16 Ekim 2026 Cuma
İstanbul 12°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Fransa'nın egemenlik savaşını anlatan film: De Gaulle Savaşı (1)

Ali Rıza Taşdelen

Ali Rıza Taşdelen

Gazete Yazarı

A+ A-

Temmuz ayı boyunca Fransa’daydık. Kavurucu sıcaklara rağmen eşimle birlikte arkadaşlarımızı, kardeşlerimi ziyaret etme, kızlarım ve torunlarımla güzel zaman geçirme fırsatı bulduk. Elbette en mutlu günümüz büyük torunum Melissya’nın düğünü oldu. Kırk yıl yaşadığım Fransa’da kendimi bir yabancı gibi hissetmiştim. Artık Vatanımdaydım. Emekli olduktan sonra Türkiye’ye döneli sekiz yıl olmuştu. Ama elbette beni Fransa’ya bağlayan bağlarımın varlığı devam ediyor. İki kızım ve 5 torunum Fransa’da yaşamaya devam ediyor. Oğlum ise benden önce Türkiye’ye dönmüştü. Bu yıl büyük torunum Melissya’nın düğünü ile birlikte son üç torunumun on sekiz yaşını doldurmalarının, Liseyi başarıyla bitirmelerinin ve üçünün birden üniversiteye kayıt yaptırmaları da ayrı bir sevinci yaşattı bize.

Bütün bunların dışında yaşadığım başka bir sevinç de Fransa’nın Milli Kahramanı General Charles de Gaulle üzerine yeni vizyona giren bir film izlememdi. Emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren ve çağdaş bir cumhuriyet kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkesinin bir vatanseveri olarak de Gaulle’a karşı bir ilgim vardı. Onun mücadelesini İkinci Dünya Savaşında Nazi işgaline karşı mücadelesini ve en önemlisi de sözüm ona Fransa’yı işgalden kurtarma bahanesi ile denetim altına almasına karşı gösterdiği direnişle yakından ilgilenmiş, araştırmış ve defalarca Aydınlık’ta veya Teori dergisinde yazılar yazmıştım. Sinemada de Gaulle filminin gösterime girdiğini öğrenince soluğu sinemada aldım. Daha önce de birkaç film izlemiştim de Gaulle üzerine. Ama bu defa bambaşka bir de Gaulle filmiydi. Az da olsa de Gaulle’ün savaş sırasında ve sonrasında ABD’nin Fransa’yı denetim altına alma planlarına karşı mücadelesi yazıldı çizildi. Ama ilk defa bu kadar açık bir şekilde de Gaulle’ün ABD planlarına karşı mücadelesi beyaz perdeye aktarılıyordu.

Fransa'nın egemenlik savaşını anlatan film: De Gaulle Savaşı (1) - Resim : 1

Ben sinema eleştirmeni değilim. Bu yazım da bu filmin eleştirisi üzerine olmayacak. Esas olarak filmin siyasi içeriğine ve de Gaulle’ün ABD emperyalizmine karşı mücadelesini değerlendirmeye çalışacağım.

DE GAULLE İLE ROOSEVELT ARASINDAKİ FRANSA’NIN EGEMENLİĞİ MÜCADELESİ

Fransa'nın egemenlik savaşını anlatan film: De Gaulle Savaşı (1) - Resim : 2
De Gaulle rolündeki Simon Abkarian

Antonin Baudry’nin yönettiği La Bataille de Gaulle (De Gaulle’ün Savaşı), Charles de Gaulle’ün İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki mücadelesini anlatan iki bölümde gösterime giren 5,5 saatlik siyasi yönü öne çıkan tarihsel bir filmdir. Filmin senaryosunu Antonin Baudry ve Bérénice Vila kaleme almış. Başrolde, Charles de Gaulle’ü Simon Abkarian, Winston Churchill’i Simon Russell Beale, Henri Giraud’yu Thierry Lhermitte, Roosevelt’i ise Campbell Scott canlandırıyor. Filmin diğer önemli karakterleri arasında Jean Moulin, Philippe Leclerc ve Fernand Bonnier de La Chapelle de bulunmaktadır.

Filmin dayandığı temel tarihsel kaynak, İngiliz tarihçi Julian Jackson’ın “De Gaulle: Une certaine idée de la France” adlı biyografisidir. Okumakta olduğum ama henüz bitiremediğim bin sayfaya yakın bir kitap. Pathé film şirketinin resmi film dosyasında da filmin doğrudan Jackson’ın bu eserinden uyarlandığı belirtilmektedir. Jackson, filmin tarih danışmanı olarak da yapım sürecinde önemli rol oynamıştır.

