Diğerkâmlığın zaferi
Bayramlar yalnızca takvimde işaretlenmiş özel günler değildir.
Bayram, insanın kendi içine, ailesine, komşusuna, milletine ve nihayet bütün insanlığa yeniden bakma imkânıdır.
Günlük hayatın koşuşturması içinde çoğu zaman unuttuğumuz bir hakikati bize hatırlatır. İnsan, yalnız kendisi için yaşayan bir varlık değildir.
İnsan, başkasının sevinciyle sevinebilen, başkasının acısıyla sarsılabilen, kendi sofrasında başkasına da yer açabilen varlıktır.
Erdemli insan dediğimizde, yalnızca iyi niyetli, nazik veya uslu bir insandan söz etmiyoruz.
Erdemli insan, kendi çıkarını hayatın merkezi yapmayan insandır.
Kendisine verilen imkânı yalnız kendi refahı için değil, çevresinin, toplumunun ve milletinin iyiliği için kullanabilen insandır.
Erdem, insanın içindeki iyilik duygusunun davranışa dönüşmüş halidir.
Bir bakıma düşüncenin, duygunun ve eylemin aynı ahlaki çizgide birleşmesidir.
BENCİLLİĞE KARŞI BAYRAM
Bugünün dünyasında insanı giderek yalnızlaştıran, bencilleştiren, kendi dar menfaatlerinin içine hapseden büyük bir kültürel saldırı altındayız.
Tüketim kültürü, insana sürekli kendisini düşündürür. Daha fazla sahip olmayı, daha fazla görünmeyi, daha fazla tüketmeyi başarı gibi sunar.
Oysa insanı insan yapan şey yalnızca sahip oldukları değildir.
İnsan, verdikleriyle, paylaştıklarıyla, koruduklarıyla ve uğruna fedakârlık yaptığı değerlerle büyür.
Bayram, bu nedenle bencilliğe karşı toplumsal bir hatırlatmadır.
Bayram sabahı kapıların açılması, büyüklerin ziyaret edilmesi, çocukların sevindirilmesi, yoksulun hatırlanması, küslerin barışması yalnızca gelenek değildir. Bunlar, insanı insan yapan ahlaki bağların yeniden kurulmasıdır.
Toplum dediğimiz büyük varlık, yalnızca yasalarla, kurumlarla ve ekonomik ilişkilerle ayakta durmaz. Toplum, insanların birbirine karşı duyduğu sorumlulukla, merhametle, güvenle ve dayanışmayla ayakta durur.
Son yıllarda sosyal psikoloji ve yönetim araştırmalarında “insaniyet” ya da “humanity” kavramı yeniden tartışılıyor.
Bu yaklaşım, insaniliği empati, merhamet, bağışlama, sevgi, nezaket ve cömertlik gibi erdemlerin üst başlığı olarak ele alıyor. İnsanilik, yalnızca duygusal bir hassasiyet değil; başkasını fark etme, onun durumunu anlama, acısını hafifletmek için eyleme geçme ve anlamlı insan bağlarını sürdürme kabiliyetidir.
Bu bakış, bizim kadim kültürümüzün ve bayramlarımızın özüne de uygundur.
Bizde erdemli insan, yalnız kendisini kurtaran insan değildir. Komşusu açken tok yatmayan, büyüğüne hürmet eden, küçüğünü koruyan, yetimin başını okşayan, yoksulu gözeten, sofrasını paylaşan insandır.
Anadolu insanı erdemi çoğu zaman felsefe kitaplarında değil, türküde, deyişte, duada ve sofrada öğrenmiştir. Yunus Emre’nin gönül dili, Hacı Bektaş Veli’nin incitmemeyi öğütleyen irfanı, Âşık Veysel’in insanı uzun ve ince bir yolun yolcusu olarak gören bakışı bize aynı şeyi söyler.
İnsan, kendisini aşabildiği ölçüde insandır.
Gönül yapabilen, yarayı sarabilen, garibi gözetebilen, küsleri barıştırabilen insan erdemli insandır.
ERDEMLİ İNSANIN ÖLÇÜSÜ
Diğerkâmlık dediğimiz şey de tam burada anlam kazanır.
Diğerkâmlık, insanın kendisini yok sayması değildir.
Diğerkâmlık, insanın kendi varlığını daha büyük bir bütünün içinde anlamlandırmasıdır.
İnsanın ahlaki gelişimi, dar bir çemberden geniş bir çembere doğru ilerler.
Önce kendimizi, sonra ailemizi, sonra yakın çevremizi düşünürüz.
Fakat erdemli insan burada durmaz.
Mahallesine, milletine, mazlum milletlere, insanlığın geleceğine ve gelecek kuşaklara karşı da sorumluluk hisseder.
