu hareketin gençlerde ve ailelerde doğuracağı sonuç şu: Ben de sahaya iner ve her şeyi yaparım. Aslında bu düşünce zaten geçmişten gelmiyor mu? Hekimlerimize, öğretmenlerimize, engellilerimize saldırmak, trafikte araçtan inip başka bir araç sürücüsüne saldırmak, hep bunların sonucu değil mi? Bu yozlaşmaya, çürümüşlüğe ve gidişe nasıl dur diyeceğiz? Sizler, üst makam ve mevkii de olan kişiler, bizlere böyle mi örnek oluyorsunuz? Gelecek nesillere örnek olabilmek için acaba istifa etmek yeterli olabilir mi?