14 Eylül 2026 Pazartesi
İstanbul 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Çin yavaşlıyor mu yoksa yine mi erken hüküm veriliyor?

Michael Roberts

Michael Roberts

Gazete Yazarı

A+ A-

Çin'in ikinci çeyrek GSYH büyümesi, ilk çeyrekteki yüzde 5,0 seviyesinden yıllık bazda yüzde 4,3'e gerileyerek yavaşladı ve beklentilerin altında kaldı (ABD son yıllarda sürdürülebilir olarak yüzde 2-3 bandını başarı sayıyor). Bu, 2022'de pandemi kapanmalarının etkisinin görüldüğü dönemden bu yana herhangi bir çeyrekte kaydedilen en düşük büyüme oldu. Buna rağmen, ikinci çeyrekteki bu yavaşlamaya karşın, Çin'in 2026 yılının ilk yarısındaki reel GSYH büyümesi yıllık bazda yüzde 4,7 ile hükümetin hedef aralığında kalmayı sürdürdü.

Buna rağmen Batılı "uzmanlar", bu yavaşlamanın Çin'in durgunluğa sürüklendiği yönündeki görüşlerini doğruladığını savunmayı sürdürüyor. Son büyüme verisi açıklanmadan önce Financial Times'ta yazan Ruchir Sharma'nın ileri sürdüğü iddiaları ele alalım:

"Pek çok tahminci Çin'in dünyanın en büyük ekonomisi olarak ABD'yi geçmesini beklemeyi sürdürse de, Çin'in büyümesi 2021'de zirve yaptı. O tarihten bu yana Çin'in küresel GSYH'deki payı nominal olarak yüzde 18'den yüzde 16,5'e gerilerken, ABD'nin payı yüzde 26'ya yükseldi. Çin'in büyüme hızı, ABD dahil dünyanın geri kalanının altına düştü. Reel olarak ise bağımsız tahminler Çin'in büyümesini resmi yüzde 4,5-5 hedefinden ziyade sıfıra daha yakın gösteriyor."

Bu iddiaları tek tek ele alayım.

İlk olarak, Çin'in reel GSYH büyüme hızı zirvesini 2014'te görmüş olabilir; ancak o tarihten bu yana Çin'in ortalama büyüme hızı ile G7 ekonomilerinin ortalama büyüme hızı arasındaki fark ortadan kalkmış değildir. 2014'ten bu yana Çin'in büyüme oranı ortalama olarak G7 ülkelerinin ortalamasından 4 yüzde puandan daha yüksek gerçekleşti.

Evet, Çin'in küresel GSYH'deki payı nominal olarak geriledi; ancak aynı durum reel ölçümler için geçerli değil. Sharma burada yanıltıcı davranıyor. Nominal daralma esas olarak Çin yuanının çok güçlü ABD doları karşısında değer kaybetmesi ve yurt içindeki deflasyondan kaynaklanıyor. Nominal GSYH cari ABD doları üzerinden hesaplandığı için, döviz kuru ve fiyat değişimleri Çin ekonomisinin küresel ölçekteki büyüklüğünü yapay biçimde küçültüyor. Buna karşılık, Satın Alma Gücü Paritesi (PPP) kullanılarak hesaplanan reel veriler döviz kuru dalgalanmalarının etkisini ortadan kaldırıyor. Böyle bakıldığında, Çin'in dünya GSYH'sindeki payında 1,5-2 yüzde puanlık bir düşüş değil, aksine 1,4 yüzde puanlık bir artış görülüyor.

'BAĞIMSIZ' TAHMİNLER NE KADAR BAĞIMSIZ?

Sharma'nın iddia ettiği gibi Çin'in büyüme hızı da "dünyanın geri kalanının altına düşmüş" değil. Bu noktada Sharma şu ifadeye sığınıyor:

"Bağımsız tahminler artık Çin'in reel büyümesini resmi yüzde 4,5-5 hedefinden ziyade sıfıra daha yakın gösteriyor."

Peki bu "bağımsız" tahminler kimden geliyor? Bunlar tek bir kaynağa, kendisini Çin uzmanı olarak tanıtan Batılı araştırma kuruluşu Rhodium Group'a dayanıyor. Rhodium Group, resmi GSYH verilerinin yukarı yönlü yanlı olduğunu ve iç ekonomik faaliyetteki zayıflığı yansıtmadığını öne sürerek resmi rakamları bir kenara bırakıyor.

