11 Eylül 2026 Cuma
İstanbul 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Enflasyon teorileri-2: Heterodoks ve Marksist yaklaşımlar

Michael Roberts

Michael Roberts

Gazete Yazarı

A+ A-

Bu yazı, Guglielmo Carchedi ile birlikte hazırladığımız, henüz yayımlanmamış bir çalışmaya dayanarak modern kapitalist ekonomilerde enflasyonun nedenlerini ele aldığım dizinin ikinci bölümüdür.

Enflasyonun nedenlerine ilişkin çeşitli heterodoks görüşler bulunuyor. Bunlar genel olarak ana akım iktisadın parasalcılık, aşırı talep ve enflasyon beklentilerine yaptığı vurguya karşı çıkıyor. Heterodoks görüşleri ikiye ayırabiliriz. Birincisi, arz kısıtlarının belirli sektörlerde fiyat artışlarına yol açtığını ve bunların ekonominin tamamına yayıldığını savunanlar. İkincisi ise enflasyonun sınıf çatışmasından, yani işçilerin daha yüksek ücret talepleri ile kapitalistlerin buna verdiği tepkiden kaynaklandığını savunan teoriler.

Sektörel yaklaşımı benimseyenlerin bir kısmı, enflasyonu açıklamak için şirketlerin fiyatlara koyduğu “kâr marjlarına” yöneliyor. Buna göre enflasyona, tekeller ve onların “serbest rekabet” koşullarındaki fiyatların üzerinde piyasa fiyatları belirleme gücü neden oluyor. Stephanie Kelton, yeterli piyasa gücüne sahip şirketlerin daha fazla kâr amacıyla tek taraflı olarak fiyatları artırabileceğini savunuyor.

Marx buna katılmazdı. Metaların piyasa fiyatları üretim fiyatlarından sapabilir. Ancak bu “tekelci” yeteneğin sınırları vardır. Oligopollerin varlığında bile rekabet belirleyici olma eğilimindedir. Dolayısıyla “tekel fiyatı”, üretim fiyatından uzun süre uzaklaşamaz.

Pandemi durgunluğunun ardından yaşanan enflasyon sıçramasında sektörel teori farklı bir biçim aldı. Buna göre enflasyon, kilit sektörlerdeki arz kısıtlarından kaynaklanıyor ve şirketlerin piyasa güçlerini kullanarak kâr marjlarını artırmalarıyla şiddetleniyor.

Bu görüşün pandemi sonrası enflasyonu açıklamak açısından belirli bir dayanağı var. Ancak enflasyonun genel açıklaması olabilir mi? Kâr marjlarında veya hammadde fiyatlarında sıçrama olmadığı dönemlerde de enflasyon yaşandı. 19. yüzyılın sonlarında karteller yükselirken fiyatlarda deflasyon vardı. 1990’larda piyasa yoğunlaşması artarken fiyat enflasyonunda “Büyük Ilımlılık” yaşandı. 1970’lerdeki büyük enflasyon sarmalında ise kârlar gerçekte düşmüştü.

İkinci heterodoks açıklamaya göre enflasyon sınıf çatışmasından kaynaklanır. Bu teori, Marx’ın da savunduğu gibi, fiyat artışlarına karşılık ücretlerin yükseldiğini kabul ediyor. Peki enflasyondaki ilk sıçramanın nedeni nedir? Açıklama yeniden arz kesintilerine veya tekellerin fiyat artırma gücüne dönüyor. Dolayısıyla bu teori de genel fiyat düzeyindeki ilk yükselişi, arz kesintisi veya “şok” gibi arızi etkenler dışında açıklayamıyor.

MARKSİST ENFLASYON TEORİLERİ

Açıkça Marksist olan bazı enflasyon teorileri de var. Baran ve Sweezy, oligopol koşullarında artan talebin üretimin genişlemesinden ziyade fiyatlarda ve nihayetinde ücretlerde artışa yol açtığını savundu. Ancak tekeller hem enflasyonist dönemde varlığını sürdürdü hem de dezenflasyon döneminde piyasa güçlerini artırdı. Dolayısıyla genel enflasyon tekellerden bağımsız olarak açıklanmalıdır.

Paul Mattick Sr., enflasyonun yetersiz kârların fiyat ve para politikalarıyla telafi edilmesinin bir ifadesi olduğunu savundu. Fiyatlar ücretlerden daha hızlı yükselirse, ücretler aleyhine ve sermaye lehine bir yeniden bölüşüm gerçekleşir. Ancak bu da genel fiyat düzeyindeki ilk yükselişin nedenini açıklamıyor.

