Doğur, doyur, dua et
Kadına yönelik şiddetle mücadele haftası ya... Dedim ki, kadını yazayım... Almanya’da Kayzer Wilhelm zamanında, kadınlar için “üç K yasası” vardı: Kinder, Kirche, Küche (çocuk, mutfak ve kilise). Yani, doğur, doyur, dua et. Kadının başka işi olamazdı. Bir kültürdü bu... Naziler iş başına geldiğinde, bu yobazlığa bilimsellik kılıfı giydirildi. Almanya’daki işsizliği gidermenin yolunu, çalışan kadınları işten çıkarıp onların işlerini erkek yakınlarına vermekte bulmuşlardı. Kızlar için evliliğe hazırlık kursları açmışlar, çok çocuk yapmaları için teşvik edip çocuk başına para vermişlerdi. Hatta dört ve daha fazla çocuğu olan kadınlara şeref madalyası bile veriliyordu. Kadının görevi erkeğine hizmet etmek, onu fazla masrafa sokmamaktı. “Bilim” bunlarla meşgulken, gerçek bilim adamlarını sorarsanız... Albert Einstein şarlatan sayılıyor, izafiyet teorisine “deli saçması” deniliyordu. Gelelim bu tarafa... Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Kadın-erkek eşitliği fıtrata aykırıdır” sözünü açıklamak isteyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, “kadınla erkek arasında mutlak eşitlik yoktur” buyurmuşlardı. Doğru yolu bulmuştuk işte. Sonraki bakanımız Ayşen Gürcan ise bu eşitsizliğin mutfak boyutunu şöyle açıklamıştı: “Eğer bir Müslüman kadın börek yapmasını bilmiyorsa o aile dağılmaya mahkûmdur.” İyi gidiyorduk. Derken bu kez bakanlığa Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Sema Ramazanoğlu getirildi. İlk başörtülü bakanın twitter adresi, “benbirkulum.” Anladık ki, daha iyi olacağız. Ekonominin başında ise işsizliğin nedeninin, işgücündeki kadınlar olduğunu düşünen Mehmet Şimşek var. İktidar destekçisi internet alemini de “Allah’ın gönderdiği iş miktarı hem kadına hem erkeğe yetmiyor. Dünyadaki işsizliğin nedeni çalışan kadınlardır” diye fetvalar veren hocalar sarınca kardeşim... Üstüne, Tayyip Erdoğan’ın en az dört çocuk ısrarını ve küçük yaşta evliliklerin önünü açan 4+4+4 eğitim sistemini, her mahallede açılıp evlilik kursları gibi görev yapan Kuran kursları ve “İrşad Bürolarını” da düşününce... 3 K’nın AKP’cesi 3-D artık gündemdedir: Doğur, doyur, dua et... Demem o ki, gericiliği bir topluma leylekler getirmiyor. Her toplum kendi faşizmini kendisi doğurup, kendisi büyütüyor... Hayırlı işler Türkiye...
Şer mutabakatı Meclisteki yemin töreninde Leyla Zana isimli zavallının Türk milletinin adını söylememesi planlı bir hareketti. Bir operasyondu. Arkasında bir mutabakat vardı. Geçici Meclis Başkanı Deniz Baykal, açıkça “Bu yemin geçersizdir” diyemedi. Dememesi gerekiyordu. Arkasından AKP’nin işaret fişekçisi M. Ali Şahin çıktı ve yemin metninin içine sinmediğini söyledi. Kemal Kılıçdaroğlu da “bunun tartışılabileceğini” söyleyince geriye Tayyip Erdoğan’ın son hamlesi kaldı... Mutabakatın merkezi ABD’nin bölücü anayasa dayatması, piyonu PKK... Ortakları AKP, HDP ve CHP... Bu mutabakatın bir adım öncesine bakalım. Ulusal Kanal’a, devletin Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde terör örgütü olduğu açıkça yazılmış, üyeleri ve liderleri hakkında kırmızı bültenler çıkarılmış FETÖ’ye FETÖ dedi diye RTÜK tarafından ceza verildi. Cezayı uzman raporunun aksi mütalaasına rağmen verenler HDP, CHP ve MHP’li RTÜK üyeleri. Bir de savundular yaptıklarını... Buradaki mutabakatın merkezine bakınca, ABD’nin koynunda beslediği F Tipi Örgüt olduğunu görüyoruz... Yani bir tarafından ABD’ye bağlı olanlar ile onları destekleyenlerin iki karın ağrısı var; biri adıyla sanıyla Türk milleti, diğeri de Ulusal Kanal... Ne mutlu Ulusal Kanal’a, ne mutlu Türk milletine...
