Çocuklarınızı kim izliyor?
O kadar kapıldık ki hız ve haz çarkına
ne ufak ufak yok oluşumuzu görüyoruz ne yok edişimizi.
Herkesin görünme derdinin büyük olduğu
bir kaç beğeni uğruna
türlü türlü trajikomik hallere bile girdiği,
evinin mahremini dahi yok edercesine
çoluk çocuğunu paylaştığı dijital çağda
iyice kendimizden geçtik.
Bazı ana babalar var ki
canlı yayınlar yapıp çocuklarını paylaşıyorlar.
Çocuk işte,
itiraz etse edemiyor ve
her çocuk gibi anne babasını
mutlu etmeye gayret ediyor.
O minik masum bakışların kiminde yorgunluğu ama en çok da
şaşkınlığı görmemek ve buna üzülmemek mümkün mü?
Değil.
Bebek odası ya da yatak odası kamera paylaşımlarını mı ararsınız,
üç, dört yaşındaki çocuklarının
evde, bahçede, sofrada ya da havuz kenarında,
bir cep telefonu ya da kamera ile her an peşinde olan ana baba mı ararsınız?
Hepsi var.
Kiminde çocuk kâh ağlıyor,
kiminde dans ettiriliyor,
kimi kez odasında oynarken
kimi kez ablasıyla kaykay yaparken.
Bu paylaşımların bu yaş çocuklarda ne türden kalıcı psikolojik etkiler yapacağı,
mahremiyet duygusunu nasıl yok ettiğini ve
oluşabilecek daha bir çok negatif etkileri uzmanlar söylüyor
ama kimin umuru.
ÇOCUKLARI KULLANMAK
Çocuğu üzerinden beğeni ve takipçi bulma derdine düşmüş
ya da takipçi rakamını arttırarak reklam alma hevesine kapılmış ana babalar çoktan
çocuklarını birer pazarlama ürününe dönüştürüvermişler bile.
Şimdi sıkı durun;
ABD Adalet Bakanlığı küçük çocukların
fotoğraf ve videolarını izinsiz
toplayarak bunun ticaretini yapan
tam 350.000 bilgisayar tespit etmiş.
Kim mi bunlar?
dünyanın farklı şehirlerini mesken tutmuş,
kötü amaçlı sapık ve sapkın bir dolu insan.
Çocuk pornosu merakı olan bu sapıklar
sanal dünyada topladıkları binlerce masum çocuğun video ve fotoğrafları üzerinden birbirleriyle değiş tokuş
hatta ticaret yapıyorlarmış.
Bunları yazmak bile insana
çok zor gelirken
bazen öğretmenlerin ya da çocuk bakıcılarının ama çoğu kez de ana babalar eliyle
bir çocuğun mahremiyeti
nasıl bu kadar uluorta sergilenir?
Nasıl bu kadar kolayca yok edilir?
Gerçekten anlamak mümkün değil.
Uzmanların artık ciddi bir hastalık kabul ettiği sanal dünya şehvetine
öyle bir kaptırdık ki kendimizi
zaaflarımıza da kolayca yenik düşüyoruz.
Ülkemizdeki sanal dünya bağımlılığı son 20 yılda
% 424 artarak,
internet kullanımı % 92.3’e yükselmiş.
Düşünün ki,
ülkemizde her 10 kişiden 9’u internette zaman geçiriyor.
Daha önce de yazdım,
sadece psikiyatrisler değil
bilişim uzmanları da ısrarla söylüyorlar,
dijital tehlike bir beka meselesi diye.
O halde en önemlisi geleceğimiz olan çocuklarımız.
Peki ne yapacağız?
Çocuklarımızın fotoğraf ya da videolarını ve/ veya kişisel bilgilerini sanal ortamlarda paylaşmayacağız.
Bu öyle bir sorun ki artık devletler tedbirler alıyor, ciddi yasaklar getiriyor.
Ülkemizde de 15 yaşını doldurmamış çocukların sosyal medya platformlarına erişimini yasaklayan düzenleme TBMM ‘de kabul edildi.
Ama bununla yetinmeyerek
dijital tehlike için,
kamu spotları, açık oturumlar konferanslar vb.
her türlü bilgilendirici yayınlar eliyle
ailelere ulaşılması ve tehlikelerin onlara da iyi anlatılması gerekiyor.
Dijital okur yazarlığı da bir an önce öğrenmeliyiz.
TAKİPÇİ BAĞIMLILIĞI
Büyük bir şehvete dönüşmüş bu görünme merakı
bizleri dijital bağımlı yapmakla kalmıyor
biz olmaktan da çıkarıyor.
En çok da merhameti ve şuuru alıyor elimizden.
Öyle olmasa gözümüzden sakındığımız çoluk çocuğumuzu
kim olduğunu bilmediğimiz ve
her türlü melanetin olabileceği
o cansız, soğuk ekrandan
ne olduğu bilinmeyen bir dipsiz kuyu internet arenasına
adeta atar mıydık?
AHBAP mı dediniz?Toplum