Çin edebiyatının karakteri
Yaz mevsimini Çin edebiyatından romanlar okuyarak geçirdim.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Çin edebiyatı Batı’nın postmodern ve posthümanist edebi iklimiyle karşılaştırıldığında farklı bir tarihsel-maddi güzergâhta yürüyor. Geçen yazıda ileri sürdüğüm Batı’nın estetik krizine karşı Çin edebiyatı bir devrimci mirasın, ısrar eden bir modernleşmenin ve kolektif toplumsal belleğin taşıyıcılığını üstleniyor.
Posthümanizmin ideolojik işlevi üzerinde yükselen edebiyat ile Çin edebiyatının tarihsel-maddi zemini arasında bir karşıtlık var bana göre vebu karşıtlık tesadüfi bir estetik farklılıktan çok daha derin bir yerde duruyor. Çünkü Çin’in insan odaklı edebiyatı, bir kültürel alışkanlıktan ya da geleneksel edebi biçimlere bağlılıktan kaynaklanmıyor. Bu, edebiyatın, toplumsal gerçeklikten beslenmesinden, insanı sınıfsal konumu ve tarihsel süreç içerisinde konumlandırmasından kaynaklanıyor. Posthümanizmin özneyi tarihsel belirlenimlerinden soyutlayıp teknolojik-kapitalist bir ufka taşımasına karşılık Çin edebiyatı insanı üretim ilişkilerinin, emeğin ve toplumsal dönüşümün somutluğu içinde tutmayı sürdürüyor.
FARKLI BİR TARİHSEL KONUMLANMA
Çin edebiyatı, posthümanist ideolojik programın içine çekilmemiş bir edebiyat ve bu, insanı tarihsel-maddi bağları içinde tutan bir estetikte ısrarın nasıl doyurucu ürünler çıkarabildiğini de kanıtlıyor. Çin’in devrimden bu yana yaşadığı toplumsal süreçler, yazara son derece somut, anlatılabilir, tarihsel bir malzeme sunuyor ve insanı doğrudan var eden ve yok eden sınıfsal ilişkiler ve bu ilişkiler içinde anlam bulan çelişmeler posthümanist estetiğin silmeye çalıştığı türden bir gerçeklik olarak canlılığını koruyor.
Lukács’ın modernist edebiyatın parçalanmış öznesini burjuva ideolojisinin estetik biçimde yeniden üretimi olarak okuduğu çerçeve içinde düşününce Çin edebiyatının en güçlü metinlerinin bütünlüğü, parçalanmayı da görerek restore ettiğini, onu içeriden yaşadığını ama parçalanma sürecinde özneyi yok etmek yerine onu, sınıfsal ve tarihsel belirlenimlerin tam içine yerleştirdiğini söyleyebilirim. Burada burjuva ideolojisinin estetik yeniden üretimine karşı da toplumsal bütünlüğün ve sınıf mücadelesininhâlâ kavranabildiği ve okunabildiği farklı bir tarihsel konumun kendi estetik yeniden üretimini kurduğunu söylemek mümkün.
MADDİ ALTYAPI OLARAK SOSYALİZM
Çin’e Özgü Sosyalizmin bu tablo içinde bir yeri var ama o yeri dikkatli incelemek gerekiyor. Edebiyatı doğrudan siyasi programların estetik yansıması olarak okumak hem edebiyata hem de argümana zarar verir. Üstelik böyle bir okuma, Jdanov estetiğinin hatalarını farklı bir söylemle yinelemekten başka bir şey olmaz. Benim demek istediğim başka. Çin’de insanın ekonomik ve toplumsal bir özne olarak varlığı hâlâ siyasi gündemin merkezinde durmakta. Yoksullukla mücadele, kırsal kalkınma, emekçi sınıfın yaşam koşullarına dair gelişmeler somut politika süreçleri olarak işliyor. Bu durum, yazarın baktığı toplumsal gerçekliğin henüz tümüyle soyuta çekilmediği anlamına geliyor. İnsan, edebiyat metnine felsefi bir mesele olarak dışarıdan girmiyor, pratik ve yakıcı bir çelişki olarak içeriden, metnin bizzat kendi malzemesinden giriyor. Sosyalizmin buradaki işlevi de bu düzlemde anlaşılmalı: Yazarın zaten içinde bulunduğu, malzemesini biçimlendiren ama metnin yüzeyinde görünmeyen bir maddi altyapı olarak. Bu altyapı, tarihin faillerini somut ilişkileri içinde görmeyi, çelişmeyi üretim ve iktidar ilişkileri üzerinden, tarihin somut failleri aracılığıyla kurmayı olanaklılaştırıyor.
BİR İHTİMAL DAHA VAR
Bütün bunlar, sonuçta, daha kalıcı bir şeye işaret ediyor. Posthümanizmin “zorunlu gelecek” olarak sunduğu şey, geç kapitalizmin kendi tarihsel koşullarında ürettiği bir iklim. Onun evrensel bir varoluş koşulu olarak sunulması, o koşulların ideolojik bir operasyonu. Çin edebiyatı, insanın estetik ve teorik düzlemde tasfiye edilmeksizin var olmaya devam ettiğini, sınıf analizinin edebiyat metninde hâlâ işleyebildiğini, insan-tarih-toplum bağının çözülmeden kurulabildiğini gösteriyor.
Göz ardı edilmemesi gereken bir şey de edebiyatın maddi zeminiyle kurduğu bağın hiçbir tarihsel dönemde nihai ya da garanti altına alınmış olmadığı, bu bağın her kuşak, her toplumsal biçimlenme tarafından yeniden kurulması gerektiğidir. Elbette Çin toplumu da birçok çelişmeler yaşıyor: Kentleşme, sınıfsal farklılaşma, tüketim sorunları… Ama asıl mesele, bu süreçlerin ortasında hangi maddi-tarihsel zeminin insanı hâlâ tarihin, sınıfın ve toplumsal ilişkinin içinde tuttuğudur.
BİRKAÇ ROMAN ÖNERİSİ
- Huo Da, Müslüman Cenazesi, Çev. Giray Fidan, Kırmızı Kedi Yayınları
- Liu Zhenyun, Kocamı Ben Öldürmedim, Çev. Giray Fidan, Kırmızı Kedi Yayınları
- Mo Yan, Elveda Cariyem, Çev. Giray Fidan, Kırımızı Kedi Yayınları
- Zhang Wei, Kadim Gemi, Çev. Giray Fidan, Kırmızı Kedi Yayınları
- A Cheng, Üç Kral, Çev. Giray Fidan-LiPanpan, Kırmızı Kedi Yayınları
- Li Peifu, Hayat Kitabı, Çev. Giray Fidan-TangGuozhong, Kırmızı Kedi Yayınları
- Yu Hua, Yaşamak, Çev. Bahar Kılıç, Jaguar Kitap