16 Ekim 2026 Cuma
İstanbul 11°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Doğu Akdeniz’de asıl tehdidi görmek

Ali Alsaç

Ali Alsaç

Gazete Yazarı

A+ A-

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de ve Ege’nin kuzeyinde ilan ettiği deniz milli parklarını yalnızca bir çevre düzenlemesi olarak değerlendirmek eksik olur. Bu karar, Türkiye’nin son yıllarda devlet kapasitesi, güvenlik anlayışı ve dış politika yönelimi bakımından geldiği noktayı gösteren daha geniş bir sürecin parçasıdır.

Türkiye bugün bu kararları verebilen bir ülkeye kolay gelmedi. Ergenekon ve Balyoz tertiplerinin yenilmediği, 15-16 Temmuz darbe girişiminin bastırılmadığı bir Türkiye’nin böylesine stratejik kararları alması çok daha güç olurdu. Türkiye büyük bedeller ödeyerek kendi kararlarını daha bağımsız biçimde alabileceği bir noktaya geldi.

Deniz milli parkları da bu nedenle sıradan bir çevre politikası değildir.

DENİZ MİLLİ PARKLARI NE ANLAMA GELİYOR?

Doğu Akdeniz’de asıl tehdidi görmek - Resim : 1

Türkiye, Ege’de kuzeyden güneye doğru uzanan alanlarda deniz milli parkları oluşturuyor. Bu alanlarda bilimsel ve sismik araştırmalar yapılacak, üniversiteler su altı çalışmaları gerçekleştirecek, turizm faaliyetleri geliştirilecek.

Türkiye böylece yalnızca denizlerini koruyan değil, o alanlarda bilimsel, ekonomik ve idari varlık gösteren bir devlet olduğunu ortaya koyuyor.

Üstelik bu kararlar hiçbir sorunun bulunmadığı, güllük gülistanlık bir bölgede alınmıyor.

Dünya genelinde ciddi bir hesaplaşma yaşanıyor. Deniz yolları, boğazlar, enerji ve tedarik zincirleri büyük güç mücadelesinin merkezine yerleşmiş durumda. Dünyanın “nefes boruları” niteliğindeki güzergâhlarda çatışmalar ve gerilimler artıyor.

Türkiye de tam böyle bir ortamda, Doğu Akdeniz’in merkezindeki konumunu daha açık biçimde ortaya koyuyor.

Bu nedenle söz konusu karar, devletin ilgili kurumlarının riskleri, kazançları ve geleceğe dönük sonuçları değerlendirmesinden geçen kurumsal bir karardır. Türkiye’nin gelecek yıllarını doğrudan etkileyecek sürecin önemli adımlarından biridir.

MESELE YALNIZCA YUNANİSTAN DEĞİL

Yunanistan’ın Türkiye’nin deniz milli parkları kararından rahatsız olduğu açık. Yunan basınında bunun Mavi Vatan’ın kurumsallaşması ve hatta “yasalaşması” yönünde bir adım olduğu değerlendirmeleri yapılıyor.

Ancak mesele yalnızca Yunanistan’a indirgenmemeli.

Doğu Akdeniz bugün dünyanın en önemli enerji ve iletişim koridorlarından biridir. Doğalgaz hatları, elektrik nakil projeleri ve dijital altyapılar bu coğrafyadan geçiyor.

Bugün dünya iletişiminin yüzde 90’dan fazlası denizlerin altından geçen fiber optik kablolar üzerinden sağlanıyor. Evlerimizde kullandığımız internetten hastanelere, devlet kurumlarından askeri yapılara kadar modern yaşamın büyük bölümü bu altyapıya bağlı.

Doğu Akdeniz ise bu ağların kritik geçiş noktalarından biri.

Türkiye böyle bir alanın tam merkezindedir.

Bu nedenle Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeleri yalnızca Türkiye-Yunanistan anlaşmazlığı üzerinden okumak doğru değildir. Bölgede ABD, İsrail ve Yunanistan ekseninde şekillenen daha geniş bir askeri ve siyasi yapılanma bulunmaktadır.

