Çare Sizsiniz
Çare sizsiniz ya da çaresizsiniz… Neden böyle bir başlık koyduğumu anlatayım. Hep birlikte bir değerlendirme yapalım.
Bir hafta içerisinde yaşadığım üç ayrı örnekten söz edeceğim. Aslında bu örneklerin benzerleriyle hepimiz günlük hayatımızda üçer beşer kez karşılaşıyoruz. Fakat çoğu zaman sonuç alamıyor, sorunlarımızı çözmek için bir kapıdan diğerine yönlendiriliyoruz.
İlk örnek, evimin karşısında bulunan Bakırköy’deki Rusya Dostluk Parkı’ndan.
Parkın içerisinde yetişkin bir ağaç devrilmek üzere. Eğer bu ağaç, parkta oynayan çocukların ya da oturan yaşlı insanların üzerine devrilirse, bunun çok ciddi sonuçlar doğuracağı açık. Hatta ölümle sonuçlanabilecek bir durumdan söz ediyoruz.
Birkaç gün önce Nişantaşı’nda dev bir çınar ağacının devrilmesine hep birlikte tanık olduk. Neyse ki ağaç araçların üzerine devrildi ve can kaybı yaşanmadı. Buna elbette şükrediyoruz. Ancak her olayın bu kadar şanslı sonuçlanacağını kim garanti edebilir?
Bahsettiğim park Bakırköy’de. Dolayısıyla burayla ilgilenmesi gereken kurumun Bakırköy Belediyesi olduğu açık. Park ve bahçelerle ilgili birime bir hafta boyunca, neredeyse her gün telefon açtım. Karşıma çıkan görevli hanımefendilere durumu anlattım.
Aldığım cevap ise çoğu zaman aynıydı:
“Müdürümüz toplantıda.”
Bir gün, iki gün, üç gün… Müdürün toplantısı bir türlü bitmedi. Konuyu anlattım, not bıraktım, tekrar aradım ama sonuç değişmedi.
Sonunda görevli hanımlar da çaresiz kalmış olacaklar ki, “Efendim, bir kahvemizi içmeye buyurun” şeklinde bir davet aldım. Keşke mesele yalnızca bir kahve içmek olsaydı. Bizim istediğimiz, tehlike oluşturan bir ağacın kontrol edilmesi ve gerekli önlemin alınması.
Nihayet uzun uğraşlar sonucunda, normal yollarla ulaşılması neredeyse mümkün olmayan müdürün cep telefonuna ulaştım. Kendisiyle görüşeceğim. Ancak burada asıl dikkat çekmek istediğim nokta şu: Vatandaş olarak basit ve hayati bir sorunu çözebilmek için neden bu kadar uğraşmak zorunda kalıyoruz?
Üstelik ben Bakırköy Kent Konseyi üyesiyim.
Gelelim ikinci örneğe…
Yine Bakırköy’de, evimizin bulunduğu bölgede yaklaşık bir haftadır internet hizmeti yok. Bu yazıyı da internet bağlantısı olmadan, cep telefonumun bağlantısını kullanarak hazırlıyorum.
Her gün Türk Telekom’u arıyoruz. İlk aradığımızda, “1 Eylül saat 22.00 itibarıyla internetiniz bağlanacaktır” denildi. Bekledik, olmadı.
Bir sonraki aramada tarih değişti:
“2 Eylül saat 22.00 itibarıyla internetiniz bağlanacaktır.”
O da olmadı.
Sonra 3 Eylül… Tarihler değişiyor, fakat sonuç değişmiyor.
İnsan en azından gerçekçi ve doyurucu bir cevap bekliyor. “Şu tarihte sorununuz kesin olarak çözülecek” denilse, ona göre planımızı yaparız. Bir ay sonra bağlanacaksa, “Bir ay internetimiz olmayacak” der, buna göre önlemimizi alırız.
Fakat belirsizlik insanı daha fazla yoruyor.