Rhodium, büyümeyi sektör bazında harcamaları (üretimi değil) ayrıştırarak aşağıdan yukarıya doğru hesapladığını iddia ediyor. Ancak onların "ayrıştırma" yöntemi özünde, resmi sabit varlık yatırımı verilerini önemli ölçüde aşağı çekerek bunları emlak sektöründeki yatırım harcamaları düzeyine indirmekten ibaret. Oysa emlak sektörünün uzun süredir ciddi bir durgunluk içinde olduğu herkesin malumu.

Sonuçta Rhodium, genel olarak yıllık bazda yüzde 5,7 gerileyen toplam yatırım büyümesini, yıllık bazda yüzde 18 düşen gayrimenkul yatırımıyla özdeşleştiriyor ve böylece genel büyüme oranını aşağı çekiyor. Çin'in yatırım oranını emlak yatırımıyla ölçerseniz, toplam büyümenin sıfıra yakın çıkmasına şaşırmamak gerekir.

Rhodium, Çin'in büyümesini yalnızca perakende satışlar, kredi büyümesi ve tüketici güveni gibi "talep" verileri üzerinden tahmin ediyor. Sanayi üretimi, ihracat ve imalat sanayii gibi "arz" göstergelerini ise göz ardı ediyor.

Oysa Çin'in GSYH'sine ilişkin Batı kaynaklı tahminlerin büyük bölümü Rhodium'un izlediği yolu takip etmiyor. Örneğin Finlandiya Merkez Bankası da resmi verilere tamamen katılmıyor; ancak bunun yerine elektrik üretimi, demiryolu yük taşımacılığı ve net ihracat gibi üretim göstergelerini esas alıyor. Bankanın ulaştığı sonuç, Çin'in reel GSYH büyümesinin resmi veriden yaklaşık 1 yüzde puan daha düşük olduğu yönünde. Bu da yine yılda yaklaşık yüzde 4 büyüme anlamına geliyor.

Nitekim Çin'in sanayi üretimi 2026'nın ilk yarısında yüzde 5,4, imalat sanayii yüzde 6, yüksek teknoloji sektörü ise yüzde 14 büyüdü.

DIŞ TALEP SANAYİYİ DESTEKLİYOR

Çin sanayisine bakıldığında, yükselişin arkasındaki temel unsurun dış talep olduğu açıkça görülüyor. Demiryolu ekipmanları, gemi inşası ve havacılık-uzay sektörü yüzde 18,2, otomotiv yüzde 8,7, bilgisayar, haberleşme ve elektronik ekipman üretimi ise yüzde 15,7 arttı. Teknoloji sektöründeki canlılığın sürmesiyle yarı iletken üretimi de yıllık bazda yüzde 25,4 yükselerek son 17 ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Bu tablo, toplam yatırım büyümesindeki mevcut yavaşlamayı görmezden gelmek anlamına gelmiyor. Sabit varlık yatırımları yılın ilk yarısında yıllık bazda yüzde 5,7 gerileyerek Mayıs 2020'den bu yana en düşük seviyeye indi. Özel sektör yatırımları yüzde 8,5 düştü; kamu işletmelerinin yatırımlarındaki artış da yavaşlayarak yüzde 2,3'e geriledi. Hem özel sektör hem de kamu işletmeleri sermaye harcaması planlarını ertelemiş görünüyor; bu da zaten zayıf olan yatırım ortamını daha da olumsuz etkiliyor.

ARKASINDA NE VAR?

Başlıca neden, emlak sektöründeki durgunluğun sürmesi ve yerel yönetimlerin emlak patlaması döneminde hızla büyüyen borç yükünü yönetmekte yaşadığı güçlüklerdir. İç talebin görece zayıf kalmasının temel nedenleri bunlardır.

Çin'in iç talebe dayalı büyümesi yeterince hızlı değil. Buna rağmen reel tüketici harcamaları 2014'ten bu yana yılda ortalama yüzde 6'nın üzerinde arttı; bu da G7 ülkelerindeki durgun tempoyla kıyaslandığında kesinlikle düşük bir hız sayılmaz.

Bununla birlikte emlak sektöründeki çöküşün dip noktasına ulaşmış olması ve yerel yönetimlerin borç yükünü giderek daha fazla kontrol altına almaya başlaması muhtemel görünüyor. Ayrıca yeni teknoloji sektörlerine yapılan yatırımlar olağanüstü bir hızla artıyor.

Dolayısıyla Çin'in bu yıl için belirlediği yüzde 4,5-5 büyüme hedefini yakalamasını beklemek için güçlü gerekçeler bulunuyor.