Devletin tebligatını yırtarak nasıl devleti yöneteceksiniz
1970’lerden sonra art arda gelen Amerikancı darbelerle emperyalizm kendine bağlı, hatta bağımlı iktidarlar yaratmaya çalıştı.
Elbette bu çaba yalnızca onlarla da kalmadı.
Devlet yapıları bu açıdan yeniden yapılandırılmaya kalkışıldı. Ekonomisinden yargısına… siyasetçisinden… işini bilen memuruna… kültüründen sanatına… yaşam tarzına… bu iktidarları kabullenecek toplumlar ve değer yargıları da gerekiyordu…
Emperyalizmin işi bizim ülkemizde zor… hem de öyle böyle değil… çok zor!
Türkiye’nin geçmişinde çok önemli devrimler var.
Bedenden can çıksa bile… yine de unutmuyor.
Çünkü devlete o canı veren bu millet ve ataları…
Hem de kaç yüzyıllar boyunca…
Siz de şaşırmıyor musunuz…
CHP nasıl bu hale geldi diye…
Çelik çomak oynayan çocuklar gibi devleti yönetmeye nasıl aday olursunuz diyeceğim… çocuklara ayıp olacak. O kadar masum değil.
OYUNUZA NEDEN GÜVENMEDİNİZ
Yakıyorlar… yıkıyorlar… ellerinde hortum… damlarda… koltuklardan ama dikkatinizi çekerim… kırmızı hem de kızıl kırmızı koltuklardan polise barikatlar kuruyorlar… taşlar atıyorlar… yerlere deterjanlar döküyorlar… polisin ayağı kayıp düşsün diye.
Direneceğiz diyorlar. Saat sürmüyor.
Neden CHP yöneticilerinin muhatabı polis olsun ki…
Oylarıyla indirip bindirebilecekleri ortamlarımız var.
Neden güvenmediniz kendinize de dolarlar, milyon dolarlar havada uçuştu…
Oyların satıldığı tanıklıkları bir üç beş değil…
Bu paraların kaynağı nedir…
O bizim vergilerimizin parası olsa neredeyse ona razı olacağım, öpüp başıma koyacağım.
ABD’nin raporlarında adları geçiyor. “Seçim darbesiyle” geleceklermiş…
“Yoksa!” diye tehdit geliyor arkasından, o raporlarda aynen böyle yazıyordu: Türkiye “kan gölüne” dönecekmiş…
Televizyon ekranlarında seyrediyoruz.
Bir Genel Başkan, koltuğa oturmuş etrafında teşkilatı… devletin gönderdiği tebligatı nefretle cart curt… kameraların önünde parça parça yırtıyor… devlete karşı alenî suç işliyor… ağzına geleni sıralıyor.
Kime karşı?
Devletin tebligatına…
Durup düşünüyorum.
Bu devlet kimin devleti? Kime karşı? Kimden yana?
Devleti kime nasıl teslim edeceğiz.

CHP BİR GELENEK
O yüzyıllık CHP.
Bir gelenek.
Babamız o CHP’de İnönü’yle… Ecevit’le siyaset yaptı…
Bizim evde yemek yediğimiz masanın hemen yanındaki duvarda İnönü’nün ve Atatürk’ün hekimi, Verem Savaş’ın kurucusu Tevfik Sağlam’ın fotoğrafı asılıydı.
Amcam Adalet Partisi’nde Süleyman Demirel’le birlikteydi. Trabzon Senatörü’ydü. Dayım yıllarca Demokrat Parti’den Dinar’da Belediye Başkanlığı yaptı.
Anne dedem “Kızım zaman sana uymaz, sen zamana uymalısın.” diyen Çini Molla Mustafa Dedeoğlu… Cumhuriyet’in ilk sanayicilerinden.
Büyükbabam… babamın yüzünü bile göremediği Kıdemli Yüzbaşı Vasfi Efendi elinde kılıcıyla 19 Mayıs 1915 Çanakkale şehidi. Arkada İstanbul Darülfünun öğrencileri… bando eşliğinde ta Yemen çöllerinden bu yana söylenen Alay Marşı… anam beni bugünler için yetiştirdi diye gözünü kırpmadan “canım vatana feda” diye düşmana yürüyen kıymetli büyükbabam…
DEVRİMİN ŞANLI YOLUNDA İLERLEYECEĞİZ
İşte o yoldan biz de yürüdük Mülkiye Marşı’yla… sonra değerli kardeşim, çok özel 50 yıllık Partili yoldaşım Sarper Özsan’ın armağanı 1 Mayıs Marşı’yla… o aşkla çarptı kalbimiz… gözyaşını dindirmeye değil gül yüzünde güller açsın diye… devrimin şanlı yolunda birlikte daha ileri… daha ileri ilerleyelim ve bir an önce bayram gibi bayram yapsın Vatanımız diye…
İyi bayramlar efendim,
Gülün ki sizin neşenizle ay, güneş, toprak, deniz de gülsün…
***
Editör Notu: Yazı, 26 Mayıs 2026 Salı günü kaleme alınmıştır.
DEMİREL AİLESİNDEN ÖZEL BİR KOLİ
Tam yazıyı yazdığım sırada kapımız çaldı. Kocaman gülüşüyle kocaman bir koliyi kapımıza kadar getiren bir kardeşimiz, memleketlimiz…
Çok özel bir yerden.
Şevket Demirel ailesi.
