Çocuklukta tanık olduğum olaylar
İlkokul ikinci sınıfa başladığımda Kore Savaşı devam ediyordu. Evimizde General Tahsin Yazıcı ve Albay Celal Dora’nın fotoğrafı asılıydı. Öğretmenimiz gururla Kunuri Zaferi’nden söz etti. Oysa kuşatılan Amerikan Tümeni’ni kurtarmak için yapılan muharebede 734 Türk askeri şehit olmuş, 2 bin 134 asker yaralanmış, 234 asker esir düşmüş, 175 asker kaybolmuştur. Mehmetçik, Kore’ye TBMM’nin onayı alınmadan gönderilmiştir.
Stalin’in öldüğü duyuldu.
Atatürk’ün naaşı Anıtkabir’e nakledilirken radyodan yapılan canlı yayını okulun bahçesinde hoparlörden dinledik.
CUMHURBAŞKANI CELAL BAYAR’I GÖRDÜM
Okulda Cumhurbaşkanı’nın hafta sonunda istasyondan trenle geçeceği duyuruldu. O trenin geldiği sırada ben tesadüfen istasyonda idim. Ahaliden 8-10 kişi vardı. Sayın Cumhurbaşkanı, vagonun penceresinden görülüyordu. Kasabanın yalınayak takımından biri, “Sayın Bayar’ım, sesinizi duymak istiyoruz!” diye bağırdı. Cumhurbaşkanı perona indi, tel çerçeveli gözlüğü vardı, dolgun ve güleç yüzlüydü. Sakin bir ses tonu ile konuşuyordu. Hemen yanı başında durduğum için tombul ellerinin üstündeki çiller dikkatimi çekti. Az sonra karşı yönden gelen tren istasyona girdi ve Cumhurbaşkanı’nın bindiği tren hareket etti.
SEÇİMLER
1954’te milletvekili seçimleri yapıldı. Seçim döneminde kasabaya gelen CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’i gördüm. Kampanya sırasındaki en önemli konulardan biri hayat pahalılığı idi. 1939-45 arası altı yıl süren İkinci Dünya Savaşı sırasında şeker, gazyağı, ekmek gibi temel ihtiyaç maddeleri karne ile satılmıştır. 1940 yılında Milli Korunma Kanunu çıkarılarak zorlayıcı bazı önlemler alınmıştır. Demokrat Parti tarafından kıtlığın İsmet İnönü yönetiminden kaynaklandığı iddia edilmiştir.
GÖSTERGELER
Özgürlük havası uzun sürmemiş, tekrar hayat pahalılığı başlıca gündem maddesi olmuştur. Soya yağı, margarin, süt tozu, donmuş et ve en önemlisi buğday, Amerikan yardımı adı altında yurda sokuldu. Dağ başındaki bir kıl çadırda beş litrelik bir tenekenin üzerinde “Amerikan halkının hediyesi Salata Yağı” yazısını okumuştum. Altındaki çizimde tokalaşan iki elin bileğinde Amerikan ve Türk bayrakları vardı.
Evimizdeki odun sobasının altlığı Coca Cola kutusu yapılacak renkli baskılı teneke ile kaplanmıştı. Sınıf arkadaşımın evindeki çalar saatin kadranına iliştirilmiş Miki-Fare her saniye kıpırdamasıyla dikkatimi çekerdi.
Babadağ’da bir dükkanın duvarında asılı afişte güzel, tombul bir kız, “Hımm, Sana... Nefis” diyerek gülümsüyordu. Elinde üzerine yağ sürülmüş ekmek dilimi vardı.
Parasız yatılı öğrenci olarak ortaokula başladım. Kahvaltıda porselen fincanla çay, beyaz ekmeğin yanında beş altı zeytin ve bir parça peynir veriliyordu. Bir gün tabağımda bilmediğim beyaz bir topak vardı. Olduğu gibi ağzıma attım, yutuncaya kadar gözlerimden yaş geldi. Çok övülen o margarini bir daha ağzıma almadım.
Stok fazlası olan tahıllarını, yardım adı altında Türkiye, Mısır, İran, Hindistan, Meksika gibi ülkelere gönderen Amerika, bu ülkelerde iç piyasanın çökmesine ve üretimin gerilemesine yol açmıştır. 1958 yılında 3 milyonuncu ton Amerikan buğdayı, gemide yapılan törenle teslim edilmiştir. Yardım alan ülkeler dışa bağımlı hale gelerek en iyi müşteriler olmuş ve borçlanmıştır.
ÖNLEMLER
Demokrat Parti tarafından eleştirilen Milli Korunma Kanunu uyarınca ürünlere narh konmuştur. Babadağ pazarında yazın bolluk zamanında börülcenin, biber ve benzerlerinin en yüksek satış fiyatları tellal bağırtılarak duyuruldu. Ekmek, et gibi şeyleri de belediye denetliyordu.
İşler iyi gitmediği için bir yıl öne alınarak 1957 yılında seçim yapıldı. Demokrat Parti, ezici çoğunlukla yine iktidarda kaldı. Dış ticaret açığı, artan harcamalar, döviz kıtlığı devam etti. 1958 yılında, 280 kuruş olan Amerikan dolarını 9 liraya eşitleyen bir devalüasyon yapıldı. Türk lirası yüzde 69 oranında değer yitirmiş oldu.
HOLYWOOD’UN KATKISI
Filmlerde Jerry Lewis, Danny Kaye gibi komedyenlere güldük. John Wayne gibi kovboyları takdir ettik, kafa derisi yüzen vahşi Kızılderililere öfkelendik. Ahşap direklerden yapılma kalelere Amerikan bayrağı çekilince alkışladık. Marilyn Monroe’ya hayran olduk. Çizgi roman kahramanları Yüzbaşı Tom Miks ile Suzi, Konyakçı, Doktor, Çelik Bilek ile Rodi’nin maceralarını ilgiyle izledik. İhtiyar Balıkçı, Tom Sawyer’ın Macareları, Fareler ve İnsanlar gibi kitapları okuduk. Mark Twain’e güldük. Mike Hammer’i taklit ettik.
Şerbet ve gazoz varken kolaya alıştık. Viski hayalleri süsleyen içki oldu. Kodamanlar tozlu yollarda Amerikan arabaları ile gezdiler. Küçük Amerika olmaya heveslenirken borca battık.