Fransa'nın egemenlik savaşını anlatan film: De Gaulle Savaşı (1) - Resim : 3
De-Gaulle ve General Leclerc

Baudry’nin Jackson’ı tercih etmesinin nedeni yönetmenin ve senarist Bérénice Vila’nın açıklamalarına göre Jackson’ın de Gaulle’ü, yalnızca büyük bir devlet adamı değil, aynı zamanda son derece yalnız, inatçı, zor anlaşılır ve kendisini Fransa’nın tarihsel devamlılığının taşıyıcısı olarak gören bir siyasetçi olarak ele almasıdır.

İki film toplamda yaklaşık beş saatlik bir tarihsel panorama meydana getirir. Birinci bölüm, L’Âge de fer (Demir Çağı), 1940-1942 dönemini; ikinci bölüm, J’écris ton nom (Adını yazıyorum), ağırlıklı olarak 1942-1944 dönemini anlatır.

Bu iki filmde savaş yalnızca Almanya ile Fransa arasındaki askerî mücadele olarak ele alınmaz. Asıl mesele, Fransa adına kimin konuşacağıdır. Vichy rejimi mi? Londra’daki de Gaulle mü? Cezayir’deki Darlan ve ardından Giraud mu? Yoksa savaşı kazanan Amerikan ve İngiliz müttefikleri mi?

Bu nedenle filmin merkezindeki çatışma, zamanla Nazi Almanyası ile Fransa arasındaki savaştan çıkıp de Gaulle ile Roosevelt arasındaki Fransa’nın egemenliği mücadelesine dönüşür.

BİRİNCİ BÖLÜM: L’ÂGE DE FER (DEMİR ÇAĞI) FRANSA’NIN ÇÖKÜŞÜNDEN KUZEY AFRİKA’YA FİLM, 1940’TAKİ FRANSIZ YENİLGİSİYLE BAŞLAR.

Alman orduları Fransa’yı işgal etmiş, Fransız ordusu çökmüştü. Komünistler dağılmış ve yeraltına inmişlerdi. Sosyalistlerin ve burjuva radikallerin iflası da Mareşal Pétain’i öne çıkarmıştı. Cumhurbaşkanı Albert Lebrun 17 Haziran 1940’da hükümeti kurma görevini Pétain’e verdi. Hükümet Bordeaux’da kuruldu ve Pétain Almanya’ya ateşkes çağırısında bulunmak istiyordu. Fransız devletinin büyük bölümü yenilgiyi kabul ederken genç ve henüz kamuoyunda tanınmayan General Charles de Gaulle ise işgale karşı direnişi savunuyordu.

Vichy hükümeti Hitler’e teslim olurken, Charles de Gaulle ise Londra’da işgale karşı mücadele hazırlığı içindedir. 18 Haziran 1940 çağrısıyla Fransızlara mücadeleye devam etme çağrısında bulunur. 24 Ekim 1940’ta Pétain ve Laval Fransa’nın Montoire-sur-le-Loir kentinde Hitler ile bir araya gelir ve el sıkışırlar. Pétain Nazilerle iş birliğini resmen açıklar.

Filmin bütün hikâyesi aslında bu noktada kurulmaktadır: Bir devlet yenildiğinde, o devletin meşru temsilcisi kimdir? Pétain’in Vichy hükümeti mi? Yoksa savaşmaya devam eden de Gaulle mü? De Gaulle’ün bütün sonraki siyasi mücadelesi bu soruya verdiği cevaptan doğacaktır.

DE GAULLE LONDRA’DA: CHURCHİLL İLE İLK İTTİFAK VE İLK ÇATIŞMALAR

Fransa'nın egemenlik savaşını anlatan film: De Gaulle Savaşı (1) - Resim : 4
Winston Churchill "İşgal Altındaki Bölgeler için Müttefik Askeri Hükümeti." AMGOT ile yönetilecek Fransa haritası önünde