Sivri kafa Antalya’nın AKP’li Belediye Başkanı Menderes Türel, şehri sivrisinek istilasından kurtaramayınca başarısızlığının gerekçesi olarak şu açıklamayı yapmış: “Bazı ilçe belediyeleri, sivrisinek üretme çiftlikleri kurmuşlar...” Aklıma Ergenekon davasının gizli tanıklarından “gizli tanık Efe” geldi. “Gizli tanık Efe” hakkındaki yolsuzluk davaları yüzünden görevinden ihraç edilen bir savcıydı. Gizli tanık oldu ve Ergenekon hakkındaki müthiş iddiasını açıkladı: “Ergenekon bana suikast yapmak için arabama kene koydu...” Sırf kafanın çalışma biçimini anlatmak için verdim bu örneği. Verdim ki milletim görsün, bu kafalar nasıl savcı, belediye başkanı oldu...
Balbay’ın doktoru Hapishane arkadaşım CHP Milletvekili Mustafa Balbay, olağanüstü kurultay taleplerini reddeden CHP Genel Merkezi hakkında “CHP Merkez Yönetim Kurulu’nda özel yetkili yöneticiler mi var acaba” diye sormuş... Bilmemesine şaşırdım. Çünkü uzun süredir oradalar. İsimleri de var: “K Partisi” teşhisi koyan yine CHP içinden Dr. Yener Oruç: -AKP ile koalisyon heveslileri kimdi? Kontenjandan milletvekilleri. -AKP ile “istikşafi” görüşmelerde bulunanlar kim? Kontenjandan milletvekilleri, aynı zamanda yöneticiler. -Bu görüşmeleri yürütenler arasında ön seçimle gelen var mı? Yok. -”İstikşafi görüşmelerle uyutulduk, aldatıldık” diyenler kim? Kontenjandan milletvekilleri, yöneticiler. -7 Temmuz seçimlerinde kontenjan adaylarını kim belirledi? Genel Başkan ile eski kontenjandan gelenler ağırlığı. -Çatı aday tuzağına kim düştü ? Cevap aynı. Kim 2015 Milletvekili Seçimlerinde HDP’nin 4. Parti sponsoru, destekleyicisi oldu? CHP Genel Başkanı ile eski kontenjandan gelenler. Yani bir “K Partisi” var CHP’den içeru... Derdin dermanı da bu reçetenin içinde, ayrıntı için linkini veriyorum: (http://www.ulusalkanal.com.tr/k-partisi-makale,4697.html ) Hapishane arkadaşıma selam ile...
Aslında yavşak Küfür değil. TDK sözlüğünde, “geveze, yılışık kimse” diye geçiyor. Anadolu’da “bit yavrusu.” Atasözü bile var: “Yavşak büyüdü bit oldu, enik büyüdü it oldu.” Günümüzde ise bir aydın tipidir... Cemaatçisi de, iktidar yandaşı da, cumhuriyetçisi de birdir. Kuyruklarına rüzgâr değdiği anda satmayacakları dava yoktur. Her geminin ambarını mesken tutarlar, ama bir sallantıda, ilk terk eden de onlar olur. İlk başta bütün varlığıyla karşı olduğu rejim değişikliğini, sıkıya gelince “ben başkanlık sistemine karşı değilim” diye savunan ya da himmet gecelerinde, Cemaat ekranlarında hoca efendi yalakalığını kimselere bırakmazken sıkıyı görünce “vah nasıl da aldatıldık” ağıtları yakandır. Hrant’ın dostuyken cemaati aklar, katili gizler, deliller ortaya çıkınca sus-pus olur. Her durumda sırıtma yetenekleri vardır. Böylece ne mal olduklarını gizleyebilirler. Ellerindeki kalemi daima başkalarının kuyusunu kazmak için kullanırlar. Bu konuda taşerondurlar. Cepleri bundan kazandıkları parayla doludur. Tehlikeyi anında hissederler. O ana kadar en ateşli taraftarı oldukları cepheden, hızla uzaklaşabilirler. Kimisi Ali Cengiz diyor böylelerine... Bize aydın diye yutturuluyor... Bakın etrafınıza, o kadar çoklar ki...