ABD’nin Dedeağaç’tan başlayarak Yunanistan içlerine, Ege adalarına ve Girit’e kadar uzanan askeri varlığı artık Türk kamuoyunun da yakından bildiği bir gerçekliktir. Uydu sistemleri, füze unsurları, askeri araçlar, birlikler ve çeşitli tatbikatlarla oluşturulan bu düzenek Türkiye açısından dikkate alınması gereken bir stratejik tablo ortaya çıkarıyor.

Yunanistan’ın tek başına Türkiye karşısında oluşturabileceği tehdit sınırlıdır. Asıl mesele Yunanistan’ın hangi büyük güç düzeni içerisinde hareket ettiğidir.

SURİYE VE DENİZALTINDAKİ YENİ MÜCADELE

Doğu Akdeniz’deki mücadelenin bir başka önemli boyutu Suriye’dir.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Suriye ile denizaltı internet kablosu konusunda attığı adımlar bu açıdan dikkatle incelenmelidir.

Türkiye’nin yakın dönem tarihinin en önemli başlıklarından biri, Türkiye’nin güneyi ile Suriye’nin kuzeyinde yaşanan çatışmalardır. Dolayısıyla Suriye’yi konuşurken aynı zamanda Türkiye’nin güvenliğini de konuşuyoruz.

Suriye uzun yıllar süren savaş sonucunda büyük bir altyapı yıkımına uğradı. Haberleşme sistemlerinden kamu kurumlarına, hastanelerden internet altyapısına kadar birçok alan yeniden kurulmak zorunda.

Yeni Suriye devleti de doğal olarak kendi halkının temel ihtiyaçlarını karşılayacak güçlü bir haberleşme ve bilişim altyapısı oluşturmak isteyecektir.

Sorun tam burada ortaya çıkıyor.

Bu altyapıları kurmak son derece yüksek teknik bilgi, sermaye ve inşa kapasitesi gerektiriyor. Bölgemizde bu alandaki önemli şirketlerin önemli bölümü Amerikan sistemiyle bağlantılı. Bu yapının Doğu Akdeniz’deki temel merkezlerinden biri de İsrail.

Dolayısıyla siyasi bağımsızlıktan ne kadar söz edersek edelim, temel altyapılarda kendi seçeneklerimizi yaratamazsak Amerikan seçeneklerine bağımlı kalıyoruz.

Başka ülkelere “Neden ABD’yle ya da İsrail’le çalışıyorsunuz?” diye kızmadan önce gerçek bir alternatif yaratmak zorundayız.

ÇİN SEÇENEĞİ STRATEJİKTİR

Bu noktada Çin son derece önemli bir alternatif sunuyor.

Türkiye gelecekte Çin’in sahip olduğu altyapı ve teknoloji kapasitesini bölgemize daha fazla taşımalıdır. Türkiye, Çin’le birlikte yalnızca kendi ihtiyaçlarını değil, çevre ülkelerin haberleşme, enerji ve dijital altyapı gereksinimlerini karşılayabilecek ortaklıklar geliştirebilir.

Doğu Akdeniz’de Türkiye, Rusya, Çin ve İran’ın işbirliği bu nedenle yalnızca siyasi değil, ekonomik ve teknolojik anlam da taşımaktadır.

Özellikle Çin’le kurulacak altyapı ortaklıkları sayesinde bölge ülkelerinin ABD ve İsrail şirketlerine olan mecburiyeti azaltılabilir.

Bölgede gerçek bağımsızlık yalnızca siyasi açıklamalarla kurulmaz. Enerjiniz, haberleşmeniz, dijital ağlarınız ve kritik altyapınız başkasının kontrolündeyse bağımsızlığınız da sınırlı kalır.

