Fransa Almanya zirvesinde öne çıkanlar: Ukrayna'ya destek, Rusya'ya düşmanlık
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in eş başkanlığında, Fransız-Alman Savunma ve Güvenlik Konseyi ile Fransız-Alman Bakanlar Konseyi toplantıları Almanya’nın Brühl kentindeki Augustusburg Şatosu’nda yapıldı.
Merz ve Macron birlikte düzenledikleri basın toplantısında, savunma ve işbirliği alanlarında ülkelerini bekleyen zorluklara ilişkin iyimserliklerini dile getirdiler. Olumlu tablolar çizerek Almanya ve Fransa’nın ilişkilerinin Avrupa Birliği’nin geleceği açısından önemine vurgu yaptılar. Macron görüşmeler öncesi yapılan basın açıklamasında “son ayların Avrupa gündeminde gerçek bir Fransız-Alman yakınlaşmasının yaşandığını” söyledi.
İki ülke arasında ilişkilerin toz pembe olmadığı gün gibi ortadaydı. “Gerçekçi olmalıyız, bir yıl önce kararlaştırdıklarımıza kıyasla her şeyi hayata geçiremedik,” diyen Fransa Cumhurbaşkanı, Ağustos 2025’te Toulon’da düzenlenen toplantıya atıfta bulundu. O toplantılardan sonra ortak savaş uçağı projesi rafa kaldırıldı. Ortak basın toplantısında Friedrich Merz, “Bu gerçek karşısında gözlerimizi kapatmadık ve gerekli sonuçları çıkardığını”söyledi. “Savunma sanayisinde işbirliğine yönelik yeni bir çalışma planı”nın oluşturulacağını ve bu planın her zamanki gibi “somut, gerçekçi ve hedef odaklı” olduğunu tekrarlamış oldu. “Önümüzdeki aylar ve yıllar için işbirliğinin yol haritasını çizdiğini” belirtti. Merz, özellikle savaş bulutu alanında çalışmaların devam edeceğini “Belki de dijital kontrol sistemi, uzun vadede yeni bir uçaktan çok daha önemli hale gelecektir” diyerek kendisini ve mevkidaşı Macron’u teselli etti.
Macron’un, Fransa’nın nükleer caydırıcılık kapasitesinin ortak güvenlik kapsamında değerlendirilmesine yönelik Almanya’ya yaptığı teklif, ilk kez Merz tarafından kabul edildi. Merz, geçmişte Charles de Gaulle’ün de Fransız nükleer korumasının Almanya topraklarını kapsaması yönünde teklifte bulunduğunu ancak bunun Almanya tarafından kabul edilmediğini” söyledi. Merz, bu alandaki çalışmaların NATO bünyesindeki nükleer caydırıcılık ve paylaşım politikasını tamamlayacağını söylemeyi de ihmal etmedi.
‘GÜÇLÜ NATO GÜÇLÜ AVRUPA’
Fransız-Alman Savunma ve Güvenlik Konseyi Kararlarına baktığımızda her iki ülkenin NATO’culukta ısrar ettiklerini görüyoruz: “Daha Güçlü Bir NATO Çerçevesinde Daha Güçlü Bir Avrupa”. Kararların “Savunma İşbirliği” bölümünde “Fransa ve Almanya, Avrupa savunma hazırlık durumunun güçlendirilmesine önemli ölçüde katkıda bulunmaya ve NATO’nun Avrupa ayağının güçlendirilmesine katılmaya kararlıdır. Bu nedenle iki ülke, birçok kilit stratejik alanda sanayi ve kapasite konusunda işbirliğini yoğunlaştırma konusunda mutabık kalmıştır” denmekte.
UKRAYNA’YA DESTEK, RUSYA DÜŞMANLIĞINA DEVAM
İki ülkenin Savunma ve Güvenlik Konseyi Kararlarında Ukrayna’ya desteğin ve Rusya’ya düşmanlığın devam ettiğini görüyoruz: “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü yasadışı saldırı savaşını kınayan Fransa ve Almanya, Ukrayna’nın bağımsızlığına, egemenliğine ve uluslararası düzeyde tanınan sınırları içindeki toprak bütünlüğüne yönelik sürekli ve sarsılmaz desteklerini yeniden teyit etmektedir… İki ülke, Ukrayna’ya ne kadar süre gerekirse gereksin, öncelikli teçhizatlar için finansman ve bağışlar, sanayi sektöründeki alımlar, araştırma ve geliştirme alanında işbirliği, ortak üretim ve Ukrayna üretimini destekleyici finansman şeklinde askeri destek sağlayarak Ukrayna’ya destek vermeye devam edeceklerdir; bu süreçte özellikle derinlik saldırı yeteneklerine ve hava savunmasına, özellikle de balistik füzelere karşı savunmaya özel önem vereceklerdir”.