Sayın Sezen Demirel… Nihan Demirel Atasagun… Binhan Kesici ve Neslihan Demirel…
Nihan Demirel Atasagun’la aynı okulda yatılı okumuştuk… 11-12 yaşlarında. Bir buluşmamızda söz etmiştik. Her bayram dört kız kardeş annemlerde kahvaltıda buluşurduk. Eşlerimizle çoğaldık, sonra çocuklar… onların eşleri… onların çocukları… çocukların çocukları… sofrada mutlaka lokul… katmer… özel peynirler… her zaman alamadığımız kahvaltılıklar… vb olurdu.
Ben cezaevindeyken kabak tatlısı, Doğu yokken kızılcık marmeladı, Mehmet cezaevindeyken kaymak annem için gözyaşıydı…
Gece yarısı Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Ergenekon’dan tutuklandığında beni ilk arayan Sayın Süleyman Demirel olmuştu.
BİZDEN ZENGİNİ YOK
Annemi kaybettikten sonra kahvaltı ve kavurma geleneğini ben devraldım.
Lokulsuz, katmersiz bayramımız geçmedi. Ağzı açık, bükme, şekerleme… yanına Karadeniz ve Rumeli’yi de ekleyin evlilikler nedeniyle Erzincan… Siirt… dostlar sayesinde Antep’ten Şırnak’a Diyarbakır’a da uzanıyoruz… bizden zengini yok yani.
İşte bu bayram da kapımız çaldı.
Demirel ailesinden memleket kokusu ve tadı… tıpkı anneminki gibi… adını taşıdığım Hacer babaanneminki gibi… Daha uzun tarif edemem.
Mutluluk gözyaşları…
Bir de yanında benim çok önem verdiğim bir konu da özel bir yaratıcılık örnekleri… tarım ürünlerine katma değer kazandıran… “Çıtır Elma, ara öğün” vb… nasıl da lezzetli ve sağlıklı… kokusuna bakılırsa özel bir yöntemle hazırlanmış belli ki…
Tam öyle romantik… romantik giderken birden ekonomiye daldım.
E en önemli görevlerimizden biri.
ÇOK İNSAN TANIDIM AMA…
Çok memleket gezdim. Çok insan tanıdım. Kendi memleketim diye değil, nesnel bir gerçek olduğu için söylüyorum. Müthiş özel bir insanımız var. Verici. Başkasının mutluluğundan mutlu olan. Yaratıcı. Üretici. Cesur.
Ve de hepsinin üzerinde vatansever!
Geleneksel bir özellik. İmparatorluklar coğrafyasının kurucu özellikleri ve zenginlikleri bunlar.
KAYBOLMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ
İşte şuraya yazıyorum:
Kaybolmasına izin vermeyeceğiz!
Kirlenmesine, leke düşürülmesine izin vermeyeceğiz.
O görüntüleri hak etmiyoruz.
CAN BEDENDEN ÇIKMAYINCA
Kara haber tez duyulur, unutsun beni demişsin
Bende kalan resimleri, mektupları istemişsin
Üzülme sevdiceğim, bir daha çıkmam karşına
Sana son kez yazıyorum, hatıralar yeter bana
Unutma ki dünya fani, veren Allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni, can bedenden çıkmayınca
Unutma ki dünya fani, veren Allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni, can bedenden çıkmayınca
Kurumuş bir çiçek buldum mektupların arasında
Bir tek onu saklıyorum, onu da çok görme bana
Aşkların en güzelini yaşamıştık yıllarca
Bütün hüzünlü şarkılar hatırlatır seni bana
Unutma ki dünya fani, veren Allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni, can bedenden çıkmayınca
Unutma ki dünya fani, veren Allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni, can bedenden çıkmayınca
Kırıldı kanadım kolum, ne yerim var ne yurdum
Gurbet ele düştü yolum, yuvasız kuşlar misali
Selvi boylum senin için katlanırım bu yazgıya
Böyle yazmışsa Yaradan, kara toprak yeter bana
Unutma ki dünya fani, veren Allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni, can bedenden çıkmayınca
Unutma ki dünya fani, veren Allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni, can bedenden çıkmayınca
Unutma ki dünya fani, veren Allah alır canı
Ben nasıl unuturum seni, can bedenden çıkmayınca
MÜLKİYE MARŞI
Başka bir aşk istemez, aşkınla çarpar kalbimiz,
Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz.
Gül ki sen, neş’enle gülsün ay, güneş, toprak, deniz.
Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz.
Bir güneştin bir zamanlar, aya kadar kaldındı dün,
Dün bir ay’dın, sislenen boşlukta yıldızsın bugün;
Benzin uçmuş bak, ne rüya’dır, bu akşam gördüğün?
Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz.
Beklesin Türkoğlunun azminde kuvvet bulmayan,
Sel durur, yangın söner elbette bir gün Ey Vatan
Süslenir, oynar yarın, dün ağlayıp matem tutan
Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz.
(Nisan 1919)
ALAY MARŞI
Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı
Al sancağı teslim etti, Allah’a ısmarladı
Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana
Sütüm sana helal olmaz, saldırmazsan düşmana
Arş ileri, marş ileri, Türk askeri dönmez geri...
Yastığımız mezar taşı, yorganımız kan olsun
Biz bu yoldan döner isek namus bize ar olsun
Ne şereftir ölmek bize bu güzel vatan için!
Yanar yürek yurt aşkıyla daima için için
Arş ileri, marş ileri, Türk askeri dönmez geri…
(Rifat Bey)