Edirne Bandosu ve Sarı Şeytanlar

Caner Karavit

Caner Karavit

Gazete Yazarı
TÜM YAZILARI

Babalar gününün anısına özlem gidermek için eski fotoğrafları karıştırırken, bir zamanlar babamın Edirne’de müzik yaptığı ‘Sarı Şeytanlar’ isimli orkestrasıyla çektirdiği fotoğrafı gördüm. Kısa süren bu orkestra yaşamı aynı zamanda Edirne’nin bando ve orkestralarının da modern tarihini oluşturuyordu. Bu konuda topladığım sözlü ve yazılı metinlerin bir kısmını babalar gününe atfen yazmak istedim. Babamın vefatından bir ay sonraydı, onun Edirne’deki hem çocukluk, hem de orkestra arkadaşlarını* ziyarete gittim. İki buçuk saatlik uzun sohbetin odak konusu Edirne’nin Bandosu ve orkestralarıydı. İçlerinden Çetin ağabeyin babası Edirne Bandosu’nu kuran şefti ve hikâyesi de ilginçti. O yıllarda Edirne’de bulunan Trakya umumi müfettişi Kazım Dirik paşa Bulgaristan’a davet edilir. Paşa yanında Edirne’den müzik öğretmenini de alarak gider. Bulgaristan gezisinin bir bölümünde, bizim heyeti Bulgar Bandosu karşılar. Çetin ağabeyin babası, o sıralar Bulgaristan Rusçuk Askeri Bandosu'nda görevli Mehmet Emin Yalgın’dır. Kazım paşa ve müzik öğretmeni, bando şefinin ustalığını çok beğenir ve paşa onu Edirne’ye davet eder. Baba Yalgın 1931 yılında ailesi ile Edirne’ye göç eder. Geldiğinin ilk yıllarında Edirne İtfaiye Bandosu’nu kurar. Edirne’den sonra 1938’de Bursa’ya giden baba Yalgın, orada da Bursa Bandosu’nu oluşturur. Bu arada Yalgın, 1941 yılında Matbuat Umum Müdürlüğü’nün marş yarışmasında birinci olur. Daha sonra Edirne’ye dönerken, Bursa’da yetiştirdiği bazı Bando elemanları da “Fareli Köyün Kavalcısı”nın peşine takılır gibi ustalarının peşinden Edirne’ye gelir. Zaten bando örgütlenmesinde yol almış olan Edirne, Bursa’dan gelenlerle birlikte 1950’de Kent Bandosu’na sahip olur ve müzisyen yetiştiren ekole dönüşür. Öyle ki, bu yetişenler arasında baba Yalgın'ın akordeon dersi verdiği, TRT’de yılın orkestrası seçilen amcam Yılmaz Karavit de vardır. Çetin ağabey o zamanki Bando’yu şöyle anlatıyor: “Edirneli Yahudi arkadaşlar askere gitmeden önce Bando’ya girerler ve müzik aleti çalmasını öğrenirlerdi. Böylece hem askeri bandoda rahat ederler, hem de askerden dönünce müziğe devam ederlerdi ve iyi müzik yaparlardı”.

Soldan sağa ‘Sarı Şeytanlar’ Orkestrası: Hüseyin Karavit (solist, bateri) Metin Yalgın (akordeon) Çetin Yalgın (bateri) Bahattin Seyyar (trompet)

