Doğu Akdeniz'de Türkiye-Mısır ittifakı: Atlantik planlarına bölgesel yanıt
Doğu Akdeniz, 21. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren küresel emperyalizmin jeopolitik paylaşım mücadelelerinin ve enerji savaşlarının merkez üssü haline gelmiştir. ABD liderliğindeki Atlantik cephesi, Doğu Akdeniz’in zengin hidrokarbon kaynaklarını tekeline almak ve Türkiye’yi Anadolu kıyılarına hapsetmek amacıyla “Mavi Vatan”ı hedef alan çok boyutlu bir kuşatma stratejisi yürütmektedir. Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail üçgeninde şekillendirilen, arkasına Washington ve Brüksel’in askeri-siyasi desteğini alan bu saldırgan eksen, tamamen bölge dışı aktörlerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu dayatmalara karşı bölge ülkelerinin kendi kaderlerini tayin etmesi ve inisiyatif alması, yalnızca stratejik bir tercih değil tarihsel bir zorunluluktur.
Türkiye ile Mısır arasında imzalanan Savunma İş Birliği İyi Niyet Mektubu, bu emperyalist tezgâhı darmadağın eden ve Doğu Akdeniz’deki dengeleri kökten değiştiren devrimci bir eşiği temsil etmektedir. Bu yakınlaşma; ideolojik saplantılar terk edilerek devletlerin nesnel çıkarlarla buluşması, Mavi Vatan’ın güvenliği ve çöken Atlantik hegemonyasının Akdeniz’deki ilanıdır.
ATLANTİK KUŞATMASINA BÖLGESEL KALKAN

Batı medyasında “eksen kayması” veya basit bir “diplomatik yumuşama” olarak küçültülmeye çalışılan Türkiye-Mısır savunma ortaklığı, aslında Atlantik’in askeri planlarına indirilmiş en ağır darbelerden biridir. İki köklü ülkenin askeri ve stratejik yeteneklerini birleştirmesi, Doğu Akdeniz’deki güç dengesini Batı aleyhine kalıcı olarak bozmuştur.
Türkiye ile Mısır arasında hayata geçirilen askeri yakınlaşma ve imzalanan niyet mektupları, salt diplomatik birer nezaket metni değildir. Bu adımlar, ABD’nin; Yunanistan’ın Dedeağaç, Girit ve GKRY askeri üsleri üzerinden kurmaya çalıştığı yeni “Demir Perde”yi güneyden yarma harekatıdır. Ankara ve Kahire’nin ortak askeri tatbikatlar düzenlemesi, Akdeniz’de ortak devriye faaliyetlerini masaya yatırması ve istihbarat paylaşımını kurumsallaştırması, Doğu Akdeniz’i bir “Amerikan gölü” haline getirme projelerini kökten çökertecektir. Özellikle Türkiye’nin yerli savunma sanayisi hamlelerinin, insansız hava araçlarının (SİHA) ve KAAN gibi milli muharip uçak projelerinin Mısır’ın askeri modernizasyon süreçlerine entegre edilmesi potansiyeli, Washington ve Tel Aviv’de stratejik bir panik yaratmaktadır.
Mısır’ın Muhammed Mursi dönemi sonrasında radikal ve dış güdümlü yapılardan arınarak kurumsal devlet egemenliğini yeniden tesis etmesi, bölgesel dengelerin korunması açısından kritik bir dönüm noktasıdır. Türkiye’nin de geçmişteki ideolojik dış politika hatalarından ve “İhvancılık” saplantısından sıyrılıp Mısır Devleti ile doğrudan, askeri ve stratejik bir dille konuşmaya başlaması, bölge merkezli dış politikanın zaferidir. Türkiye ve Mısır askeri olarak ortaklaştığı müddetçe, Libya’daki iç çatışmaların emperyalizm tarafından körüklenmesi engellenecek, Suriye’nin toprak bütünlüğü güvenceye alınacak ve Kıbrıs çevresindeki Batılı askeri meydan okumalara karşı geçilemez bir bölgesel kalkan örülecektir.
