15 Mayıs 2026 Cuma
İstanbul 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Düşmanımın düşmanı dostum mudur?

Mehmet Yuva

Mehmet Yuva

Gazete Yazarı

A+ A-

Bir Müslüman olan Kudüs Müftüsü Emir El-Hüseyin, Hitler’i selamlamış, Nazi kıtalarını denetlemiş, aynı zamanda Nazi Berlin Radyosu’nda tüm Müslümanların Hitler Almanyasına destek vermeleri için dini programlar yapmıştı. Neden? Çünkü Müftü Efendi, düşman olduğu Yahudilerin düşmanı olarak telakki ettiği Hitler’i dost kabul etmişti. İngiltere ve Fransa tahakkümünde veya Komünist Moskova idaresi altında yaşayan birçok topluluk Hitler Almanyasından yardım istemiş, onunla işbirliği yapmıştır. Suriye’de Dürzilerin bir bölümünü temsil eden Şeyh Hicri, Netanyahu dostudur. İsrail’in koruma şemsiyesini talep etmiştir. Reel sebepleri incelediğimizde “mantıklı” bir açıklaması olabilir.

Ama ve lakin bu seçim bana Hz. Ali’nin kardeşi Akil’in Muaviye’ye sığınması hikâyesini anımsatır. Hz. Ali’nin, yaptığı hizmetlerden dolayı diğer Müslüman kardeşlerinden daha fazla pay isteyen kardeşi Akil’e “Seni kendime eşit kıldıysam sana zulmetmedim, sana adaletli davrandım.” diyerek herkesin aldığını vermesinin ardından Akil küser. Bunu öğrenen Muaviye bu fırsatı kaçırmaz ve Akil’i yanına davet eder. En iyi koşullarda karşılar ve ağırlar. Hediyelere boğar. Ardından Muaviye divanda ve halka açık kendisini öven bir şiir okumasını ister. Akil bu isteğini yerini getirir. Bir müddet sonra Akil’den Hz. Ali’yi yeren ve kınayan bir şiir okumasını ister.

Akil bu ağırlamanın, hediyelerin, ziyafetlerin hangi bedel karşılığında olduğunu idrak eder. Sarhoşluk gider akıl Akil’in başına gelir. Bu isteği reddeder ve eski elbiselerini giyerek Hz. Ali’ye geri döner. Birçok Yahudi ölmemek, aile efradını korumak, mali kazanç elde etmek veya ilk fırsatta aile efradıyla birlikte Nazi diyarından kaçmak için Nazi rejimine ajanlık, jurnalcilik, memurluk, tetikçilik ve hekimlik yapmıştı. Kendinden olandan sırf intikam almak, rakip olarak gördüğü kitleyi, dini, mezhebi, tüccarı, meslektaşını ve birçok reel sebeplerden (politikalardan) mütevellit Nazi rejimine dost olmuş hizmet etmiştir.

YAHUDİ DÜŞMANLIĞI HİTLER’İ DOST YAPMAZ

Hitler de savaşında ve ırkçı-faşist yayılmacı projelerinde, İngiltere-Fransa ile Akdeniz’de, Kuzey Afrika Arap coğrafyasında, Batı Asya’da (Orta Doğu) giriştiği rekabette, Komünist Sovyet Rusya ile hâsıl olan savaşta Kırım, Kafkasya ve Orta Asya’da Müslüman toplulukların Nazi Almanyası düşmanlarına karşı yanında olmalarını arzuluyordu. Ama ve lakin, bu anlayış, karşı taraf üzerinde üstünlük kazanmak için geçici işbirliklerini meşrulaştıran, siyasi ve askeri alanda sıkça kullanılan “pragmatik ve reel oportünist” bir seçim olarak görülse de Yahudi düşmanı Hitler’i Müslüman dostu yapmaz.

İngiltere ve Fransa ile savaşması onu antiemperyalist yapmaz. Aksine bu renk, emperyalizm yerine kendi renginden bir emperyalist rejimi ikame edeceği anlamına gelir. Bunun aslında sadece etik anlamda değil reel sebep ve politika kapsamında da belki kişisel dar bir fayda sağlar ama “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” misali daha reel bir durumu egemen kılar. Saddam’ı, Kaddafi’yi, Esad’ı devirmek Irak’a, Libya’ya, Suriye’ye demokrasi, huzur, istikrar ve büyüme getirmedi.

İSRAİL VE ABD GEMİSİNE TAYFA OLANLAR

Bazı rozet Atatürkçüleri, laiklik bülbülleri, solaklar ve etnik-mezhepçi münafıklar “Molla Rejimine de İsrail’e de karşıyız. İki kötüden birini seçmek zorunda değiliz” diyorlar. Bazıları da, “Molla Rejimi kim yıkarsa yıksın yeter ki yıkılsın!” kadim nakaratı temcit pilavı gibi tedavüle sokuyorlar. “Yeter ki Saddam, Kaddafi, Esad gitsin!” diyerek İsrail ve ABD gemisine tayfa olanlar, yakıt taşıyanlar, onların askeri olanlar bugün aynısını İran için yapıyorlar. Dikkat ediniz İran hükümeti ve devletiyle yıllardır savaşan Halkın Mücahitleri Örgütü mensuplarının bir bölümü fırsat bu fırsat biz de ABD ve İsrail’le birlikte vuralım teklifine karşılık örgüt lideri Meryem Recevi yabancı askerleri müdahalesiyle yapılacak bir savaşı reddetti.

TÜRKİYE’NİN UYARISI ETKİLİ OLDU

Benzer durum Kürt örgütlerinde yaşandı. Bazı kesimler ABD-İsrail inisiyatifinde bir araya gelerek kara saldırısı için asker olmayı kabul ederken Suriye’de YPG (Mazlum Abdi) İran’a veya Irak’a karşı herhangi bir askeri proje içinde yer almayacaklarını ifade etti. Suriye’de Ahmed Şara rejimine bağlı silahlı örgütlerin bazıları “zayıflayan ve saldırı altında olan düşman Şii Hizbullah ve Şii İran’dan intikam almak için tarihi bir fırsat doğdu” itikadına düştü. Türkiye’nin uyarıları sonucunda, Ahmed Şara, Lübnan’da Hizbullah’a, Irak’ta Haşdi Şabi’ye karşı askeri bir projede yer almayı, özellikle birçok kesimi hayrete düşüren Lübnan Hizbullah’ı ve İran’ın direniş ve savaş kapasitesi reel durumunda, şimdilik rafa kaldırdı

Şimdi soruyu farklı kurgulayalım; “Düşmanımın düşmanı dostumdur.” ifadesi reel (vaki, gerçek) politika mıdır, etik midir? Etik değildir ama reel politika için “mantıklı” bir açıklama sunabilir ama kesinlikle etik değildir ve orta-uzun vadede sebep olacağı zararı, getireceği yararından daha fazladır.

ABD İsrail