Doğu Akdeniz-Suriye denklemi

Fikret Akfırat

Fikret Akfırat

Gazete Yazarı
TÜM YAZILARI

Uzunca bir süredir, perde gerisinde ısınan Ege ve Doğu Akdeniz gündemi, geçen hafta Efes tatbikatı sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “şakamız yok, gerekli adımları atarız” açıklamasından sonra yeni bir boyuta ulaştı. Erdoğan’ın tatbikattan önceki günlerde üst üste birkaç defa Yunanistan’daki ABD yığınağının hedefinin Türkiye olduğuna işaret eden açıklamalar yapması dikkat çekti. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın “Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı bir vekil olarak öne sürüldüğüne” dair açıklamaları ise önemle kaydedilmeli.
Bir yandan da Suriye’de sınır ötesi harekatın eli kulağında. Basına yansıyan bilgilere göre sınıra ve sınır ötesine askeri sevkıyatlar başlamış durumda.

BUGÜNÜN DÜNDEN FARKI

Türkiye, ne zaman ABD’nin başına bela ettiği terör belasına bitirici hamleye yönelse Washington yönetimleri şimdi olduğu gibi aynı tehditleri güncel hale getirdi. 1991’den sonra ABD’nin Irak’ın kuzeyinde temellerini attığı İkinci İsrail devletine karşı Türkiye’nin mücadelesi ya Kıbrıs’taki yeni bir “çözüm girişimi” ya da Ege Adalarında çeşitli kışkırtmalarla engellenmeye çalışıldı. ABD, Irak’ın kuzeyinde yapılan 1995 Çelik, 1997 Çekiç harekatları gibi geniş çaplı harekatlar sırasında, öncesinde veya sonrasında bu tür girişimler ile Türkiye’nin bölge ülkeleri ile ortaklık içinde askeri ve siyasi hedeflerini tamamlamasını önlemeye çalıştı.
Ancak şimdiki durum öncekilerden çok temel bir fark içeriyor. O dönem, ABD hem dış tehditler hem de Türkiye’de devlet içine yerleştirdiği adamları vasıtasıyla Türkiye’yi terbiye etme politikası kapsamında bu tehditleri sopa olarak kullanıyordu. Bugün ise durum farklıdır. ABD, esas olarak Türkiye’yi yeniden Atlantik rotasına döndürme imkanı olmadığını saptamaktadır. Bu nedenle Türkiye’ye yönelik tehdidin, dikkati dağıtmaya yönelik bir hamle olarak sopanın ucunu göstermenin ötesinde Türkiye’yi Ege’de patlatılacak bir savaşta “yenmek” hedefine odaklandığı görülmektedir.
ABD-İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs ittifakının kurulmasını, ortak tatbikatlarla güç gösterilerini, Türkiye’nin Mavi Vatan sınırlarında enerji şirketlerine arama lisansları verilmesini, Yunanistan’da dokuz üsteki yığınağı, özellikle Türkiye’nin burnunun dibindeki Dedeağaç’ta tankların konuşlandırılmasını, bu yöndeki hazırlıkların adım adım hayata geçirilmesi olarak değerlendirmek gerekiyor.

ANAHTAR SURİYE

ABD’nin, Ukrayna krizinin ardından Avrupa’ya olağanüstü abandığı koşullarda, Türkiye’ye karşı bir Atlantik cephesi inşa etmeye çalıştığı görülmektedir. Bu koşullarda Türkiye’nin kararlı durması tek başına ABD’yi caydırmaya yetmemektedir. ABD’yi caydıracak bir kuvvet yaratmak tayin edici önemdedir.
ABD’nin stratejisinde de kilit ülke Türkiye’dir. Türkiye’nin bugünkü dünya saflaşmasında hangi cephede yer alacağı önümüzdeki dönemi belirleyecektir. Bu stratejide kilidi açacak anahtar olarak Suriye’de uygulanacak politika görülmektedir. ABD’li politika oluşturma kurumlarında, Doğu Akdeniz ile Suriye arasında bir stratejik denklem kurulmaktadır. Buna göre hedef, Türkiye’nin İkinci İsrail’i önleme operasyonunu boşa çıkarmak, bölge ülkeleriyle ortaklığını bozmak, çıkarlarının ortak olduğu Rusya, İran ve Çin ile aynı cephede kararlı politikalar uygulamasını önlemektir. Bunun için Doğu Akdeniz’de bir askeri ağırlık ve Türkiye’ye karşı cephe oluşturulması planlanmıştır. (Daha fazla ayrıntı için bkz. CSIS, Restoring the Eastern Mediterranean as a U.S. Strategic Anchor, 22 Mayıs 2018)
ABD’nin bu stratejisine karşılık Türkiye için de Suriye’deki politika anahtar görevine sahiptir. İran’ı, Rusya’yı, Çin’i ve diğer bölge ülkelerini yanına çekecek politika, ABD’yi caydırmak için gerekli kuvveti yaratabilecektir. Şam yönetimiyle yapılacak mutabakat ve ortak tutum, Türkiye ve bölge ülkeleri arasındaki güvensizlikleri giderecek, böylelikle Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin elini kuvvetlendirecek ilk adımdır.

Etiketler abd çin ege doğu akdeniz kıbrıs