PAYLAŞIM SAVAŞI VE DENİZ YETKİ ALANLARI
Doğu Akdeniz’deki mücadelenin ekonomik omurgasını, deniz yataklarında bulunan milyarlarca metreküp doğal gaz ve petrol rezervlerinin paylaşımı oluşturmaktadır. ABD ve AB, bölge dışı tekelci sermayenin çıkarlarını korumak adına, Sevilla Haritası gibi uydurma sınırları devreye sokarak Türkiye’yi 41 bin kilometrekarelik dar bir körfeze hapsetmeye çalışmıştır. Bu amaçla kurulan Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF), ilk aşamada Mısır’ı da içine alarak Türkiye’yi tamamen izole etmeyi hedefleyen emperyalist bir mühendislik projesiydi.
Doğu Akdeniz’deki iktisadi ve hukuki egemenlik stratejisi, Türkiye’nin ilan ettiği Mavi Vatan sınırlarının uluslararası hukuk çerçevesinde tavizsiz savunulmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak bu savunma, komşularla cepheleşerek değil, hakkaniyetli ve anti-emperyalist ortak paydalarda buluşarak mümkündür. Türkiye-Mısır ilişkilerinin normalleşmesi ve ardından gelen ekonomik uzlaşı zeminleri, Batı’nın kurguladığı EastMed boru hattı projesi gibi ölü doğmuş girişimlerin nihai mezar taşı olmuştur. Mısır, Türkiye’nin tezlerini ve Birleşmiş Milletler’e bildirdiği kıta sahanlığı sınırlarını dikkate alan bir deniz yetki alanı stratejisine yöneldiği an hem kendi ulusal çıkarlarını korumuş hem de Yunanistan’ın maksimalist ve gaspçı deniz sınırı taleplerine darbe vurmuştur.
Türkiye ile Mısır arasında imzalanacak olası bir deniz yetki alanlarının sınırlandırılması antlaşması, Doğu Akdeniz’deki emperyalist paylaşım tiyatrosunu hukuken bitirecektir. Mısır’ın geçmişte Yunanistan ile imzaladığı kısmi sınırlandırma antlaşmalarının Doğu Akdeniz’de yarattığı boşluklar, Ankara-Kahire hattında gelişen ekonomik ve enerji ortaklıklarıyla verimli bir şekilde kapatılmaktadır. İki ülkenin Akdeniz’de karşılıklı olarak münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlarını tam uyumlu hale getirmesi, Mısır’a Yunanistan’ın vaat ettiğinden çok daha geniş bir deniz alanı ve milyarlarca dolarlık ek enerji kaynağı kazandıracaktır. Türk ve Mısır’ın sismik araştırma ve sondaj gemilerinin koruma altında ortak faaliyet yürütmesi, Batılı enerji tekellerinin bölgedeki diktatörlüğüne son verecek, Doğu Akdeniz kaynaklarının zenginliğini emperyalist merkezlere değil, doğrudan bölge halklarının refahına sunacaktır.
BÖLGESEL İNİSİYATİF VE ÇOK KUTUPLU DÜNYA
Türkiye-Mısır ittifakının askeri, stratejik ve ekonomik boyutları, küresel ölçekte yaşanan büyük güç kaymasının Doğu Akdeniz’deki somut yansımasıdır. Batı hegemonyası altındaki tek kutuplu dünya düzeni çökerken, Asya’dan yükselen çok kutuplu yeni dünya düzeni Akdeniz’in sularında kök salmaktadır. Bölge ülkelerinin kendi inisiyatiflerini ele alması, Doğu Akdeniz’deki düğümün Washington veya Brüksel’de değil Ankara, Kahire, Şam, Moskova ve Pekin hattında şekillenen yeni çok kutuplu stratejik akılla çözüleceğini göstermektedir.
İmzalanan Savunma İşbirliği İyi Niyet Mektubu, iki köklü devletin emperyalist planlara karşı ortak bir direnç odağı oluşturma kararlılığıdır. İdeolojik dogmaları aşarak ulusal çıkarlar ve anti-emperyalizm ortak paydasında buluşan Türkiye ve Mısır, Doğu Akdeniz’i emperyalist savaş cephesi olmaktan çıkarıp, bölge halklarının egemenlik ve refah alanına dönüştürmektedir. Bu ittifak güçlendikçe, emperyalistlerin Mavi Vatan’ı kuşatma ve bölgeyi sömürme hayalleri Akdeniz’in derinliklerine gömülmeye mahkûm kalacaktır.