05 Eylül 2026 Cumartesi
İstanbul 29°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Doğu ile Batı’nın bitmeyen savaşı: Troia

Burçak Evren

Burçak Evren

Gazete Yazarı

A+ A-

Ünlü bir arkeolog, Aşil ile Hektor’un Troia surları önündeki kavgasının günümüzdeki Troia ile ilgili çatışmaların yanında bir piknik düzeyinde kalacağını söylemişti. Yalnızca Troia eserleri üzerine birçok ülkenin onları sahiplenme adına yaptığı çatışmalar bile önceden söylenmiş bu sözün doğruluğuna kanıttır.

Günümüzde de bu savaşlar -özellikle uluslararası politik arenada simgesel ataklar ile- devam ediyor. Örneğin komşumuz Yunanistan, hava sahasını çok katmanlı savunma sistemleriyle donatmak için İsrail ile savunma anlaşmasına imza attı (ya da bugünlerde atıyor). Amacım haddimi aşarak dış politikaya soyunmak değil; yalnızca bu anlaşmaya verilen addan hareket ederek Batı ile Doğu arasındaki yüzyıllar süren “bitmeyen rövanşın” altını çizmek.

‘AŞİL KALKANI’ NE İLK NE DE SON

Anlaşma “Aşil Kalkanı” adını taşıyor. Grek mitolojisinde Aşil ya da diğer tanımıyla Akhilleos; annesi tanrıça, babası ölümlü bir kral olan yarı tanrıdır (yani Peleus ile su tanrıçası Thetis’in oğlu). Gerçi herkes bilir ama yinelemekte bir beis yok: Aşil’in annesi oğlunu ölümsüzlük nehri Stiks’te yıkarken elini suya değdirmemesi öğütlendiğinden, onu sol topuğundan tutup suya batırmıştır. Grek mitolojisine göre yalnızca oradan vurulursa öleceğine inanılır.

“Aşil Kalkanı” Batı ile Doğu arasındaki rövanşın ne ilki ne de sonuncusudur. Bu savaşın ilki Troia’da yaşanmış ve hileli bir at ile Troialılar iyi niyetlerinin bedelini acı bir şekilde ödemişlerdir.

Fatih Sultan Mehmet’in ileri düzeyde Grekçe bildiği, başta Kritovulos, Trapezuntios ve Ducas olmak üzere dönemin tüm yerli ve yabancı tarihçileri tarafından bilinir. Bilinen bir başka şey ise Fatih’in Homeros’un İlyada ve Odysseia eserlerini orijinal dilinde okuyup edindiği bilgilerle askerî tartışmalar yaptığıdır.

Fatih Sultan Mehmet ile Troia Savaşı arasındaki ilişki, Osmanlı Devleti’nin İstanbul’un fethinden sonra Doğu-Batı hesaplaşmasını tarihsel bir meşruiyete oturtma çabasına ve padişahın entelektüel ilgisine dayanır. Fatih, 1462 yılında Midilli seferine giderken Çanakkale’de Troia harabelerini gezmiş ve saray tarihçisi Kritovulos’un aktardığına göre harabeleri inceledikten sonra başını sallayarak şunları söylemiştir:

“Allah, beni bu şehrin ve halkının müttefiki olarak bu zamana kadar sakladı. Biz bu şehrin düşmanlarına galip geldik ve onların vatanlarını aldık. Burayı Yunanlar, Makedonyalılar, Teselyalılar ve Moralılar almışlardı. Bunların biz Asyalılara karşı defalarca yaptıkları kötü davranışların intikamını, aradan birçok devir ve yıl geçmesine rağmen onların torunlarından aldık.”

‘TRUVALILARIN ÖCÜNÜ ALDIK’

Mustafa Kemal Atatürk de Fatih gibi Kurtuluş Savaşı’nı ve Türk milletinin mücadelesini Doğu-Batı çatışmasının tarihsel bir devamı olarak değerlendirmiş ve benzer bir “rövanş” söylemini dile getirmiştir. Atatürk’ün Troia ile ilişkisinin en bilinen aktarımı, 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Muharebesi kazanıldıktan hemen sonra yaşanmıştır. Sabahattin Eyüpoğlu ile İsmail Hakkı İzmirli’nin aktardığına göre Atatürk, Dumlupınar zaferinin ardından yanındakilere şu tarihi sözü söylemiştir:

“Truvalıların öcünü aldık…”

Doğu-Batı hesaplaşmasının Troia sembolizmi üzerinden yürüdüğünü yalnızca Türkler değil, Batılılar da çok iyi biliyordu. Çanakkale Savaşları sırasında İngilizlerin Çanakkale’ye gönderdiği en önemli zırhlılardan birinin adı, Troia’yı yıkan Agamemnon’dur (orduları Troia Savaşı’na götüren Miken Kralı). HMS Agamemnon zırhlısı Boğaz’ı geçemeyip geri çekilmek zorunda kalmış; Osmanlı savaşta yenilgiye uğrayınca İtilaf Devletleri mütareke masasını özellikle Limni Adası’nda demirli bu geminin güvertesinde kurmuştur.

Böylelikle Batılılar da Agamemnon gemisinde teslimiyet belgesi imzalatarak  sözüm ona bir üstünlük sağladıklarına inanıp rövanşı aldıkları yanılgısına düşmüşlerdir.

Atatürk’ün 1922’de Büyük Taarruz zaferinden sonra söylediği “Truvalıların öcünü aldık” sözü, doğrudan Mondros’ta Agamemnon zırhlısı üzerinden dayatılan bu tarihsel kurguyu ve işgali çökerterek verilen nihai cevaptır.

Daha önceki bir notun tekrarı: Troia kelimesi birçok dilde farklı şekilde söylenmekte ve yazılmaktadır: Fransızca Troie, İngilizce Troy, Flamenkçe Troje, İtalyanca Troia, Almanca Troja. Türkçede ise bu kelime en az yedi farklı şekilde yazılmakta ve söylenmektedir: Troya, Truva, Torova, Turova, Turoya, Toruya, Toruv... Ancak Homeros’un kullandığı (yazıya geçirilmiş olarak) ve uluslararası alanda kabul gören “Troia” yazımı en doğru olanıdır. Bu nedenle 1988’den sonraki Troia kazıları yayınlarında ve Troia sergilerinde Homeros’un İlyada Destanı’nda kullandığı “Troia” ismine bağlı kalınmıştır. Yayınlar da bu adla yapılmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığımız ise nedense hâlâ “TROYA”da ısrar ediyor?