22 Temmuz 2026 Çarşamba
İstanbul 25°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Bumerang misali sermaye

Cem Zeren

Cem Zeren

Gazete Yazarı

A+ A-

Çinliler ile Gal ve Çekler küme düştü, Amerikan ve Türkler küme çıktı. 20 takımdan oluşan İngiltere’nin en üst ligi Premier League’e katılan takımların sahiplerini inceleyince, Premier League’in aslında bir İngiliz Ligi olmadığını anlıyoruz. Acun Ilıcalı’nın sahibi olduğu Hull City’nin Premier League’e çıkmasıyla bu ligdeki kulüplerin sahipleri yazılıp çiziliyor. 2021 Ocak’ında yazdığım “Asya’nın Yüzyılı” isimli yazımda, İngiliz kulüplerinin patronlarının İngiliz olmadığını belirtmiştim. O günden bugüne birçok kulüp patron değiştirmiş. İranlıların Everton’ını ve Taylandlıların Leeds United’ını Amerikalılar almış. Everton’ı alan Amerikan grup İtalyan Roma’nın da sahibi. Çinliler de Albion’u İngilizlere satmış. Çin, İran ve Taylandlıların elinden İngiliz kulüplerini çıkarmasına hak vermek gerekir. İngilizler, 2022’de Rusya-Ukrayna Savaşı’nı bahane ederek Rus iş insanlarına yaptırım uygulama kararı aldılar. Abromovich’in elinden Chelsea’yi alacaklardı. Ukrayna Baş Palyaçosu Zelenskyi, ABD’den Abromovich’in savaş yardımı çabaları nedeniyle Abromovich’e yaptırım uygulanmamasını istedi. 2022 Mart’ında uygulanması gereken yaptırımlar, Mayıs ayına ertelendi. Bu arada; Abramovich, Chelsea’yi ucuz fiyata Amerikalılara sattı. Buna batılılar piyasa koşulları diyor. İngilizlerin Premier League’inde 9 kulübün sahibi Amerikalılar. Diğer bazı kulüplerde de, küçük de olsa hisseleri var; ligin yarısı Amerikan sermayesinin. Bu koşullarda ligde Amerikalıların Şampiyon olmasına şaşırmamak gerekir.

Koskoca ligde İngilizlerin sahip olduğu 3 kulüp var: Brentford, Çinlilerin yeni sattığı Albion ve bu yıl lige çıkan Coventry City. Albion ve Coventry de kısa süre içinde satılırsa şaşırmayacağım. Mısırlıların Aston Villa’sı, Yunanlıların Nothingham Forest’i, Suudi Arapların Newcastle United’ı, Abu Dabililerin (BAE) Manchester City’si, İsveç-Fransız-Uruguay ortaklığının Sunderland’i ve Bahama kökenli Tottenham’a (sanki gemi) bu yıl Türklerin Hull City’si de eklendi. Çinlilerin Wolherhampton’ı ve çoğunluk hisseleri Gal ve Çek iş insanlarında olan West Ham küme düştüler.

Premier League takımları bu yıl 3 Avrupa Kupası’nı da alabilirler. Aston Villa Avrupa Ligi’ni aldı. Arsenal Şampiyonlar Ligi’nde, Crystal Palace Konferans Ligi’nde final oynayacak. Neredeyse tamamı yabancı sermayeye sahip kulüplerle gelen başarı! İşe bakın; yıllarca emperyalizm ile dünyanın zenginliklerini sömürmüş İngiltere, icat ettiği futbolunu yabancıların kontrolüne vermiş. Yabancı sermaye, futbolu terk ederse İngiltere futbolu da çöker. Geçtiğimiz hafta İstanbul’da oynanana Avrupa Ligi finalinde Aston Villa’da 3 İngiliz futbolcu ilk 11’deyken, Alman Freiburg’un kadrosunun yarısından fazlası Alman’dı. Premier League’de geçtiğimiz sezon forma giyen 528 futbolcudan 380’i yabancıydı. Futbolcuların yüzde 72’si İngiliz değil. 126 farklı ülke vatandaşı futbolcu, geçtiğimiz sezon Premier League’de forma giymiş. Bumerang gibi, sermayenizle dünyayı sömürmek için emperyalizmi icat edersiniz, en acımasız kanlı katliamları yaparsınız, yabancı sermaye tatlı tatlı gelir ve ülkenizde futbolunuzu elinizden alır.

TÜRKİYE’DE SERMEYE FUTBOLU YÖNETEMİYOR

Türk Süper Ligi’nde; yabancıların sahibi olduğu tek kulüp Göztepe. Ne yazık ki, diğer kulüplerimizin çoğu borç yükü altında. Büyük gençlik kulüplerini devlet desteklemese, çoktan iflas etmişlerdi. Bahis bataklığına da saplanmış olan ligimizde kulüplerimizi yönetemediğimiz belli. Bu işi ne profesyonel yapabiliyoruz, ne de amatör. Futbolumuz tamamen siyasetin kontrolünde. Kimin milletvekili veya bakanı varsa, üst liglere onlar çıkıyor. Hakemlere çok kızıyoruz, hakem ne yapsın, geleceği için protokol tribününe bakıyor, düdüğünü ona göre çalıyor. Siyasetçiler, birçok iyi niyetli hakemin de hakemlik hayatını bitirdi.

İngiltere kadar olmasa da, ligimizde de yabancılar fazla. Geçtiğimiz sezon 571 futbolcudan 318’i yabancıydı. Yerli futbolcu oranı %44, sahada kalma oranına baksak bu oran yüzde 20’lerin altına düşer.

SEREMONİYE SİNSİ MÜDEHALE

Her şeye rağmen; Türkiye’de futbol birçok olayda kenetlenmemizi sağlıyor. Özellikle, karşılaşmalar öncesi tüm takımların aynı pankartlarla sahaya çıkma alışkanlığı hem acı günlerimizde hem bayram günlerimizde bizi birleştiriyor. Depremde ya da maden kazasında; yurdun dört köşesinde açılan pankartlarla acılarımızı paylaşıyoruz. Uyuşturucuya karşı pankartlarla sesimizi yükseltiyoruz. Bayramlarda bazen Cumhuriyet’i bazen Ordumuzu bazen Mustafa Kemal’i hep beraber sahipleniyoruz. Sporun güzel yönü de bu değil mi? Milli takımın attığı golde, aynı anda milletçe sevinmemiz ya da yediği golde milletçe üzülmemiz. Futbol bizi birleştiriyor.

Türkiye Futbol Federasyonu; UEFA kriterlerine uyum nedeniyle, seremoniye pankart ile çıkmayı yasakladı. Sanki UEFA hiç pankart açmıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı başladığında her maçta Rusça “Barış” pankartı açan kim? TFF bu yanlış kararından hemen vazgeçmelidir. Futbolun ülkemizdeki sayılı güzel uygulamalarından birini kaldırmaya UEFA’yı bahane etmek korkaklıktır.

Bu uygulamaya ses çıkarılmazsa; diğer Avrupa liglerini örnek gösterip İstiklal Marşı’nı seremoniden çıkarırlar, benden söylemesi. Ama Şampiyonlar Ligi karşılaşmalarında bir Hristiyanlık ve Monarşi övgüsünü anlatan Handel’in Zadok The Priest’ını dinlemeye devam ederiz. Bizdeki cahil spor yorumcuları da, Batı’nın bu din ve aristokrasi övgüsüne hayranlıklarını her seferinde dile getirir; asıl hayran kaldıkları kokuşmuş Batı feodalitesi ve teokrasisidir.

Premier Lig
Yazarın Önceki Yazıları Tüm Yazıları