Üstelik internet faturasını bir gün, hatta kimi zaman saatlerce geciktirdiğimizde bunun bedelini ödemek zorunda kalıyoruz. O halde vatandaş da karşılığında aynı ciddiyeti ve hizmet anlayışını görmek istiyor.
Üçüncü örneğim ise Ankara’daki Milli Kütüphane ile ilgili.
Milli Kütüphane’de ilgili birime ulaşmak için santrali arıyorum. Santral beni birime bağlıyor. Telefon dakikalarca çalıyor, açan yok.
Bir kez daha arıyorum. Bu defa başka bir numaraya yönlendiriliyorum. Yine dakikalarca telefon çalıyor, yine cevap yok.
Bu durum üç, dört gün boyunca devam ediyor.
Sonunda kendi kendime, “Ne yapmalıyım? Müdüre mi ulaşmalıyım?” diye düşünüyorum.
Santral görevlisi beni tanıyor ve “Tamam, sizi müdüriyete bağlıyorum” diyor. Bir beyefendi çıkıyor, durumu anlatıyorum. “Sorumlu kimse kendisine aktaracağım” diyor.
Fakat yine müdüre ulaşmak mümkün olmuyor.
Bununla da kalmıyor. Yaklaşık on gün önce Milli Kütüphane’ye bir e-posta göndererek talebimi iletiyorum. Ona da herhangi bir cevap alamıyorum.
Bunun üzerine günümüzün en önemli teknolojik imkânlarından biri olan yapay zekâya başvuruyorum. Moskova’daki Lenin Kütüphanesi hakkında bilgi istiyorum. Karşıma çıkan bilgilerde, Türkiye’de yayımlanan gazetelerin 1985 yılı ve öncesine ait nüshalarının mikrofilm ve arşiv kayıtlarının bulunduğuna ilişkin bilgiler görüyorum.
Şimdi düşünelim…
Bir vatandaş olarak kendi ülkemizdeki bir kuruma ulaşmak, bilgi almak ve arşivlerden yararlanmak için günlerce uğraşıyoruz. Telefonlar açılmıyor, e-postalara cevap verilmiyor, sorumlulara ulaşmak zorlaşıyor. Sonra çözüm ararken başka kaynaklara ve yapay zekâya yöneliyoruz.
Değerli okuyucularım;
Elbette bu örnekleri çoğaltabiliriz. Hepimizin hayatında buna benzer onlarca olay vardır.
İnsanlarımızın daha uzun, sağlıklı ve huzurlu bir hayat yaşamasını isteriz. Ülkemizin doğası güzel, çevremiz güzel, insanımız güzel. Havamız ve şehirlerimizle ilgili sorunlarımız olsa da bütün bunların üstesinden gelebilecek gücümüz var.
Fakat bizi asıl yoran, günlük hayatın içinde karşılaştığımız bu küçük gibi görünen ama insanın ömründen zaman çalan sorunlar.
Bir ağacın tehlike oluşturmasına rağmen günlerce müdahale edilmemesi…
Bir internet arızasının ne zaman giderileceğinin söylenememesi…
Bir kamu kurumunda basit bir bilgiye ulaşmak için günlerce telefon peşinde koşulması…
Bunların her biri vatandaşın zamanından, sabrından ve hayatından götürüyor.
İşte bu nedenle yazımın başlığını bir kez daha tekrarlıyorum:
Çare sizsiniz… Ya da çaresizsiniz.
Çünkü vatandaşın sesine kulak veren, sorununu dinleyen ve çözüm üreten bir sistem olduğu sürece çare vardır.
Ama vatandaş, en basit sorununda bile kapı kapı dolaşmak zorunda bırakılıyorsa, işte o zaman kendisini çaresiz hissetmeye başlar.
Oysa beklentimiz çok büyük değil.
Sorunumuzu dinleyin, bize gerçekçi bir cevap verin ve mümkünse çözün.
Hepsi bu…