16 Temmuz 2026 Perşembe
İstanbul 30°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Dünya’nın yeni petrolü elektrik

Uğur Güven

Uğur Güven

Gazete Yazarı

A+ A-

28 Nisan 2025 günü Avrupa’nın önemli bir bölümünde hayat birkaç saatliğine adeta durdu. İspanya ve Portekiz başta olmak üzere milyonlarca insan elektriksiz kaldı. Trenler rayların üzerinde durdu, trafik ışıkları söndü, havaalanlarında gecikmeler, internet altyapısında aksamalar meydana geldi. O gün televizyonlarda en çok konuşulan konu kesintinin nedeniydi.

Ancak benim aklıma gelen soru ise şuydu: Peki ya bu sadece birkaç saatlik bir kesinti olmasaydı? Bir gün değil de bir hafta sürseydi ne olurdu?

İnsanların ilk aklına gelen cevap genellikle karanlıkta kalmak oluyor. Oysa mesele bundan çok daha büyük. Çünkü bugün elektriğin olmadığı bir dünyada yalnızca lambalar sönmez. Bankalar çalışmaz. İnternet susar. Yapay zekâ sistemleri durur. Fabrikalar üretimi keser. Hastaneler yalnızca jeneratörlerinin izin verdiği kadar hizmet verebilir. Uydu haberleşmesinden su pompalarına kadar modern hayatı ayakta tutan görünmez omurga çöker.

İşte tam da bu nedenle önümüzdeki elli yılın en değerli stratejik kaynağının petrol değil, elektrik olacağını düşünüyorum. Mesela yarın sabah dünyanın bütün petrol kuyuları çalışmaya devam etsin. Doğal gaz boru hatları da yerinde dursun. Rafineriler zarar görmesin. Ama aynı anda bütün elektrik şebekeleri çöksün.

Petrol yerin altında durmaya devam edecektir. Fakat onu çıkaracak pompalar çalışmayacaktır. Rafineriler üretim yapamayacaktır. Yakıt istasyonları benzin satamayacaktır. Limanlardaki vinçler hareket edemeyecektir. Veri merkezleri susacaktır. Borsalar kapanacaktır. Yapay zekâ birkaç dakika içinde sessizliğe gömülecektir. Aslında o gün petrol değil, elektriğin gerçek güç olduğu anlaşılacaktır.

DİJİTAL SİSTEMLERİ DE BESLİYOR

Sanayi devrimi kömürle başladı. Yirminci yüzyıla petrol damgasını vurdu. Bana göre yirmi birinci yüzyılın ikinci yarısı ise elektriğin yüzyılı olacak. Çünkü artık enerji yalnızca otomobilleri hareket ettirmiyor; bilgiyi, ekonomiyi ve hatta insan zekâsını destekleyen dijital sistemleri de besliyor.

Bugün herkes yapay zekâyı konuşuyor. Yeni modeller tanıtılıyor, milyarlarca dolarlık yatırımlar yapılıyor. Ancak çok az kişi bu sistemlerin arkasındaki görünmeyen gerçeği sorguluyor. Bir yapay zekâ modeli cevap üretirken yalnızca yazılım çalışmıyor. Aynı anda binlerce işlemci, devasa veri merkezleri ve kilometrelerce elektrik iletim hattı görev yapıyor. Dünyanın en gelişmiş yapay zekâ sistemi bile fişini çektiğiniz anda sıradan bir metal yığınına dönüşüyor.

Asıl rekabet belki de işlemci üretmekte değil, o işlemcileri sürekli çalıştırabilecek enerjiye sahip olmaktadır. İşte burada geleceğin jeopolitiği değişiyor. Geçmişte ülkeler petrol rezervlerini açıklardı. Yakın gelecekte belki de kullanılabilir elektrik kapasitesi en büyük devlet sırlarından biri hâline gelecek. Çünkü elektriği bol olan ülke yalnızca fabrikalarını değil, yapay zekâsını, kuantum bilgisayarlarını, savunma sistemlerini ve uzay altyapısını da kesintisiz çalıştırabilecek.

EN GÜVENİLİR EN UCUZ ÜRETİM

Tarih bize önemli bir ders veriyor. Roma İmparatorluğu yolları ve su hatlarını kontrol ettiği için büyüdü. İngiltere deniz yollarını kontrol ettiği için küresel güç oldu. Amerika Birleşik Devletleri enerji ve teknoloji üstünlüğü sayesinde yirminci yüzyıla damgasını vurdu.

Şimdi ise yeni güç mücadelesi görünmez bir alanda yaşanıyor. Bu kez yarış, elektriği en ucuz ve en güvenilir şekilde üretebilen ülkeler arasında olacak. İlk bakışta bu bir bilim kurgu senaryosu gibi gelebilir. Ama bana göre gelecek tam da bu yönde ilerliyor.

Burada çoğu zaman gözden kaçan çok önemli bir ayrıntı var. Enerji üretmek kadar onu sürekli sağlayabilmek de büyük bir güçtür. Güneş santralleri gündüz üretir, rüzgâr estiğinde türbinler döner. Ancak gece olduğunda veya rüzgâr dindiğinde hayat durmaz. İşte bu nedenle geleceğin en büyük mühendislik yarışlarından biri yalnızca elektrik üretmek değil, onu büyük miktarlarda depolayabilmek olacaktır. Bugün batarya teknolojileri üzerine yapılan milyarlarca dolarlık yatırımların arkasında da aslında bu gerçek yatıyor.

YÖRÜNGEDEKİ ENERJİ

Fakat bana göre asıl büyük değişim Dünya’nın dışında yaşanacak.

