Fas’ın Batı Sahra işgali gölgesinde ABD ve İsrail’in renkli göç harekâtı
Akdeniz’in güney kıyısında, Fas’a sınır komşusu, Cebelitarık Boğazı’nın yakınında yer alan İspanyol yerleşim bölgesi Ceuta’ya, 30 Temmuz Perşembe ile 31 Temmuz Cuma günleri arasında Fas’tan gelen on binlerce “göçmen” birçok soru işaretlerini de beraberinde getirdi.
Ceuta sınırına akın; İspanya ile Fas arasındaki sınırın açılmakta olduğunu ima eden Instagram paylaşımlarıyla başladı. Ardından, yüzerek geçilebilecek yerleri gösteren TikTok videoları ortaya çıktı. Paylaşımlar ve yorumlar çoğaldıkça, binlerce Faslı, Avrupa’nın birdenbire ulaşılabilir hale geldiğine inandırıldı. Birkaç saat içinde gençler, Kuzey Afrika’daki İspanyol yerleşim bölgesi Ceuta sınırına doğru akmaya başladı.
24 saat içinde 60 bin Faslının rahat bir şekilde Fas sınırını aşarak yasadışı olarak Ceuta’ya girmesinin hiç de normal ve tesadüfü bir olay olmadığı çok açık. Fas polisinin, jandarmasının hatta askerinin izni olmadan bırakınız 60 bini 60 kişi bile geçemez. Olayın ne kadar planlı bir şekilde örgütlendiği değerlendirmeleri basınında bolca yer aldı. Kuzey Afrika Uzmanı Pierre Vermeren, Fas polisinin “çok etkili, çok organize ve çok iyi bilgilendirilmiş” olduğunu vurguluyor. Vermeren, polisin gençlerin gelmesini engellemek isteseydi “yolları kapatabilirdi” diyor.
Göçmen kelimesini tırnak içine aldım çünkü Ceuta’ya akın eden insanların her ne kadar ekonomik nedenlerle İspanya’ya oradan da diğer Avrupa ülkelerine geçme niyetinde olsalar da gerçek bunların planlı bir şekilde manipüle edilen insanlar olduğu görülüyor. Devletlerin böylesine kitlesel “göç” hareketlerini diplomatik baskı aracı olarak kullanmasının giderek normalleştiğini görüyoruz. Ne acıdır ki Fas kendi vatandaşlarını İspanya’ya karşı silah olarak kullanmıştır.
Burada; Fas devletinin rolünün olduğu açıkça görülmektedir. Peki bunda Fas’ın ne çıkarı var? Neden böyle bir şey yapsın? Fas’ın böyle bir planlı kışkırtmayı yapması için bir çok neden var. Bunları yazımızda değerlendireceğiz.
SORUNUN ANA KAYNAĞI FAS İŞGALİNDEKİ BATI SAHRA

Fas’ın dış politikasının ana eksenini geçmişte İspanya’nın sömürgesi ve bugün Fas’ın işgalinde olan Batı Sahra sorunu oluşturuyor. ABD ve İsrail ile ilişkilerinin de Cezayir ve İspanya ile anlaşmazlıklarının da merkezinde bu sorun vardır.
Bugün Batı Sahra Fas’ın işgali altındadır ve 50 yıldır devam etmektedir. ABD’nin başını çektiği Atlantikçi güçler hep Fas’ın arkasında olmuştur. ABD, Batı Sahra sorununda başından beri Fas’ın yanında yer almıştır. 2020’de ABD Başkanı Donald Trump Fas ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesi karşılığında, Fas'ın Batı Sahra bölgesine olan hakimiyetini de resmen tanımıştır. Fransa da ilk kez 2024 yılında açık bir şekilde resmî olarak Fas’ın Batı Sahra’da özerklik planını desteklediğini açıkladı.
Cezayir, Fas’a karşı Batı Sahra’nın bağımsızlığı için mücadele eden Polisario Cephesi’nin desteklemekte. 1976’da kurulan Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti (SADC) Cezayir-Batı Sahra sınırında ve Cezayir topraklarında bir mülteci devlet durumundadır. Fas ile Cezayir bu konuda çatışmaktadır.