KAPIKULE’DE BANDOLARIN ATIŞMASI

Bando’nun bir de tarihsel olaya tanıklığı var. 1953 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararı ile sınır kapısı statüsü alan Kapıkule’nin açılış törenine Edirne Bandosu gider. Sınırın Türk tarafında Edirne Bandosu, Bulgaristan tarafında ise Bulgar Bandosu yer alır ve karşılıklı şarkılar çalmaya başlarlar. Olay bir müddet sonra atışmaya dönüşür. İki bando denk güçte atışmaya devam ederken, sahneye Edirne Bandosu’nun trompetçisi** çıkar. Trompetiyle öyle bir solo çeker ki, Bulgar bandosu susup dinlemek zorunda kalır. Solo bitince kısa bir sessizlik olur, sonra Bulgar Bandosu coşkuyla Edirne Bandosu’nu alkışlar. Karşılıklı alkışlarla tören de tamamlanır. O dönem bir konservatuvar gibi işlev gören Edirne Bandosu’nun yetiştirdiği müzisyenler, dönemin müzik dinamikleri ve gençlik enerjisiyle orkestralara dönüşür. Bando ve orkestralar arasında organik bir bağ vardır. Çünkü, orkestra elemanlarının çoğu zaten Bando’da yetişir ve zaman zaman da Bando elemanları bu orkestralara katılırmış. Bu orkestralardan birisi de “Sarı Şeytanlar” orkestrası. Bando şefinin çocuklarıyla babamın birlikte kurduğu en eski orkestralardan birisi. Babam, “Sarı Şeytanlar”ın rakibi olan ve Edirne Bandosu’nun elemanlarından oluşan “Mavi Şeytanlar” orkestrasından da bahsederdi. Genellikle, dans partilerinde ve düğünlerde çalan “Sarı Şeytanlar” grubu, Edirne’nin en eski sinemalarından Ayvazoğlu sinemasında filmden önce ve aralarda sahne alırmış. Bando gibi orkestranın çalışmaları da dönemin kısıtlı olanaklarıyla yapılıyormuş. Eğer çalacakları müziğin plağı çıktıysa, İstanbul’a giden birisi Edirne’ye dönerken Yüksek Kaldırım’daki Ermeni plakçıdan o şarkının plağını alır, müziği notalara dönüştürür, sonra da sözlerine çalışırlarmış. Eğer plak yoksa, babam akşamları belli saatlerde radyoda çalan popüler müzikleri dinleyip, gaz lambası ışığında yazar ve ezberlermiş. Vefatından önce babamla orkestrası konusunda sohbet ederken: “Peki baba, yazamayıp, kaçırdığın sözler olunca ne yapıyordun?” diye sormuştum. Babam da: “O zaman eldeki sözlerle nakarat yapıyor ya da biraz uyduruyorduk.” dedi. Bununla ilgili bir de anısı vardı. Yine bir akşam konserinde, bir gece önce radyodan ezberleyebildiği İtalyanca parçayı söylemek üzere sahneye çıkmışlar. Fakat sahneye çıkınca, en ön sırada Edirne eşraflarından bir Yahudi esnafın İtalyan karısını görmüş. Babam: “Eyvah” demiş “bir İtalyan’ın olduğu yerde yarım yamalak ezberle nasıl şarkı söylerim” diye paniklemiş. Ancak, konser bitince büyük alkış kopmuş, en başta da İtalyan bayan.

Yıl 1954. Edirne Belediye Bandosu. Bandonun kurucusu ve şefi Mehmet Emin Yalgın.
Arşiv: Edem Yetişken

COME PRİMA

Sohbetin arasında Çetin Ağabey uzaklara dalıp gidiyor: “Bizim çok sevdiğimiz ve onun da tutkuyla söylediği bir parçası vardı. Her zaman ondan bunu söylemesini isterdik” diyor ve mırıldanmaya başlıyor. Çok net anlaşılmıyor, ama “Some Trima” gibi bir şeyler söylüyor sanki... Sonra mırıldandığı melodiyi kulaklarıma kazıyorum ve internetten 50’lerin en popüler İtalyanca şarkıları arasında araştırıp buluyorum. Tony Dallara’nın “Come Prima” adlı parçası, yani “seni ilk kez âşıkmış gibi seveceğim”. Sarı Şeytanlar orkestrasının en ilginç karakterlerinden birisi de Bulgar Bandosu’nu dize getiren trompetçiymiş. Çetin ağabey onun ele avuca sığmaz, disiplinden uzak karakterini anlatırken, sanki hala kızıyordu. Orkestrayı öyle yıldırmış ki, bir seferinde Edirne dışındaki bir konserde, müziğin ortasında sahneden inip dans edenlerin arasında kendi kafasına göre solo çekmiş. Orkestrayı zor durumda bıraktığı için grubun en kıdemlisi Edirne’ye geri dönüşlerinde arabayı bir kenara çekip, trompetçiyi bir güzel paylamış.

