13 Mayıs 2026 Çarşamba
İstanbul 17°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Dünya genelindeki kâr oranını tekrar ölçmek

Michael Roberts

Michael Roberts

Gazete Yazarı

A+ A-

2012 yılında, tek bir ülkedeki sermayenin kâr oranını ölçmenin ötesine geçmek ve dünya genelinde bir kâr oranı hesaplamak için ilk girişimimi gerçekleştirdim. O dönemde, Marx’ın “Kâr Oranlarının Azalma Eğilimi Yasası”nı (LTRFP) dünya ölçeğinde test etmenin önemli olduğunu savundum. Kapitalizm 20. yüzyıl boyunca kollarını dünyanın her köşesine uzattığı için, bu yasaya dair daha iyi ampirik kanıtlar bulmak ancak küresel bir oran hesaplamakla mümkündü; çünkü kapitalizm yalnızca küresel düzeyde “kapalı bir ekonomi” teşkil eder. Tek bir ülkedeki veya birkaç ülkedeki kâr oranı, yurt dışındaki ticaret ve yatırımlardan elde edilen kârları hesaba katmadığı ve her ülkenin farklı eğilimleri olabileceği için doğru sonuç vermeyecektir.

2020 yılında, küresel kârlılık ölçümümü önemli ölçüde güncelledim ve geliştirdim. O dönemki hesaplamalarım, en büyük 19 ekonominin (G20) sermaye üzerindeki ortalama kâr oranı üzerinden yapılmıştı. Veri kaynağım Penn World Tables 10.0 serisiydi. Sonuçlarım, kârlılıkta uzun vadeli bir düşüş eğilimi olduğunu söyleyen Marx’ın yasasını doğruladı. Bu önemliydi çünkü kapitalist genişlemenin geçici olduğu, ayrıca üretim ve yatırımda düzenli ve tekrarlayan krizlere tabi olduğu sonucuna varıyordu. Aslında krizler, sistemi eski sermayeden “temizlemek” ve benim “kâr döngüsü” dediğim yükseliş dönemi için zemin hazırlamak adına gerekliydi. Dünya kâr oranı düz bir çizgide düşmüyordu; uzun vadeli düşüş eğilimi, genellikle ciddi bir çöküşten sonra kârlılığın yükseldiği dönemlerle bölünüyordu.

KÂR DÖNGÜSÜNÜN DÖRT ANA DÖNEMİ

2020’deki grafiğimi dört bölüme ayırmıştım: 1950-66 arası, İkinci Dünya Savaşı sonrası kârlılığın yüksek olduğu ve hatta yükseldiği “Altın Çağ”; 1966-82 arası, küresel kârlılığın dibe vurduğu kârlılık krizi; 1982-97 arası, kâr oranında (sınırlı) bir toparlanmanın yaşandığı neoliberal dönem; ve son olarak 1997’den itibaren, kâr oranının gerilediği, 2008-9 Büyük Resesyonu’na yol açan ve COVID pandemisinden hemen önceki 2019’a kadar durağan seyreden “Uzun Depresyon” dönemi.

2022 başlarında, “Dünya kâr oranı: Önemli yeni kanıtlar” başlıklı bir yazı daha yayımladım. Bu yazı, Massachusetts Amherst Üniversitesi’nden Deepankur Basu ve meslektaşları tarafından hesaplanan yeni bir küresel kâr oranı çalışmasına dikkat çekiyordu. Basu ve ekibi farklı bir veri tabanı (Extended Penn World Tables 7.0) kullanmış ve 25 ülke için ortalama bir küresel kâr oranı hesaplamışlardı. Onların sonuçları da benim 2020 ölçümlerimi destekliyordu.

KÜRESEL ARTIK DEĞER HAVUZU VE ASİMETRİLER

Şimdi yeni bir çalışmada, Sydney Üniversitesi’nden Pooyah Karambakhsh, dünya kâr oranının ölçülmesine dair kapsamlı bir güncelleme yayımladı. Karambakhsh, tek bir ülkenin kâr oranı analizinin ulusal ekonomik büyüme ve krizi değerlendirmede paha biçilemez olduğunu, ancak LTRFP analizinin küresel düzeyde yapılması gerektiğini savunuyor. Karambakhsh’ın belirttiği gibi, “Değer transfer mekanizması ne olursa olsun, varlığı her ulusta üretilen ve gerçekleşen artık değer arasındaki tutarsızlık olasılığına işaret eder. Bir ‘küresel artık değer havuzu’ ile küresel bir perspektif, bu tutarsızlıkların etrafından dolanır.”