BATI SAHRA’YI DESTEKLEYEN CEZAYİR İLE STRATEJİK İLİŞKİ KURAN İSPANYA CEZALANDIRILDI

20 Temmuz’da, “göç” dalgasının başlamasından on gün önce, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Cezayir’e resmi bir ziyaret gerçekleştirmiş ve İspanya ile Cezayir arasındaki ilişkileri stratejik ortaklık olarak nitelendirmişti. Üç gün sonra, İspanyol Temsilciler Meclisi’ndeki bir komisyon, İspanyol idaresi altında doğan Sahrâvîlere (Batı Sahra halkı) İspanyol vatandaşlığı veren bir metni onayladı. Bir hafta sonra, Ceuta sınırı kitlesel bir akına uğradı.
Bazı gözlemcilere göre, olayların sırası her şeyi açıklıyor: Fas, Madrid’e Cezayir ile yakınlaşmasının bedelini ödetmiş ve 2021’deki senaryoyu tekrarlamış olabilir; o dönemde Rabat, Polisario Cephesi liderinin İspanya’da ağırlanmasının ardından sekiz ila on bin göçmeni sınırdan geçirmiş, sonrasında İspanya Batı Sahra’nın Fas’a bağlı özerk bir bölge olduğunu tanımıştı.
PERDE ARKASINDA ABD VE İSRAİL VAR
Jeopolitik ve ekonomi alanında Uzman Thomas Röper anti-spiegel.ru sitesinde “Trump’ın intikamı mı? ABD, Ceuta’daki mülteci krizinde nasıl bir rol oynayabilir?” başlıklı yazısında yukarıda sorduğumuz sorulara yanıt veriyor:
“Göçmen akını, herhangi bir planlama olmaksızın kendiliğinden mi gerçekleşti? Yoksa Fas hükümeti tüm bunları perde arkasında koordine ederek, sınır muhafızlarına mümkün olduğunca uzun süre pasif kalmalarını mı emretti? Eğer öyleyse, Fas hükümetinin, İspanya’yı NATO kapsamında yeniden silahlanma konusundaki itaatsizliği, İran’a karşı savaş ve Washington ile diğer anlaşmazlıklar nedeniyle cezalandırmak isteyen ABD hükümetinin desteğiyle hareket etmiş olma olasılığı ne kadar yüksek?” diye soruyor ve “ burada, bir kez daha, görünüşte kendiliğinden gerçekleşen bir olayın yüzde yüz Amerikan çıkarlarına hizmet ettiği o ‘tesadüflerden’ biriyle karşı karşıyayız…” diye cevap veriyor.
Thomas Röper yazısında, 30 Nisan 2026 tarihli bir ABD Kongresi raporunda yer alan bir ayrıntıya dikkat çekiyor: raporda ABD’nin söz konusu bölgeler hakkındaki (Ceuta ve Melilla) tutumunu değiştirerek, onları artık İspanyol şehirleri olarak değil, “İspanya tarafından yönetilen şehirler” olarak nitelendirdiğini belirtiyor.
Raporun 88. sayfasında Fas ile ilgili şu gözlemler yer almaktadır:
“Komite, ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarının korunması amacıyla Fas’a desteğini sürdürmekte… Komite, İspanya tarafından yönetilen Ceuta ve Melilla şehirlerinin Fas toprakları üzerinde bulunduğunu ve Fas’ın bu şehirler üzerinde tarihsel hak taleplerinin devam ettiğini belirtmektedir.”
Uluslararası Kriz Grubu (International Crisis Group) analisti Riccardo Fabiani “Aylar boyunca ABD ve İsrail’deki sağcı yetkililerin, İspanya’nın Filistinlilere verdiği destek ve İran savaşı konusundaki tutumuna misilleme olarak Fas’ı Ceuta konusunda harekete geçmeye teşvik ettiklerini” belirtiyor.
İsrail’in timesofisrael.com sitesine göre BM’deki İsrail Büyükelçisi Danny Danon X’te, “İsrail’e ders vermek için hiçbir fırsatı kaçırmayan (...) İspanya’nın, Afrika’da neden sömürge yerleşimlerini elinde tuttuğunu dünyaya açıklaması gerektiğini” ifade eden paylaşımda bulundu. İspanya Ulaştırma Bakanı Oscar Puente Santiago, Danon’un mesajına doğrudan yanıt vererek şöyle yazdı: “Eh, işler oldukça netleşmeye başlıyor”. İspanyol siyasi yorumcu Carolina Alonso, X platformunda “Bu, Başbakan Pedro Sanchez’in Cezayir’e yaptığı geziye misilleme olarak Fas, ABD ve İsrail arasında koordine edilen bir saldırıdır,” diye yazdı.