Bugün birçok ülke Ay’a yeniden gitmek için yarışıyor. İlk bakışta bunun bilimsel prestij olduğu düşünülebilir. Oysa mesele bundan çok daha derindir. Ay’da kurulacak üslerin en önemli ihtiyacı ne oksijen olacaktır ne de yaşam alanları. Her şeyden önce güvenilir enerjiye ihtiyaç duyacaklardır. Çünkü elektrik olmadan suyu ayrıştıramazsınız. Oksijen üretemezsiniz. Seraları çalıştıramazsınız. Haberleşme sistemlerini ayakta tutamazsınız. Bir başka ifadeyle enerji yoksa uzayda hayat da yoktur.

Daha da ilginç bir ihtimal üzerinde yıllardır çalışmalar yapılıyor. Dünya yörüngesine yerleştirilecek dev güneş enerjisi santralleri. Atmosferin dışında, gece-gündüz döngüsünden ve bulutlardan etkilenmeden sürekli güneş ışığı alan bu sistemlerin, ürettikleri enerjiyi mikrodalga veya lazer teknolojileriyle Dünya’ya iletebilmesi teorik olarak mümkün. Henüz ticari ölçekte uygulanabilmiş değil, ancak birçok uzay ajansı ve özel şirket bu teknoloji üzerinde çalışıyor.

Belki de çocuklarımız elektrik santrallerini yalnızca yeryüzünde değil, gökyüzünde de görecek. Bir zamanlar petrol tankerleri okyanusları aşarak enerji taşıyordu. Kim bilir, belki de yüzyılın sonunda enerji, uzaydan gönderilen mikrodalga demetleriyle kıtalar arasında aktarılacak. Dün bilim kurgu olarak görülen pek çok teknolojinin bugün günlük hayatımızın bir parçası olduğunu düşünürsek, bu ihtimali küçümsememek gerekir.

ÖNÜMÜZDEKİ FIRSAT

İşte tam bu noktada Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat bulunuyor.

Son yıllarda savunma sanayisinde elde ettiğimiz başarılar, aslında önemli bir gerçeği gösterdi. Eğer uzun vadeli bir hedef belirlenirse, bilim insanları, mühendisler ve sanayi, aynı hedef doğrultusunda birleşebiliyor. Aynı iradeyi enerji teknolojilerinde de ortaya koymak zorundayız. Yenilenebilir enerji yatırımlarını artırırken aynı zamanda nükleer enerjiyi de stratejik bir zorunluluk olarak değerlendirmeliyiz. Çünkü yapay zekâ çağında elektrik üretiminin kesintisiz olması en az miktarı kadar önemlidir. Güneş, rüzgâr, hidroelektrik, jeotermal ve nükleer enerji. Bunların hiçbiri tek başına mucize değildir. Asıl başarı, bütün bu kaynakları akıllı bir enerji ekosistemi içinde bir araya getirebilmektedir.

GELECEĞİN ORTAK PAYDASI

Belki de önümüzdeki yıllarda ülkelerin ekonomik gücü kişi başına düşen millî gelirle birlikte kişi başına üretebildikleri elektrik miktarıyla da değerlendirilecek. Çünkü dijital çağın fabrikaları artık çelik üretmiyor; veri işliyor. Yeni sanayi tesisleri duman bacaları değil, veri merkezleri yükseltiyor. Bu tesislerin tek yakıtı ise elektriktir.

Tarih boyunca medeniyetler sahip oldukları enerji kadar büyüdüler. Ateşi kontrol eden insan mağaradan çıktı. Buhar makinesini geliştiren toplumlar sanayi devrimini gerçekleştirdi. Petrolü yöneten devletler yirminci yüzyılın süper güçleri oldu. Şimdi ise yeni bir medeniyet inşa ediliyor. Bu medeniyetin görünmeyen yakıtı elektriktir.

Ben inanıyorum ki önümüzdeki otuz-kırk yıl içinde dünyanın en güçlü ülkeleri yalnızca en büyük ordulara veya en gelişmiş yapay zekâ sistemlerine sahip olanlar olmayacak. Aynı zamanda elektriği en verimli şekilde üreten, depolayan, yöneten ve ihraç edebilen ülkeler olacak.

Türkiye de bu büyük dönüşümü uzaktan seyreden bir ülke olamaz. Çünkü enerji yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Bağımsızlığın, teknolojinin, savunmanın ve geleceğin ortak paydasıdır. Bugün atacağımız adımlar, yalnızca bugünün sanayisini değil, çocuklarımızın yaşayacağı dünyanın sınırlarını da belirleyecektir. Elektrik hem bol hem de ucuz olmalıdır ki uygarlık basamak atlayabilsin.

Evren bize her gün sessizce büyük bir ders veriyor. Güneş, milyarlarca yıldır insanlığın tükettiğinin kat kat üzerinde enerjiyi Dünya’ya gönderiyor. Sorun hiçbir zaman enerji eksikliği olmadı. Sorun, o enerjiyi bilimle, mühendislikle ve vizyonla medeniyete dönüştürebilmektir. Ülkemizde Bilim Vatan kavramı çerçevesinde gerek füzyon gerek yenilenebilir enerji ile elektrik üretimi konusunda bir ekosistem oluşturmalı ve Türkiye bölgedeki bu anlamda en güçlü ülke olmalıdır. Bunun için de ülkemizin her türlü imkanı, iş gücü vardır ve hızla bir plan çerçevesinde bu konuda gerekli adımlar üniversite-devlet-özel sektör üçgeninde atılmalıdır.