Çocuk sinemaları ve kırmızı balon
Özellikle semt sinemalarında cumartesi ve pazar günlerinde ilk seanslar çocuk sineması adı altında çocuklara ayrılırdı. Hafta sonlarında çocuklara ayrılan bu seanslara yalnızca çocuklarla onlara refakat edenler girebilir, çocuksuz büyükler ise bu seanslara sokulmazdı. Çocuk sinemalarını çoğunlukla çeşitli bankalar ve kuruluşlar promosyon olarak düzenler, bilet yerine bu kuruluşların daha önceden dağıttıkları davetiyelerle ücretsiz girilirdi.
Çocuk sinemalarının değişmeyen, her yıl defalarca gösterime sokulan klasik filmleri arasında ise en başta Erman Kardeşler’in (Erman Film) ithal edip Türkiye’ye getirdiği Albert Lamorisse’nin ‘Kırmızı Balon’ ile ‘Beyaz Yele’ filmleri gelir. Bütün çocuk sinemalarında bu iki film art arda gösterilmiş, ikisinin afişi ise tek bir afişte toplanmıştı. Fransız yönetmen Albert Lamorisse’nin kendi oğlunu başrolde oynattığı Kırmızı Balon’da Paris’in mahallelerinden birinde bir oğlan çocuğunun kırmızı bir balonla kurduğu dostluk, Beyaz Yele de ise sıradan bir insan-hayvan sevgisinden öte ideolojik simgeler içeren bir olay anlatılır. Beyaz Yele bir açıdan özgürlüğün simgesidir.
Albert Lamorisse’in 1956 yapımı sessiz sinema şaheseri “Kırmızı Balon” (Le Ballon Rouge), görünürde bir çocuk ile bir balonun hikayesini anlatsa da, aslında insan ruhunun en derin, en saf ve en evrensel duygularına dokunur. Hikaye Paris’in gri ve kasvetli sokaklarında yaşayan küçük bir çocuk olan Pascal’ın, bir sokak lambasına takılmış kırmızı bir balon bulmasıyla başlar. Bu balon sıradan bir nesne değildir; adeta canlanır ve Pascal’a bir evcil hayvan, hatta sadık bir dost gibi bağlanır. Film, bir çocuğun dünyasındaki o saf, çıkarsız sevgi bağını anlatır. Balon, Pascal’ı okula giderken takip eder, onu bekler ve aralarında kelimelere dökülmeyen, tamamen hislere dayalı köklü bir dostluk gelişir. Filmin kırılma noktası, sokaktaki diğer çocukların bu özel balona karşı duydukları kıskançlıktır. Kendilerinde olmayan bu güzelliğe ve sevgi bağına tahammül edemeyen bir çocuk çetesi, balonu ele geçirmek ve yok etmek için Pascal’ı amansızca kovalar. Bu durum, insan doğasındaki saf iyiliğe ve farklılığa karşı duyulan ilkel kıskançlığı, mülkiyet hırsını ve zorbalığı gözler önüne serer. Kırmızı Balon, dünyanın tüm kötülüğüne, griliğine ve zorbalığına rağmen umudun, dostluğun ve masumiyetin asla yok edilemeyeceğini anlatır. Filmin sonunda tüm balonların Pascal’ı gökyüzüne, özgürlüğe doğru uçurması ise sevgi sayesinde her bir şeyin değişebileceğinin altı çizilir.
Sinema üzerine yazmaya başladığımız ilk yıllarda, okul arkadaşım Nezih Çoş’la (sonradan o da sinema yazarı oldu) çok istediğimiz halde Kırmızı Balon ile Beyaz Yele’yi bir türlü izleyememiştik. İzleyemememizin tek nedeni ise bu filmlerin yalnızca hafta sonlarında çocuk sinemalarında gösterime girmesiydi. Çünkü bizi biraz büyük olduğumuz için sinemaya sokmuyorlardı. Sonunda izlemeye karar verdik ve Nezih’le birlikte bir pazar sabahı Suadiye Atlantik Sineması’nın önüne gittik. Amacımız çok çocuklu bir aileyi görüp, onlardan yalnızca birlikte içeri girmek için bir çocuk istemekti. Tabii ki bu garip isteğimiz pek normal karşılanmıyor, biraz tuhaf algılanıyordu. Bu nedenle birkaç denememiz doğal olarak sonuçsuz kaldı. Ancak filmi görme isteğimizde kararlıydık ve asla vazgeçmeyi düşünmüyorduk. Sonunda sinemaya gelen çoklu bir aile tanıdık çıktı ve derdimizi ona anlatarak içeri girişte çocuklarından birini emanet alarak sinemaya girip filmi izleme olanağına kavuştuk. Bir sürü çocukla oldukça gürültülü bir şekilde filmi izlemek de tabii ayrı bir zevkti(!)… Bu filmi ikinci izleyişim yıllar sonra Sinematek Derneği’nde oldu. Salonda Nezih Çoş’la birlikte birkaç kişi vardı. Onlar da çocuk filmi diye yarıda bırakıp çıktı. O yıllarda Sinematek Derneği’nde görev yapan Nezih Çoş bu filmleri merak edebilecek olanlar için getirmiş, ama ilgisizlik yüzünden tek bir gösterimden sonra filmi iade etmek zorunda kalmıştı. Filmi birinci izleyişimiz ne denli gürültülü olmuşsa yıllar sonra ikinci ikinci izleyişimiz ise de bir o kadar sessiz oldu. Ancak Nezih’le ben belki de geçmişte bu filmi görmek için katlandığımız zahmeti anımsadığımızda izlemekten büyük bir keyif aldık. Bazen çocuksu yanımız aradan onca zaman geçmesine karşın geçmişe duyulan özlemin kaçınılmaz dürtüsüyle bir zamanlar perdede izlenmiş bir şeylere takılı kalıyor. Yıllar geçse de onlardan kurtulmanız mümkün olmuyor. Kırmızı Balon da işte öyle bir film…