FAS EN ÖNEMLİ OTOYOLUNA TRUMP’IN ADINI VERDİ

Fas Kralı VI. Muhammed, ABD Başkanı Trump’ın Fas'ın Batı Sahra üzerindeki “egemenliğini” tanımasını takdir ederek ülkenin en önemli otoyoluna “Donald Trump Otoyolu” adını verdiğini açıkladı.
Fas Kralı Trump’a gönderdiği mektupta “İlişkilerimiz her zaman yakın bir dostluk ve sarsılmaz bir sadakat üzerine kurulmuş olsa da sizin iki başkanlık döneminiz boyunca hiç bu kadar dinamik ve verimli olmamıştı” diye yazdı.
Kral, bin 55 km uzunluğundaki bu otoyolu, “Fas’ın kuzeyini ve güneyini” birbirine bağlayan “stratejik bir eksen” olarak nitelendirdi. Fas, Batı Sahra’yı “güney eyaletleri” olarak görüyor.
AVRUPA MİLLİYETÇİLERİ İSPANYA’YI SUÇLADI
Avrupa’nın milliyetçi partilerinin yumuşak karnı göçmen sorunu. Bu olayda genel eğilimleriyle çelişen açıklamalarda bulundular. ABD, İsrail ve Fas’ın rolünü göremeyen bu partiler İspanya’yı suçladı. France 24’ün haberinden aktarıyorum:
“Fransız Marine Le Pen, X platformunda ‘İspanyol hükümeti tarafından teşvik edilen (...) bu kitlesel ve koordineli girişler’ sözleriyle sert bir dille eleştirdi. Almanya’daki aşırı sağ partinin eş lideri Alice Weidel ise bu kişilerin ülkesinin sınırlarına yakın bölgelere gelebileceği endişesini dile getirerek Alman yetkilileri bu kişileri ‘güven altına almaya’ çağırdı. Aynı şekilde, göç karşıtı Reform UK partisinin lideri Nigel Farage da X platformunda Giorgia Meloni’nin girişimini ‘desteklediğini’ açıkladı”.
FAS KENDİ HALKINI TEK KULLANIMLIK BİRER KURBAN HALİNE GETİRDİ
Katalonya Cumhuriyetçi Sol Partisi sözcüsü Gabriel Rufian, X platformunda şunları yazdı: “ABD ve İsrail’in hizmetinde olan Fas diktatörlüğü, bu yaz bir kez daha kendi halkını tek kullanımlık birer kurban haline getirerek İspanya’yı ve Avrupa’yı şantaj altında tutuyor”. Bütün bu “suçlamaları” timesofisrael.com sitesi komplo teorisi olarak niteledi. Ama aynı yazıda yapılan İspanya değerlendirmesi kendilerini ele veriyordu: “İspanya, Avrupa’da İsrail’in en sert eleştirmenleri arasında yer alıyor. Mayıs 2024’te İspanya, bir Filistin devletini resmen tanıdı ve böylece Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının uluslararası alanda daha geniş çapta tanınmasını savunan, giderek artan sayıda Avrupa ülkesine katıldı. Sosyalist İspanya Başbakanı François Sanchez, bu hareketin öncülüğünü yaptı ve bu çatışmada İsrail’in tutumuna yönelik Avrupa’daki en sert eleştirmenlerden biri olarak öne çıktı.”
SCHENGEN ANLAŞMASI SORGULANDI
Bir ABD, İsrail ve Fas planı ile saldırıya uğrayan İspanya Avrupa Birliği devletleri tarafından yalnız bırakıldı. Euronews’e göre İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’e gönderilen bir mektupta, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Ceuta krizi sonrasında sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve AB sınırlarının stratejik noktalarına fiziksel bariyerler kurulması çağrısında bulundu.
Belçika kökenli 7sur7.be sitesine göre İtalya daha sonra İspanya ile olan Schengen anlaşmasını askıya aldığını duyurdu. Finlandiya ve Danimarka İtalya’yı desteklediklerini açıkladı. Fransa, sınır kontrollerini sıkılaştırdı ancak İspanya’ya yardım etmeye hazır olduğunu belirtti; Birleşik Krallık da aynı şekilde hareket etti. Almanya ise Fas’tan göçmenlerini geri almasını talep etti.