De Gaulle’ün Londra’daki varlığı Winston Churchill için başlangıçta büyük önem taşır. İngilizler Fransa’nın tamamen Vichy rejimine bırakılmasını istememektedir. Ancak Churchill ile de Gaulle arasında hiçbir zaman gerçek anlamda kolay bir ilişki kurulmaz. İkisi de Fransa’nın Almanya’ya karşı savaşmaya devam etmesini ister; fakat savaş sonrasında Fransa’nın nasıl bir siyasi konuma sahip olacağı konusunda farklı düşünürler. Churchill, İngiltere’nin güvenliği ve savaşın kazanılmasını öncelikli görür. De Gaulle ise daha başından itibaren başka bir şeyi savunur: Fransa yalnızca kurtarılmamalı; Fransa kendi adına kurtulmalıdır. Bu ayrım ilerleyen yıllarda Roosevelt ile de Gaulle arasındaki çok daha sert çatışmanın temelini oluşturacaktır.

ÖZGÜR FRANSA’NIN DOĞUŞU

Birinci film boyunca de Gaulle’ün başlangıçta ne kadar yalnız olduğu özellikle vurgulanır. Ordusu yoktur. Parası yoktur. Devlet aygıtı yoktur. Fransız halkının tamamının desteğine sahip değildir. Müttefiklerin bile kendisine güveni sınırlıdır. Roosevelt de Gaulle’ü saf dışı bırakmak istemekte ve kendisine yakın General Henri Giraud’yu desteklemektedir. Churchill de Gaulle’ü Londra’da ağırlamakta, kalması ve Fransızlara radyodan seslenmesi (BBC) için lojistik destek sağlamakta ama bir kulağı Roosevelt’te olduğu için net tutum alamamaktaydı.

Fransa'nın egemenlik savaşını anlatan film: De Gaulle Savaşı (1) - Resim : 5
De Gaulle Paris'in kurtuluşu (Gerçek fotoğraf)

Buna rağmen zamanla Fransız sömürgelerinin ve bazı askerî birliklerin Özgür Fransa’ya katılmasıyla hareket büyür. Film, de Gaulle’ün siyasi gücünün yalnızca askerî başarıdan gelmediğini gösterir. Onun asıl gücü, “Fransa’nın savaşa devam ettiği” fikrini ayakta tutmasıdır.

Birinci bölümün önemli askerî doruk noktalarından biri Bir Hakeim’dir (Libya’nın doğusunda, Sirenayka (Cyrenaica) çölünde, Akdeniz kıyısından yaklaşık 70 km içeride, Tobruk’un güneybatısında bulunan eski bir İtalyan askerî mevziisiydi). Burada Hitler’in Kuzey Afrika’yı işgal için görevlendirdiği General Erwin Rommel komutasındaki Nazi ordusu de Gaulle’ün etrafında yeni oluşan “Özgür Fransız Birlikleri” tarafından püskürtüldü.  Özgür Fransız birliklerinin Kuzey Afrika’daki direnişi de Gaulle’ün uluslararası alanda “Fransa hâlâ savaşıyor” diyebilmesini sağlayan sembollerden biri haline geldi.

ABD VE İNGİLTERE’NİN KUZEY AFRİKA ÇIKARMASI

(8 KASIM 1942)

ABD savaşa girmeden önce Roosevelt yönetimi Fransa’daki gelişmeleri büyük bir dikkatle izlemektedir. Washington açısından temel problem şudur:Fransa’nın geleceğinde kime güvenilebilir? Roosevelt, de Gaulle’e güvenmez. De Gaulle’ün inatla ve kararlılıkla Fransa’nın egemenliğini Fransızlar sağlar anlayışı Roosevelt’i rahatsız etmektedir. De Gaulle oyunun içinde var oldukça Fransa’yı denetim altına almak mümkün olmayacaktır.

Buna karşılık Roosevelt, Kuzey Afrika’daki Fransız askerî ve siyasi kadrolarıyla çalışılabileceğini düşünmektedir. Bu yaklaşım, 1942’de Kuzey Afrika’ya yapılacak Müttefik çıkarmasında belirleyici olacaktır.

8 Kasım 1942’de ABD ve İngiltere’nin öncülüğündeki Müttefik kuvvetleri Opération Torch kapsamında Fransız Kuzey Afrikası’na çıkar. Bu operasyonun askerî amacı Mihver kuvvetlerine (Almanya, İtalya ve Japonya) karşı Kuzey Afrika’yı ele geçirmek ve Akdeniz’deki savaşı Müttefiklerin lehine çevirmektir. Fakat De Gaulle operasyonun dışında bırakılır. Washington ve Londra, Kuzey Afrika’daki Fransız otoritesiyle de Gaulle üzerinden değil, başka isimler üzerinden ilişki kurmayı tercih eder. Burada iki isim öne çıkar:Amiral François Darlan ve General Henri Giraud.