Güncel psikoloji literatüründe bu durum “genişleyen ahlaki çember” kavramıyla açıklanıyor.
İnsanlığın bugünkü sorunları, yalnızca yakın çevremize değil, uzak insanlara, gelecek nesillere ve bütün insanlık ailesine karşı sorumluluk duymamızı gerektiriyor.
GENİŞLEYEN AHLAKİ ÇEMBER
Bu genişleyen ahlaki çember, bayramın da özüdür.
Bayram, insanın sevgisini yalnız evinin içine hapsetmemesidir.
Bayram, komşunun kapısını çalmak, ihtiyaç sahibini aramak, kırgınlıkları gidermek, yalnız yaşayan yaşlıyı hatırlamak, emeğiyle geçinen insanın alın terine saygı duymaktır. Bayram, millet olmanın ahlaki pratiğidir.
Ancak burada önemli bir nokta vardır.
Evrensel insanlık sevgisi, insanın kendi milletine, ailesine ve yakın çevresine bağlılığını ortadan kaldırmaz.
Aksine gerçek diğerkâmlık, somut bağlardan beslenir.
Ailesine, mahallesine, milletine karşı sorumluluk duymayan bir insanın soyut bir insanlık sevgisi çoğu zaman havada kalır.
Fakat kendi milletine duyduğu sevgiyi başka milletlere düşmanlık haline getiren kişi de erdem çizgisinden uzaklaşır. Erdemli insan, bağlılık ile merhameti, sadakat ile adaleti, millet sevgisi ile insanlık sorumluluğunu birleştirebilen insandır.
Bugün insanlığın en büyük ihtiyacı da budur.
Dünya savaşlarla, eşitsizliklerle, emperyalist müdahalelerle, göçlerle, yoksullukla ve teknolojinin insanı aşındıran yönleriyle karşı karşıyadır.
Böyle bir çağda yalnızca teknik çözümler yetmez.
Daha gelişmiş makineler, daha hızlı bilgisayarlar, daha büyük şehirler, daha karmaşık kurumlar insanlığı tek başına kurtaramaz.
İnsanlığın öncelikle erdemli insana, erdemli topluma ve erdemli yönetime ihtiyacı vardır.
Erdemli insanın olduğu yerde dayanışma vardır.
Erdemli toplumun olduğu yerde yalnızlık azalır.
Erdemli yönetimin olduğu yerde adalet, üretim, paylaşım ve insan onuru esastır.
Bayramlar bu bakımdan yalnızca manevi günler değil, aynı zamanda toplumsal kuruluş günleridir. Her bayramda toplum, kendisini yeniden hatırlar. Kim olduğunu, neye değer verdiğini, hangi bağlarla ayakta durduğunu yeniden görür.
Bugün bize düşen görev, bayramı birkaç günlük nezaket gösterisine indirgememektir.
Bayramın ruhunu yılın bütün günlerine taşımaktır.
İş yerinde adil olmak, sokakta saygılı olmak, siyasette ahlaklı olmak, ekonomide üretenden yana olmak, teknolojide insanı merkeze almak, ailede sevgi ve sorumluluğu büyütmek, toplumda dayanışmayı güçlendirmek bayram ahlakının süreklileşmiş biçimleridir.
Erdemli insan, yalnızca kendi mutluluğunu arayan insan değildir. Başkasının mutluluğunda kendi payını, başkasının acısında kendi sorumluluğunu gören insandır. Diğerkâmlık da insanın en büyük zayıflığı değil, en büyük kudretidir.
Çünkü insan, yalnız aldığında değil, verdiğinde de büyür.
Yalnız kazandığında değil, paylaştığında da zenginleşir.
Yalnız kendisini koruduğunda değil, başkasına siper olduğunda da insanlaşır.
YÖN VE EYLEM
Bu bayramda kendimize şu sade fakat büyük soruyu sorabiliriz.
Ahlaki çemberimiz ne kadar geniş? Sevincimiz yalnız kendimize mi ait, yoksa komşumuzun, işçimizin, köylümüzün, yoksulumuzun, milletimizin ve insanlığın geleceğinin de içinde olduğu daha büyük bir daireye mi uzanıyor?
Bayramın gerçek anlamı, bu çemberi genişletmektir.
Aileden millete, milletten insanlığa uzanan bir sorumluluk ahlakı kurmaktır.
Erdemli insanı çoğaltmak, erdemli toplumu inşa etmek ve dayanışmayı hayatın merkezine yerleştirmektir.
Bayramımız kutlu olsun.
Sofralarımız bereketli, gönüllerimiz açık, ahlaki çemberimiz geniş olsun.