16 Temmuz 2026 Perşembe
İstanbul 30°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

‘Dünyanın En Tuhaf Mahluku’nun maceraları

Latif Bolat

Latif Bolat

Gazete Yazarı

A+ A-

Bu başlığı, en büyük milli şairimiz Nazım Hikmet’in bir şiirinden aldığımız nitelendirmeye, kendimizin eklediği ve Nazım’ın belirttiği “tuhaf” olmanın küresel karakterini ifade eden kısmını iliştirerek uydurduk. İyi de ettiğimize inanmaktayız. Çünkü, insanoğlu o derecede “tipik ve yeknesak” bir yaratık ki, bunun Türkü, Filipinlisi, Endonezyalısı olmadığını her geçen gün açık seçik görmekteyiz. Dolayısı ile, Nazım’ın şikayetlerini genelleştirip, insanoğlunun “inşaat halinde bir yaratıktan”, İbni Arabi’nin Vahdet-i Vücud veya Hallac-ı Mansur’un “Ben Hakk’ım” diyerek ifade ettiği, o insan-ı kamil varlığına doğru yaptığı “çok yavaş ve problemli” seyahatinden bahsedeceğiz.

Nazım Hikmet bizim en büyük milli şairimiz olarak, hemen herkesin gönlünde yer alır. Gün geçmez ki internette onun bazı şiirlerinin yer aldığı mesajlar ile, halkımız günün özetini yansıtır bizlere. İşte Kuvayı Milliye Destanı gibi, Türk insanının en büyük mücadelesini yücelten bu büyük destanın şairi, 1947 senesinde, halkına bir de diğer taraftan bakmak ihtiyacı hissetmiş olmalı ki “Dünyanın En Tuhaf Mahluku” adli şiirini yazar. Daha yeni girdiği hapishanede, 28 yıl mahkumiyet çekecektir. Ve hem kendi durumundan, hem de memleketin halinden şikayetinin sonucu olarak, bu şiir dile gelir:

‘Dünyanın En Tuhaf Mahluku’nun maceraları - Resim : 1
Halkın hafızasını silip olan bitenleri unutturmakta ustalaşan dünya!

ŞİKAYET Mİ YAKINMA MI DURUM TESPİTİ Mİ?

“Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin.

Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.

Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını

sürüye katılıverirsin hemen, ve âdeta mağrur, koşarsın mezbahaya.

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,

hani şu derya içre olup, deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.

Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama —

kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!”

POPÜLİZMİN HİÇBİR YERE GİTMEDİĞİNE HEPİMİZ ŞAHİDİZ

Şiirden anlaşılacağı üzere Nazım Hikmet, her zamanki Enternasyonalist yaklaşımı ile, o “dünyanın en tuhaf mahlukuna” tüm dünya halklarını katıp, “yüz milyonlarlasın kardeşim” diyerek, Türk insanının içinde bulunduğu tuhaflığın, aslında bir insanlık problemi olduğunu özetlemiş oluyor. Yani, Türk halkını en çok seven milli şairimizin ağzından ve yüreğinden, aynı halka yöneltilmiş derin bir sitem olarak, bu şiiri hep hatırlamak ta gerek. Hem de, tüm zamanlarda ve tüm yerlerde. Çünkü özellikle de solcularda, eski bir “halk kuyrukçuluğu ve popülizm” problemi hala yaşanmakta. Onun için, bugün hem Türkiyemizde, hem de tüm dünyada olup-bitenlerde, ya da olmayıp-bitmeyenlerde, “halk” dediğimiz insanların rolünü de düşünmek gerek. Gelin bunu sadece birkaç başka memlekete uğrayıp, örneklerle ispat etmeye çalışalım. Bunu yapıyoruz diye, bize “elitist, halk düşmanı” türünden yafta asanlar olacağını da bilerek, bu geziyi yapmaktayız.