Karambakhsh’ın çalışması, Marksist üretken emek kavramına dayalı olanlar da dahil olmak üzere kâr oranının birden fazla ölçümünü uygulamaktadır. 32 ülkelik bir örneklem kullanan Karambakhsh, 1952 ile 2019 yılları arasında dünya kâr oranında aşağı yönlü bir eğilim bulmaktadır. En önemlisi, bu düşüşün Marx’ın kârlılık yasasından, yani yükselen “sermayenin organik bileşiminden” (emeğe kıyasla teknolojiye daha fazla yatırım yapılması) kaynaklandığını göstermektedir. Bu durum kârlılık üzerinde zamanla aşağı yönlü bir baskı oluştururken, yükselen artık değer oranı bir karşı eğilim olarak işlev görmüştür (ancak bu karşı eğilim sadece 1982-97 neoliberal toparlanma döneminde baskın gelebilmiştir). Dahası, verileri bu düşüş eğiliminin hemen hemen tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ortak olduğunu göstermektedir.

ÜRETKEN EMEK VE KÂRLILIĞIN ÖLÇÜMÜ

Karambakhsh haklı olarak Marksist kâr oranının üretken emek kavramını içermesi gerektiğini düşünmektedir. Marksist teori, yeni değerin ve artık değerin yalnızca ekonominin üretken sektörlerinde (örneğin imalat, inşaat, ulaşım ve iletişim) yaratıldığını; gayrimenkul, finans veya devlet gibi üretken olmayan sektörlerde yaratılmadığını savunur. İkinci gruptaki sektörler, yalnızca üretken sektörlerde yaratılan artık değeri yeniden dağıtırlar.

Bu nedenle Karambakhsh, küresel kârlılığı dört farklı ölçüt kullanarak tanımlamaya çalışır: üretken faaliyetlerin ayrıntılı dökümünü kullanan bir ölçüt; üretken sektörlerin basitleştirilmiş bir ölçüsünü kullanan bir diğeri; üretken olmayan sektörleri de içeren genel bir kârlılık ortalaması; ve son olarak, amortismanın (tartışmalı bir konu haline gelen) etkisini ortadan kaldıran ve bu nedenle net değil, brüt sermaye stokunu kullanan bir ölçüt. Karambakhsh, küresel ortalama kârlılığa ulaşmak için her ülkenin sermaye stokunu ağırlıklandırmaktadır.

Maalesef üretken sektörlerdeki kâr oranını ölçen veriler çok daha kısa bir zaman serisine ve daha az ülkeye sahiptir. Bu nedenle Karambakhsh, sonunda üretken olmayan sektörleri de içeren küresel ortalama kâr oranına bakmaktadır. Bu oranın 1950-2019 döneminde, 1966’daki yüzde 11’lik zirveden 2019’da yüzde 7’ye düştüğünü saptamıştır. Dahası, kâr oranında benim 2020 ölçümümle aynı dönüm noktalarını bulmuştur: 1950-66, 1966-82, 1982-97 ve 1997-19.