VICHY İŞBİRLİKÇİSİ ABD DE GAULLE’Ü OYUNDIŞI BIRAKMAK İSTİYOR

General Darlan, Nazi işbirlikçisi Vichy rejiminin önemli isimlerinden biridir. Fransız donanmasının başında bulunmuş ve Vichy hükümetiyle ilişkisini sürdürmüştür. Kuzey Afrika çıkarması sırasında Darlan’ın bölgede bulunması Amerikalılar için önemli bir fırsat yaratır. Roosevelt yönetimi de Gaulle’ün siyasi meşruiyet iddiasını desteklemek yerine, sahadaki Vichy yanlısı Fransız askerî ve idarî yapıyla anlaşmayı tercih eder.

Bu karar özellikle Fransa’da son derece tartışmalıdır. Çünkü burada ortaya çıkan tablo şudur: Nazilerle işbirliği yapan Vichy rejimiyle bağlantılı bir Fransız yetkili, Amerikalılar tarafından geçici olarak muhatap alınmaktadır; buna karşılık Almanya’ya karşı savaşmaya devam eden de Gaulle siyasi olarak dışarıda bırakılmaktadır. Roosevelt bunu askerî zorunluluk ve pragmatizm çerçevesinde değerlendirirken de Gaulle buna karşı çıkar.

24 Aralık 1942’de Amiral Darlan, genç Fransız direnişçisi Fernand Bonnier de La Chapelle tarafından öldürülür. Darlan’ın öldürülmesiyle General Henri Giraud öne çıkar. Giraud, klasik anlamda Vichy’nin ideolojik savunucusu değildir; fakat Vichy sistemiyle bağları ve onun askerî yapısının içinden gelmesi nedeniyle de Gaulle’e göre tamamen farklı bir Fransız siyasi çizgisini temsil eder.

Amerikalılar Giraud’yu tercih etmektedir. Çünkü Giraud büyük bir askerî güce sahiptir, Kuzey Afrika’daki Fransız ordusunun başında bulunabilir, Amerikalılarla daha kolay çalışılabileceği düşünülmektedir ve de Gaulle gibi bağımsız bir siyasi merkez oluşturmamaktadır. Böylece Roosevelt’in gözünde Giraud, de Gaulle’e karşı alternatif Fransız lider haline gelir.

Ocak 1943’te Casablanca’da yapılan Anfa Konferansı filmin iki bölümünü birbirine bağlayan en önemli siyasi olaylardan biridir. Roosevelt ve Churchill, de Gaulle ile Giraud’yu bir araya getirerek ikisini ortak bir Fransız liderliği altında buluşturmaya çalışır. Ancak iki generalin temsil ettiği dünya birbirinden çok farklıdır. De Gaulle: Özgür Fransa’yı, Direnişi ve Fransız egemenliğini savunmakta, Giraud ise Müttefiklerle pragmatik işbirliğini. Roosevelt ise Giraud’ya daha fazla güvenmektedir. Churchill ise iki taraf arasında gidip gelmektedir. Bir yandan Roosevelt’in baskısını dikkate almak zorundadır; diğer yandan de Gaulle’ün Fransız kamuoyu ve Direniş üzerindeki gücünü giderek daha fazla görmektedir. Casablanca’daki ünlü fotoğraf (Roosevelt ve Churchill’in önünde de Gaulle ile Giraud’nun el sıkışması) gerçekte çok daha karmaşık bir siyasi çatışmanın sembolüdür.

İkinci film 1942’nin sonlarından başlayarak 1943 ve 1944’e uzanır. Burada savaşın niteliği değişir. İlk filmde de Gaulle’ün problemi “var olmak”tır. İkinci filmde problem artık şudur: Fransa kurtulduğunda Fransa’yı kim yönetecek?

Önümüzdeki hafta şiddetlenerek artan Roosevelt ve de Gaulle çatışmasını, ABD’nin Savaş sonrası Fransa’yı denetim altına alma planını (işgal demek daha doğru olur), de Gaulle direnişini ve Paris’e girerek hem Nazilere hem de ABD’ye karşı savaşı kazanmasını anlatacağım.

Devam edecek…