İlk durağımız, Pasifik Okyanusu’nun Çin Halk Cumhuriyeti’ne yakın kıyılarındaki binlerce adaya sahip Filipinler olsun. Güneydoğu Asya’nın en baskıcı ve çürümüş rejimi olan ve karısı Imelda Marcos’un 3000 çift ayakkabıya sahip olması ile meşhur, diktatör Başkan Marcos’un devrilmesinden sadece 30 sene sonra, aynı adı taşıyan oğlu Bongbong Marcos’u seçip Başkan yapan Filipin halkını da, “dünyanın en tuhaf mahluku” sınıfına dahil eder herhalde Nazım! Hele de oğul Marcos, seçim propagandalarında “babamla aynı politikaları devam ettireceğim” demesine rağmen onu seçerek!

‘Dünyanın En Tuhaf Mahluku’nun maceraları - Resim : 2
1947’de dünyanın ve memleketin haline bakıp, halka da bir dokunduran Nazım Hikmet’tir.

1965’TE OLANLAR UNUTULURSA

Filipinlerin hemen güneyinde, 18.000 adalık Endonezya halkı da, Başkan Sukarno’yu askeri darbe ile 1965’te deviren Suharto döneminde, yüzbinlerce solcunun ve ilericinin bir gecede öldürülmesini ve 30 senelik Suharto diktasını şimdilerde unutmuş görünmekte ki, daha 2024’te bir başka General, Prawobo Subianto’yu Başkan seçiverdi. Oyların yüzde 59’unu alan emekli general, 1997-1998 döneminde siyasi muhaliflerin ve aktivistlerin ortadan kaybolması ve kaçırılması ile suçlanıyordu.

Gelin Latin Amerika’ya da bir göz atalım, “dünyanın en tuhaf mahluku” açısından:

Daha geçen haftalarda, Peru’da Başkanlık seçimleri yapıldı. Yolsuzluktan işten atılan eski başkan Alberto Fujimori’nin kızı Keiko Fujimori, Peru halkı tarafından babasının diktatörlükle ve yolsuzlukla dolu kayıtlarına rağmen, yüzde 49.9 oy alarak Başkan olmaya çok yaklaştı. Solcu aday Roberto Sanchez, sadece yüzde 50.1 oy ile şimdilerde Temmuz ayındaki son oy sayımını beklemekte. 1970 ve 80’lerdeki diktatörlükten çektikleri zulmü, çok üzülerek gazetelerden takip ettiğimiz Peru halkı, galiba o günleri çoktan unutmuş görünmekte bu durumda!

‘Dünyanın En Tuhaf Mahluku’nun maceraları - Resim : 3
Halkın hafızası artık halka zulmedenlerin merkezinden mi yönetilmekte?

‘TUHAF MAHLUK’ OLMANIN BÜYÜK FATURASI

Son örneğimizi, Faşizmin en ünlü Generali Pinoşe’nin diktası altında ezilen, ve bizim Nazım gibi onların büyük milli şairi Viktor Jara’nın memleketi Şili’den olsun. 2021’de seçilen genç başkan Gabriel Boric’in yerine Şili Halkı, Pinoşe ile aynı aşırı sağcı partiden gelen Jose Antonio Kast adlı adaya, yüzde 58 oy vererek Şili’ye Başkan yapıverdi.

Elbette Avrupa, Afrika, Asya ve Amerika kıtalarının hemen her yerinde, buna benzer örnekleri bulmamız kolaylıkla mümkün. Buna elbette Türkiye, Brezilya, Arjantin, Hindistan, Pakistan, El Salvador, Güney Kore ve ABD gibi ülkeleri de ekleyebiliriz. O zaman, Nazım Hikmet’in 1947’de analiz edip şiirleştirdiği gibi, biraz sitem, biraz eleştiri ve oldukça da çok gerçek taşıyan “dünyanın en tuhaf mahlukusun” tanımının derin değerlendirmesini sizlere bırakalım, bu kadar örnekten sonra!

Dünyanın Öteki Sesleri: Orjinal Bluegrass Gospel, Appalachian Dağları, ABD

https://www.youtube.com/watch?v=AFMTWfHmL3g

Nazım Hikmet Şair