Dış ticarete yönelik lojistik tercihlerimizde ciddi sorun var
Geçen hafta, Türkiye’nin dışsatımı için kullanılan lojistik altyapının ve “kemikleşmiş” lojistik tercihlerin “akılcıl” olmadığını “somut” rakamlar ile anlatmıştım…
Dışsatıma yönelik lojistik altyapımızı ve tercihlerimizi, “akılcıl” hâle getirmek, yani “paramızı sokağa atmaktan kurtulmak” için devrimci bir kamu planlamasına gereksinim olduğunu yinelemeliyim. Bu defa, konuyu, Türkiye’nin dışalımında “kemikleşmiş” durumdaki lojistik tercihlerimize getirelim…
Bu konuda en son somut verilerin yayınlanmış olduğu Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği’nin (UTİKAD) yayınladığı 2023 Yılı Lojistik Sektörü Raporu’nu dikkate aldığımızda;
- Toplam dışalımımızın değer bakımından yüzde 59,19’unu; ağırlık bakımından yüzde 93,42’sini gemilerle ithal ediyormuşuz ve Türkiye’ye denizden taşınan malların kilogram başına değeri ortalama 0,82 dolarmış. Anlayacağınız, tıpkı dışsatımda olduğu gibi, değerli ithal mallarının da denizyolu ile taşınmasını sevmiyormuşuz. Gemilerle taşıttığımız ve kilogram değeri 30-40 lira bandındaki ucuz ithal mallarını, en çok da Çin, Rusya, Almanya, ABD ve İtalya’dan gemilerle Türkiye’ye getirtiyormuşuz. Özetlersek; Türkiye’nin “değerde düşük mal” taşımacılığında, ihracatındaki gibi ithalatında da deniz yolu bir numara.
- Toplam dışalımımızın değer bakımından yüzde 0,69’unu; ağırlık bakımından yüzde 0,32’sini tren vagonlarıyla ithal ediyormuşuz ve tren vagonları ile ithal ettiğimiz malların kilogram başına değeri 2,46 dolarmış. Anlayacağınız, değerli ithal mallarımızın ne deniz yolu ile ne de demir yolu ile taşınmasını sevmiyormuşuz. Değeri en düşük olmasa bile kilogramı 100-110 lira bandında kalan ve toplamın yüzde 1’ine bile ulaşamayan miktar ve değerdeki ithal mallarını, en çok Çekya, Almanya, Polonya, Bulgaristan ve Macaristan’dan (yani, Yakın Batı’dan) tren vagonları ile taşıyormuşuz. Özetlersek; Türkiye’nin ithalatında “değersiz mal” taşımacılığında demir yolu iki numara, üstelik yok denecek kadar az. Aynı, ihracatında olduğu gibi…
- Toplam dışalımımızın değer bakımından yüzde 26,34’ünü; ağırlık bakımından yüzde 6,21’ini tır/kamyonlarla ithal ediyormuşuz ve tır/kamyonlarla ithal ettiğimiz malların kilogram başına değeri 4,23 dolarmış. Anlayacağınız, deniz ve demir yoluyla ithal ettiklerimizin 2-5 katı değerindeki (kilosu 150-200 lira bandında) malları kara yolu ile ithal etmeyi seviyormuşuz. Karayolu ile en çok mal ithal ettiğimiz ülkeler ise, sırasıyla Almanya, İtalya, Çin, Polonya ve Fransa olmuş. Tam bir saçmalık! Bu ülkelerin limanları dururken, ithal yüklerimizi ortalama 3.000 kilometrelik yolda kamyon üzerinde taşımak ne oluyor? Peki, Çin’den milyonlarca ton yükü kara yolu ile taşımak nedir? Ankara-Pekin arası mesafe kuş uçuşu 7 bin kilometre iken, Çin’den kilogram değeri 4-5 dolarlık malı tırla Türkiye’ye taşımak hangi aklın ürünü acaba? Güney Çin Denizi kurudu da bizim mi haberimiz yok…
Bırakın Almanya’nın, İtalya’nın, Polonya’nın ve Fransa’nın limanlarını, Çin’in vızır vızır çalışan limanlarından ithalat yapmak varken “yüksek maliyetli” kara yolu taşımacılığı ile lojistik maliyetlerini birkaç kat artırmak, “akılcı” bir yaklaşım mıdır?
- Geçen haftaki yazımda, ihracatta hava yolu kullanımının aşırılığına dikkat çekmiştim. Fakat, asıl ithalatta hava yolu kullanımının aşırılığına inanamayacaksınız! Dışsatımımızın değer bakımından yüzde 32,74’ünü; ağırlık bakımından yüzde 0,05’ini uçaklarla ithal ediyormuşuz ve uçaklarla ithal ettiğimiz malların kilogram başına değeri 410,86 dolarmış. İthalatımızın yükte epeyce hafif, ama pahada epeyce yüksek olan ve toplam ithalatımızın değer bakımından yaklaşık üçte birini oluşturan kısmını ne denizden, ne tren raylarından ne de karayolundan taşımasını sevmiyormuşuz ve böylece “ultra pahalı” havayolu ile taşımak suretiyle en pahalı ithal mallara bir de “yüksek taşıma” maliyeti ekliyormuşuz… Havadan ülkemize getirttiğimiz kilosu 15 bin-20 bin TL bandındaki bu çok pahalı malların çıkış yeri ise sırasıyla İsviçre, BAE, Çin, ABD ve İtalya imiş… Denizyoluyla çok ucuza ve sorunsuz olarak mal getirtilebilecek bu ülkelerden havadan (21 kat daha pahalıya) mal taşımak niye!
Bu hafta, dış ticarette demiryolu taşımacılığına özellikle dikkat çekmek istiyorum… 2023’te yapmış olduğumuz yaklaşık 362 milyar dolarlık ithalatın yalnızca 2,5 milyar dolarlık küçük bir bölümü, demiryolunu kullanarak Türkiye’ye ulaşmış. En çok da hangi ülkelerin demiryollarından gelmiş? Çekya, Almanya, Polonya, Bulgaristan ve Macaristan’ın (yani, Yakın Batı’nın) demiryolları üzerinden gelmiş… Zaten ithalatımızda çok silik olan demiryolu taşımacılığında Asya’dan taşınan mal, hele hele 450 milyon dolar harcayarak inşa edilen 840 kilometrelik “Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu”ndan taşınan mal miktarı o kadar düşük ki…
2023’te yapmış olduğumuz yaklaşık 256 milyar dolarlık ihracatın ise yalnızca 2 milyar dolarlık bölümü için demiryolu kullanılmış… Demiryolunu kullanan topu topu 2 milyar dolarlık ihraç mallarımız, ağırlıklı olarak Almanya, Hollanda, Çekya, Avusturya ve Bulgaristan’ı tercih etmiş… İstatistikler, Asya’ya bağlantı demiryollarımızdan, en başta da bizi Türk dünyasına bağlayan “Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu”ndan taşınan ihraç mallarımızın miktarı da, -aynı ithal mallarımızın miktarında olduğu gibi- “komik” düzeyde…
Sormadan edemiyorum: “Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, şan-şöhret olsun diye mi inşa edildi ve neden verimsiz?” Yine sormadan edemiyorum: “Asya’nın hinterlandına yönelik dış ticarette demiryolunun ağırlık kazanmasını sağlayamayan ‘Batıcı sistem’, yıllardır Zengezur Koridoru’ndan ‘Şan şöhret olsun diye mi?’ demiryolu hattı geçirmeye çalışıyor?”
Haftaya, konuyu Zengezur Koridoru’na getireceğim…