SERMAYENİN ORGANİK BİLEŞİMİ

Kâr oranını (RP) yönlendiren bileşenleri ayrıştırdığında Karambakhsh, benim 2020’de ulaştığım sonuçlarla hemen hemen aynı bulgulara ulaşıyor. Sabit varlık stokunun çalışanların tüketimine oranı olarak tanımlanan sermayenin organik bileşiminin (VCC) dönem boyunca yükseldiğini, artık değer oranının (RSV) ise değişkenlik gösterdiğini tespit ediyor. 1952–1965 arasında dünya kâr oranı yükselir; hem artık değer oranı hem de sermayenin organik bileşimi yükselmektedir ve her ikisi de kâr oranını artırma yönünde çalışır. İkinci dönemde (1965–1982), VCC güçlü bir şekilde yükselir ve RSV’deki düşüşle desteklenerek kâr oranını aşağı çeker. 1982–1997 neoliberal döneminde RSV yükselir ve VCC hafifçe düşer. Sonuç olarak kâr oranı yükselir ancak bu, önceki düşüş döneminin kayıplarını telafi etmeye yetmez. Son dönemde (1997–2019), kâr oranı esas olarak yükselen VCC’nin etkisiyle ve RSV’deki düşüşün de desteğiyle geriler. 2019 yılına gelindiğinde kâr oranı, neoliberal dönemdeki tüm kazanımlarını kaybetmiştir.

Bu bize ne anlatıyor? Marx’ın kâr oranının neden hareket ettiğine dair açıklamasını doğruluyor. Sermayenin organik bileşimi, artık değer oranındaki herhangi bir artıştan daha hızlı yükseldiğinde (veya düşüşünden daha az düştüğünde), kâr oranı düşecektir; ve bunun tersi de geçerlidir. Karambakhsh ayrıca, dünya kâr oranı bireysel ülkelerin kâr oranlarının ağırlıklı ortalaması olsa da, örneklemindeki çoğu ülkenin küresel oranla aynı genel eğilime ve itici güce sahip olduğunu gösteriyor.

BÜYÜK RESESYON VE SERMAYENİN DEĞERSİZLEŞMESİ

Karambakhsh, Penn World Tables 10.0 serisini kullanıyor ve bu da hesaplamalarını yalnızca 2019’a kadar getiriyor. Şu an elimizde 2023’e kadar veri sunan 11.0 serisi mevcut. Benim son seriden yaptığım hesaplamalar, küresel kâr oranının 2020’deki pandemi çöküşünden bu yana şimdiye kadar sadece hafifçe toparlandığını gösteriyor.

Benim için en önemli husus, birçok yazar reddetmesine rağmen, Karambakhsh’ın sonuçlarının 2008-9 Büyük Resesyonu’nun temel nedeninin önceki on yıldaki kâr düşüşü olduğu yönündeki görüşümü desteklemesidir. Kendisinin belirttiği gibi: “ABD kâr oranı, son krizden çok önce, 1997’de başlayan net bir aşağı yönlü eğilim göstermektedir.” Ayrıca şunları ekliyor: “Dünya kâr oranındaki düşüş sadece 2007–2009 krizinden önce başlamakla kalmadı, krizden sonra da devam etti. 2010’da hızlı bir sıçrama olsa da, genel bir toparlanma belirtisi yok. Kriz sonrası toparlanmaların temel itici güçlerinden biri sermayenin yok edilmesidir (iflaslar ve sermayenin değer kaybı). Krizin yayılmasını önlemek amacıyla büyük ölçekli iflasları engelleyen politikalar, muhtemelen sermaye yıkımını azalttı ve bu nedenle kriz sonrası kârlılıktaki toparlanmayı sönükleştirdi.” Tam olarak öyle; “yaratıcı yıkım” hakkındaki yazılarıma bakabilirsiniz.

GELİŞMEKTE OLAN DÜNYANIN ROLÜ

Karambakhsh’ın çalışmasından çıkan bir başka sonuç da, gelişmekte olan dünyanın bu dönemde gelişmiş kapitalist ekonomilere göre daha yüksek bir kâr oranına sahip olduğudur. Bu durum Marx’ın teorisini izler; zira bu ülkeler genellikle emeğe kıyasla daha az teknolojiye (daha düşük VCC) sahiptir. Ancak bu ülkeler sanayileştikçe, kâr oranındaki fark gelişmiş dünya ile kapanmaktadır. Bu durum, Guglielmo Carchedi ile modern emperyalizm üzerine yazdığımız makaledeki analizi desteklemektedir. Karambakhsh, Çin’in VCC’sindeki artışın kâr oranında yüzde 51’lik sert bir düşüşe (yüzde 15’in üzerinden yüzde 8’in altına) neden olduğunu ve Çin’in bir kârlılık motoru olma rolünü zayıflattığını göstermektedir.

sermaye Dünya ekonomi