ASIL TEHDİDİ DOĞRU TANIMLAMAK

İsrail bölgenin ciddi devletlerinden biridir. Ancak İsrail’in arkasındaki Amerikan gücünü görmeden yapılan hiçbir değerlendirme yeterli değildir.

Amerikan desteği olmadan İsrail’in bölge ülkelerine karşı bugün sergilediği ölçüde cüretkâr davranabilmesi çok daha zordur.

Bu nedenle Türkiye ittifaklarını kurarken tehdidin nereden geldiğini doğru analiz etmek zorundadır.

İttifak siyaseti, tehdit değerlendirmesinden bağımsız düşünülemez.

Türkiye bugün çeşitli bölgesel seçenekler üzerinde çalışıyor. Bu çerçevelere Mısır’ın, İran’ın ve diğer bölgesel aktörlerin katılması gelecekte yeni dengeler oluşturabilir.

Türkiye’nin Asya seçeneğini güçlendirmesi ve bölgesel dinamikleri yanına çekmesi yalnızca Türkiye’nin değil bütün Akdeniz coğrafyasının çıkarınadır.

Fas’tan Tunus ve Cezayir’e, stratejik anlaşmalar yaptığımız Libya’dan Suriye’ye kadar uzanan Akdeniz şeridine bakın. Bu ülkelerin tamamı son derece kıymetli coğrafyalara ve önemli enerji kaynaklarına sahip. Akdeniz gibi dünyanın en değerli havzalarından birinin kıyısında bulunuyorlar.

Fakat bu zenginlik sofrasına her oturduklarında iç savaşlar, darbeler, kışkırtmalar ve yıkımlarla karşılaşıyorlar.

Sonuç olarak bölgenin zenginlikleri bölge halklarının refahına yeterince dönüşemiyor.

AKDENİZ’DE YENİ DENGE

Türkiye, Rusya ve Çin’in Akdeniz’de daha güçlü biçimde bulunması, İran ve bölge ülkeleriyle işbirliğinin geliştirilmesi emperyalist müdahalelere karşı yeni bir denge yaratabilir.

Böyle bir denge kurulursa Akdeniz’de çatışmanın değil işbirliğinin güçlendiği yeni bir dönem mümkün olabilir.

Bu ortam Türkiye’nin denizlerdeki hedeflerine ulaşmasını da kolaylaştırır. Aynı şekilde Mısır, Libya ve diğer bölge ülkeleri de bundan kazançlı çıkar.

Hatta Yunanistan açısından da daha bağımsız bir bölgesel düzen faydalıdır. Yunanistan’ın bir Amerikan etki devleti veya vekil güç olarak Türkiye’yle sürekli karşı karşıya getirilmesinden Yunan halkının kazanabileceği bir şey yoktur.

Türkiye ile çatışmanın Yunanistan’a sağlayacağı herhangi bir stratejik kazanç bulunmuyor.

TÜRKİYE’NİN GERİ DÖNÜŞÜ YOK

Deniz milli parkları kararını bu geniş çerçeve içerisinde değerlendirmek gerekir.

Türkiye’nin bugün geldiği noktaya ulaşması kolay olmadı. İnsan kaynağı bakımından, ekonomik bakımdan ve devlet kapasitesi açısından çok ağır bedeller ödendi.

Fakat artık bu sürecin geriye dönüşü olmadığı kanaatindeyim.

Türkiye’nin yeniden Batıcı ve Atlantikçi anlayışların yönlendirdiği, Amerikan denklemleri içinde komşularıyla düşmanlaştırıldığı eski düzene dönmesi mümkün değildir.

Türkiye buna uygun bir arınma süreci yaşıyor.

Arındıkça kendi çıkarlarına uygun kararları daha rahat verebiliyor.

Bu süreç ilerledikçe Türkiye hem Adalar Denizi’nde hem Akdeniz’de hem de çevresindeki diğer stratejik alanlarda daha güçlü adımlar atacaktır.

Deniz milli parkları da bu büyük dönüşümün küçük görünen fakat son derece önemli işaretlerinden biridir.