TANGO MU? 9/8’LİK Mİ?

Çetin ağabeyle sohbetimize orkestranın dansçılığa etkisiyle devam ediyoruz. Babam tango ve o dönemin dansları konusunda gerçekten iyiymiş. Çetin ağabey: “Baban İtalyanca şarkılar söyleyerek birçok kişiye dans öğretti. Onun sayesinde dans öğrendim. Bu dans etkinliklerinin en güzel tangolarından birisi ‘ayrılık tangoları’ydı, ikincisi ise ‘Mavi…” diyor, ama devam edemiyor ve bir müddet susuyor. Sonra biraz tereddütle devam ediyor: “‘Mavi Tango demek istemedim, üzülmeyesin diye”. Babamın mavi gözlü olması nedeniyle, onun vefatını hatırlatmanın bizi üzeceğini düşünmüş. Hafif bıçkın karakterin altından böyle bir inceliğin çıkması duygulandırıyor beni. Babamlar Edirne’nin batı yakasında tango gibi danslarda iyi imiş, ama annemler de doğu yakasında 9/8’lik oyun havalarında ustaymışlar. Babam anneme tangoyu öğretmiş, ama annem babama 9/8'liği öğretememiş.

SARI CEKET, KÖR MAKAS

“Sarı Şeytanlar” orkestrasının trajik mi, komik mi olduğuna hala karar veremediğim sonu da bir başka enteresan. Babam annemle evlendikten sonra da orkestrasıyla akşamları çalmaya devam etmiş. Ancak, annem bu sonu gelmez gece hayatına içerlemeye başlamış. Bir gece o kadar geç kalmış ki, annem babamın başına bir şey gelmiş olabileceği endişesiyle büyük amcamın evine gidip onu uyandırmış. Klasik bir ağabey karakterine sahip olan amcam: “Sen eve git, ben onu bulurum” demiş. Bir saat sonra, amcam babamı da alarak eve gelmiş. İkisi küçük bir odaya geçip kapıyı kapatmışlar, annem ise karşıdaki oturma odasına çekilmiş. Annem anlatıyor o anı: “Amcanın sesini duyuyordum odadan, ‘sen nasıl karını bırakıp bu saatlere kadar dışarıda kalıyorsun? Nasıl bu kadar sorumsuz olabiliyorsun?’ diye azarlıyordu babanı”. Bu haşlamadan cesaret alan anam hırslanmış ve gözü babamın çıkarttığı “Sarı Şeytanlar” orkestrasının sarı ceketine takılmış. O zamanlar, “Sarı Şeytanlar” orkestrası sahne takımı olarak; sarı ceket, siyah pantolon, siyah kravat, siyah ayakkabı giyermiş. Annem evin tek kör makasını almış ve ceketi 8-10 parçaya aymış. Amcamın haşlaması bitince, amcam evine babam da annemin yanına geçmiş. Anneme sordum: “Babam ceketini o halde görünce ne tepki verdi?”, annem: “hiçbir şey” dedi. Cekete inen kör makas darbeleri babamın müzik hayatının sonu olmuş, orkestra da kısa süre sonra dağılmış. Tüm babaların geçmiş babalar günü kutlu olsun.

 

* Çetin Yalgın ve Kemal Engür

** Turan Ataçay

Kaynaklar:

Çetin Yalgın ve Kemal Engür Söyleşi (kayıt süresi: 02.05.52), Fethiye Karavit’le söyleşi (kayıt süresi: 00.12.03), Yılmaz Karavit’le söyleşi (kayıt süresi: 01.09.09), Edirne Hudut Gazetesi, Edirne HaberGazetesi, Edirne’nin SesiGazetesi, Caner Karavit gezi notları vıı,