Ayrıca “Fransa ve Almanya, Ukrayna’ya yönelik 90 milyar avroluk AB destek kredisinin kabul edilmesini ve hızlı bir şekilde uygulanmasını; ayrıca Ankara Zirvesi’nde teyit edilen, Ukrayna’nın güvenliğini sağlamasına yönelik NATO’nun kalıcı destek taahhüdünü memnuniyetle karşılamaktadır” denilmekte.
SALDIRIYI ABD DEĞİL ‘İRAN TIRMANDIRIYORMUŞ’
ABD ve İsrail’in İran saldırısına katılmayan ve barış anlaşmasını desteklediklerini ifade eden Fransa ve Almanya, barış görüşmelerini sabote eden ABD’ye değil de İran’a ‘saldırıları tırmandırmama’ çağrısı yapıyor. “Fransa ve Almanya, Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğunda ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat metnini memnuniyetle karşılamaktadır. Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer hakları ve özgürlükleri, uluslararası hukuka uygun olarak, herhangi bir vergi veya harç olmaksızın yeniden tesis edilmelidir. Fransa ve Almanya, İran’ı tırmanışlara veya askeri faaliyetlere başvurarak yaklaşan müzakereleri tehlikeye atmaktan kaçınmaya çağırmaktadır”. Ve aynı zamanda Lübnan’da “Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını” savunmakta.
AVRUPA’DA LİDERLİK KRİZİ
“Avrupa’nın Çin İkilemi AB Neden Hâlâ Çin’i Tanımlayamıyor?” başlıklı yazısında Ricardo Martins’in “Avrupa’da liderlik krizi” tespiti gerçeği ifade etmektedir. Almanya Başbakanı Friedrich Merz bir yıl içinde tarihinin en sevilmeyen başbakanı durumuna gelmiştir. Forsa Trendbarometer tarafından yapılan bir ankete göre, Şansölye Friedrich Merz’in destek oranı %13, CDU/CSU-SPD koalisyonunun ise %11 olarak belirlendi; bu sonuçlar, Merz’in göreve gelmesinden bir yıl sonra elde edildi.
CDU/CSU ve Sosyal Demokrat koalisyonu hiçbir zaman gerçek bir ortak projeye dayanmadı, ancak Almanya Alternatif Partisi (AfD)’nin iktidara gelmesini engellemenin tek yolu olarak ortaya çıkmıştı. Bir yıl önce seçimlerde ikinci olan Almanya’nın milliyetçi partisi AfD bugün ülkesinin birinci partisi durumunda.
Fransa’da da benzer bir durum vardır. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un halk desteği de yüzde 20’lerin altındadır. İki yıldır hükümet kurmada zorlanmış ve ülke bütçesini yapamamıştır. Hükümet de bütçe de ancak Sosyal Demokratların desteği ile kurulmuş ve yapılabilmiştir.
Önümüzdeki yıl seçimlerde Macron olmayacaktır. Diğer küreselci liberal ve Sosyal Demokrat partilerin adaylarının seçilme şansı yoktur. Almanya’da olduğu gibi ülkenin birinci partisi Milliyetçi Ulusal Birlik partisidir. Ve cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen seçimlerin favorisi durumdadır. Önümüzdeki yıllarda ülkelerini krizlere sürükleyen ve çıkmaza sokan küreselci liderlerin sonunun geldiğine, onların yerine ülkesinin bağımsızlığını savunan daha halkçı, NATO karşıtı, Rusya Çin dostu liderlerin ve partilerin iktidarlarına tanık olacağız.
AVRUPA’NIN ÇİN ÇIKMAZI: ORTAK MI? RAKİP Mİ? SİSTEMİK RAKİP Mİ?
Almanya’nın Augustusburg Şatosu’nda yapılan Fransız-Alman Savunma ve Güvenlik Konseyi ile Fransız-Alman Bakanlar Konseyi toplantıları sonrası Almanya Başbakanı Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Çin’in şiddetli ekonomik rekabetine karşı koyma konusunda taahhütte bulundular. Liderlere göre Pekin, üretim kapasitesindeki fazlalık ve değerinin altında tutulan para birimi yoluyla Avrupa üzerinde ciddi bir baskı uyguluyor. Çin’i hedef alan iki lider, bu ülkenin sanayisine Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyesi diğer ülkelerdekinden en az sekiz kat daha fazla devlet desteği sağlayarak uluslararası ticaret ve rekabet kurallarına uymadığını belirttiler.
ÇİN’E KARŞI ÇELİŞKİLİ ORTAK YOL HARİTASI
Fransız Cumhurbaşkanı, 17 Temmuz Cuma günü Brühl’de Alman başbakanının yanında yaptığı açıklamada, “Çin karşıtı değiliz” diye vurguladı ve ticaret açıkları ile Çin’in yararına kaybedilen işler konusunda muhatabıyla “çok verimli görüşmeler” yaptığını belirtti. Macron, “Çin konusunda hiç bu kadar aynı görüşte olmamıştık” dedi.