Ernest Mandel ise parayı işin içine kattı: Ekonomide harcanan toplam emek zamanında önemli bir artış olmadan kâğıt para dolaşımı iki katına çıkarsa, fiyat düzeyinin de iki katına çıkma eğiliminde olacağını savundu. Mandel belirleyici etkenleri saptamaya yaklaşıyor ancak bunların nasıl birleştiğini açıklamıyor.

Harman sermayenin kârlılığını enflasyonun temel nedenlerinden biri olarak saptarken Choonara da değer yaratılması, para yaratılması ve sermaye birikimi ile kâr oranları arasındaki ilişkiyi vurguluyor. Bu yaklaşım, ileride ele alacağım “enflasyonun değer teorisi”ne en yakın görüştür.

Marksist açıklamalar arasında en kapsamlı iki yaklaşım Anwar Shaikh ile Yunan Marksist iktisatçılar Stavros Mavroudeas ve Athanasios Chatzirafailidis tarafından ortaya konuldu.

KÂRLILIK VE ENFLASYON

Shaikh’e göre modern enflasyon, yeni satın alma gücünün yarattığı talep ile kârlılığa bağlı arz tepkisi arasındaki dengedir. Bu “yeni satın alma gücü”, özel bankalar ve merkez bankalarının yarattığı yeni kredilerden, yani dolaşımdaki para miktarındaki artıştan kaynaklanır. Talepteki artışı karşılayacak arz kapasitesi ise yatırımın “motivasyonu” olan sermayenin kârlılığına bağlıdır.

Dolayısıyla enflasyon, artan talep ve düşen kârlılığın yol açtığı düşük arz kapasitesi tarafından yukarı itilir. Yeni satın alma gücü artan arzla karşılandığında ise enflasyon yavaşlar. ABD’de kârlılığın düştüğü 1964-1982 döneminde arz kapasitesindeki artış yavaşlamış ve enflasyon hızlanmıştır. Kârlılığın yükseldiği 1982-2007 döneminde ise arz kapasitesi artmış ve enflasyon yavaşlamıştır.

Mavroudeas ve Chatzirafailidis ise enflasyonu, piyasa fiyatlarının toplamının belirli bir süre boyunca üretim fiyatlarının toplamını önemli ölçüde aşması olarak tanımlıyor. Onlara göre enflasyon, sermayenin sistematik aşırı birikiminden kaynaklanır. Emeğe kıyasla daha fazla üretim aracına yatırım yapılması sermayenin organik bileşimini yükseltir. Bu da sonunda kârlılığı düşürür, yatırımları ve üretim artışını yavaşlatır. Böylece talep arzı aşar ve piyasa fiyatları üretim fiyatlarının üzerine çıkar.

Her iki teorinin önemli yanı, sermayenin kârlılığını enflasyonun nedenlerinin merkezine yerleştirmeleridir. Mavroudeas ve Chatzirafailidis ayrıca metaların değerlerinin fiyatların “çapası” olması gerektiğini vurguluyor.

PARA NEREDE?

Ancak bana göre bu yaklaşımların hiçbiri eksiksiz bir Marksist enflasyon teorisi sunmuyor. Shaikh, toplam talebin kredi büyümesi veya dolaşımdaki para miktarı tarafından yönlendirildiğini söylüyor ki bana göre bu doğrudur. Ancak talebin neden hızlandığını veya yavaşladığını açıklamıyor. Arz kapasitesindeki düşüşle birlikte talebin neden düşmediğini ve böylece enflasyonun önlenmediğini de açıklamıyor. Sonuçta ekonomik bir çöküş sırasında olan tam da budur.

Mavroudeas ve Chatzirafailidis ise metaların değerini, piyasa fiyatlarının etrafında dalgalandığı üretim fiyatlarının temel çapası olarak konumlandırıyor. Ancak teorilerinde paraya yer yok. Onlara göre enflasyon reel bir olgudur, parasal bir olgu değildir. Merkez bankaları ve hükümetlerin para yaratabildiği modern ekonomiler açısından bu gerçekçi değildir. Para miktarındaki büyüme, metaların değerindeki büyümeden ayrışabilir ve piyasa fiyatlarını etkileyebilir. Parayı hesaba katmadan talebin neden arzı aşarak enflasyona yol açtığını açıklayamayız.

Üçüncü bölümde Carchedi ile birlikte “enflasyonun değer teorisi” adını verdiğimiz yaklaşımı sunacağım. Bu teori, sermayenin kârlılığını, metaların değerindeki değişimleri ve paranın rolünü birlikte ele alıyor. Bu unsurların bir araya getirilmesi daha kapsamlı bir teori sunuyor.