AB'NİN AFRİKA İLE OLAN TEK KARA SINIRLARI: CEUTA VE MELİLLA
Kuzey Afrika'nın Akdeniz kıyısı boyunca birbirinden 400 km uzaklıkta bulunan İspanyol toprakları Ceuta ve Melilla, AB'nin Afrika ile olan tek kara sınırlarını oluşturuyor.
1580 yılından beri İspanya'nın egemenliği altında bulunan Ceuta, Hristiyan ve Müslümanlardan oluşan karma bir nüfusa ev sahipliği yaparken, İspanyol, Faslı ve göçmen işçilerden oluşan sakinleri nispeten uyumlu bir şekilde bir arada yaşamaktadır. Fas, Ceuta ve Melilla'yı resmi olarak İspanyol toprakları olarak tanımamakta ve bu bölgeleri sıklıkla işgal altındaki topraklar olarak nitelendirmektedir.
Ceuta bölgesi, ancak 1995 yılında İspanyol Parlamentosu tarafından kabul edilen bir yasanın ardından resmi olarak özerk şehir statüsünü elde etti. Bu statü, Ceuta’ya İspanya’nın bir parçası olarak kalırken kendi kurumlarını ve geniş bir yönetim özerkliği sağlıyor.
Ceuta (aynı şekilde Melilla de), Avrupa Birliği’nin ve dolayısıyla Schengen Bölgesi’nin bir parçası olsa da kendine özgü kurallara tabidir: Ceuta’dan İspanya anakarasına veya başka bir AB ülkesine giden kişiler kontrollerden geçer. Buna komşu Fas ile olan sınırda yapılan kontrol de eklenince, İspanyol hükümet kaynaklarına göre İspanya bir “çift filtre” uygulamaktadır.
Somut olarak, Ceuta’ya gelen göçmenler Schengen Bölgesi içindeki serbest dolaşım hakkından yararlanamazlar; zira “oturma izni bulunmayan ve sığınma talebinde bulunmayan kişiler, AB tarafından öngörülen olağan geri dönüş prosedürleri kapsamında” sınır dışı edilebilirler.
BATI SAHRA’DA 50 YILDIR SÜREN FAS İŞGALİ
İki yüz yıl boyunca Portekiz sömürgesi olan Batı Sahra, Avrupa sömürgecilik tarihinde İngiliz, Fransız ve İspanyol sömürgecileri arasında ilk çatışma alanlarından birisi olmuştur. Batılı sömürgecilerin kendi aralarında giriştikleri rekabetin galibi İspanyollar olmuş, 1884 Berlin Konferansı sonrasında da İspanya, bölge üzerindeki sömürgeci hâkimiyetini hukuki bir yapıya dönüştürmüştü.
1973 yılında kurulan Polisario Cephesi de İspanya’ya karşı bağımsızlık mücadelesi başlattı. İspanya, Batı Sahra’yı 1975 tarihli Madrid Antlaşması ile bölgenin idarî sorumluluğunu Fas ve Moritanya’ya devretti ve çekildi. Bölge Fas’la Moritanya arasında paylaşıldı. İspanya çekildikten sonra ABD, Fas’ın Batı Sahra’yı işgalini destekleyerek istihbarat ve silah sağladı. Bunun üzerine Cezayir, Polisario’ya desteğini artıracağını ilan etti.
İspanya’nın Batı Sahra’dan çekilmesinin ardından Polisario Cephesi 27 Şubat 1976’da Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti’nin (SADC) kuruluşunu ilan etti. Moritanya da SADC ile anlaşmaya vararak 1979’da bölgeden çekildi. Fas, Moritanya’nın çekildiği güney bölgesini de işgal etti.
ABD yönetimi, Fas’ın Batı Sahra için öngördüğü kendisine bağlı özerklik planını destekliyor. 2020’de ABD Başkanı Donald Trump, Fas ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesi haberini duyurarak aynı zamanda Fas'ın Batı Sahra bölgesine olan hakimiyetini de resmen tanıdıklarını belirtmişti. Fransa açıkça olmasa da Fas’ın özerklik planına destek veriyordu. Son kararıyla bu desteği resmileştirdi. Polisario Cephesi ise Fas’a bağlı bir özerkliği reddediyor ve bağımsızlığı savunuyor.