Fransa’nın ekonomi gazetelerinden Les Echos iki ülkenin Almanya’da gerçekleşen zirvesine atıfta bulunarak “Fransa ve Almanya, Çin karşısında ortak bir ‘yol haritası’ hazırlıyor” başlıklı haberinde Emmanuel Macron’un “Fransa ve Almanya, Avrupa’ya akın eden ve sanayilerini tehlikeye atan Çin ithalatına karşı tutumlarını uyumlu hale getirmek istiyor. Ekonomi, Maliye ve Dışişleri bakanlarımızdan Eylül ayı için bu konuya ilişkin bir Fransız-Alman yol haritası hazırlamalarını istedik… Avrupa’mız, Çin karşısında her gün 1 milyar avroluk ticaret açığı veriyor. Bu, her gün on binlerce işin yok olması anlamına geliyor” dediğini yazdı. Aynı haberde Almanya Başbakanı Merz’in “Artık Avrupa Birliği’nde Çin ile ticaret açığı olmayan hiçbir ülke kalmadı. Bu dengesizliği ele almamız gerekiyor, çünkü bu durum sanayimize zarar veriyor” dediği ifade ediliyor ve Merz’in “Çin para biriminin %25 ile %30 arasında bir oranda düşük değerlendiğini vurguladığını” yazıyor.
AVRUPA EKONOMİSİ ABD VE ÇİN REKABETİ KARŞISINDA ÇÖKEBİLİR
Politico’ya göre iki lider eğer “radikal önlemler alınmazsa, halihazırda durgunluk yaşayan Avrupa ekonomisinin, özellikle de ABD ve Çin rekabeti karşısında çökebileceğini” söylediler. Ve sürekli Almanya Fransa işbirliğinin önemine dikkat çekildi. Merz “Rusya’nın güvenliğimizi tehdit ettiği, Çin Halk Cumhuriyeti’nin ekonomimiz için bir meydan okuma oluşturduğu ve transatlantik ortaklığın artık kesin bir gerçek olarak görülmediği bu dönemde, Almanya ile Fransa arasındaki işbirliği hayati önem taşıyor,” dedi.
Başta Almanya ve Fransa olmak üzere AB ülkelerinin Çin’e bakışları net değil. Avrupa ve uluslararası politika ile jeopolitik uzmanı Ricardo Martins’in journal-neo.su/fr sitesindeki “Avrupa’nın Çin İkilemi AB Neden Hâlâ Çin’i Tanımlayamıyor?” başlıklı yazısında önemli belirlemelerde bulunuyor: “Avrupa Birliği, Çin’i -çoğu zaman aynı siyasi çerçeveler içinde- hem ortak hem rakip hem de sistemik rakip olarak nitelemeye devam ediyor. Bu kronik kavramsal belirsizlik, Avrupa’nın temel ekonomik çıkarlarına gerçek anlamda hizmet edemeyen ve yeni jeopolitik duruma uygun bir yanıt veremeyen, parçalı ve tutarsız bir yaklaşıma yol açmıştır.”
ÇİN AVRUPA İÇİN VAZGEÇİLMEZ BİR PAZAR VE KİLİT BİR ÜRETİM MERKEZİ
Diğer taraftan Ricardo Martins şu görüşleri ifade etti; “Brüksel ile Avrupa sanayisinin önemli kesimleri arasında da giderek artan bir ayrışma ortaya çıkmaktadır. Pek çok şirket, Çin’i hâlâ vazgeçilmez bir pazar, kilit bir üretim merkezi ve önemli bir teknolojik işbirliği kaynağı olarak görmeye devam etmektedir. Alman otomobil üreticileri, lüks markalar, kimya ürünleri üreticileri ve çok sayıda KOBİ, Çin pazarına hâlâ derin bir şekilde bağlı durumdadır. Brüksel, Çin ile ilişkiyi giderek daha fazla ekonomik güvenlik ve jeopolitik rekabet perspektifinden yorumlarken, pek çok Avrupalı ekonomik aktör ise aksine Çin’deki varlığını ticari bir zorunluluk, hatta bir hayatta kalma meselesi olarak görmektedir.”
Ricardo Martins, Çinin dünyadaki konumunu ve AB’nin Çin’e bakışını şöyle eleştiriyor: “Çin, dünya ekonomisinin merkezi bir direği ve yeni çok kutuplu düzenin başlıca mimarlarından biri haline gelmiştir. Avrupa’nın Çin’i olumlu ya da olumsuz terimlerle tanımlamayı tercih etmesi, bu yapısal gerçeği değiştirmez. Asıl mesele, ideal sıfatı bulmak değil, karşılıklı bağımlılığı yönetirken aynı zamanda Avrupa’nın meşru çıkarlarını koruyabilecek gerçekçi bir strateji geliştirmektir. AB’nin bu konudaki süregelen yetersizliği, uzmanlık eksikliğinden çok stratejik hayal gücü ve liderlik krizini ortaya koymaktadır.”