Fransa'nın egemenlik savaşını anlatan film: De Gaulle Savaşı (2) De Gaulle ABD'nin işgal planını boşa çıkardı
Fransa’nın milli kahramanı General Charles de Gaulle üzerine birçok film yapılmıştır ama Antonin Baudry'nin yönettiği La Bataille de Gaulle (De Gaulle’ün Savaşı) ilk defa cesur bir şekilde de Gaulle’ün ABD’ye karşı mücadelesini açıkça anlatmaktadır.

Filmin birinci bölümünde, ABD’nin savaş sırasında işbirlikçi bir general ile anlaşarak (Darlan ve Giraud) Fransa’nın Nazi işgalinden kurtarılması ve egemen bir ülke kurulmasını inatla savunan de Gaulle’ü saf dışı bırakma planı başarıya ulaşmamıştır. De Gaulle kararlı duruşuyla ABD’ye “ben de varım” demiş ve bir adım geri atmamıştır. Ama ABD de İngiltere ile birlikte Fransa’yı işgal derecesinde denetim altına alma planını ısrarla yürütmektedir. Filmin ikinci bölümünde Fransa’nın geleceğini belirleyen bir savaş anlatılmaktadır.
İkinci film (Adını Yazıyorum) 1942'nin sonlarından başlayarak 1943 ve 1944'e uzanır. Soru savaş sonrasında Fransa’yı kimin yöneteceğidir. Birinci bölümün sonunda ele alınan ABD yanlısı General Giraud ile bağımsızlık yanlısı ve ABD karşıtı General de Gaulle arasındaki güç savaşı ikinci bölümün ana eksenlerinden birini oluşturur.
1943 başında, iki generalin başkanlığında Fransız Ulusal Kurtuluş Komitesi (Comité français de Libération nationale-CFLN) oluşturulur. ABD Başkanı Roosevelt ile İngiltere Başbakanı Churchill, General Giraud’un komiteye hâkim olması için elinden geleni yapar. Fakat bu ortaklık uzun sürmez. De Gaulle siyasi örgütlenme ve Direniş üzerindeki etkisini artırırken Giraud giderek kenara itilir. Sonunda de Gaulle üstün gelir.
ÖZGÜR FRANSA ULUSAL KOMİTESİ VE KOMÜNİSTLER
General Giraud kaybetmeye mahkumdu çünkü Fransa’da ve direnişçiler nezdinde bir karşılığı yoktu. De Gaulle ise Fransa’daki direnişçiler ile sağlam bir bağ kurmuştu. General de Gaulle, tüm direniş gruplarını birleştirmek amacıyla Londra’da «Özgür Fransa Ulusal Komitesi» nin kurulduğunu açıkladı.
Filmde Fransız Komünist Partisi’nin (FKP) direnişi anlatılmıyor. Sadece Direniş grupları diye geçiyor. Başta Paris olmak üzere tüm Fransa’da direnişi örgütleyen Komünistler olmuştur. Silahlı direnişi yürütmek için 1940 ortalarında «Özel Örgüt» ü, Nisan 1942’de Ulusal Cephe’nin silahlı kolu olarak «Partizan Birlikleri» ni kurarak hem Nazilere hem de Vichy polisine ve faşistlere karşı kahramanca savaşırlar. Partinin illegal olarak yayımlanan Les Cahiers du Bolchevisme adlı teorik dergisinin Temmuz 1941 tarihli sayısında:
“Fransa’nın özgürlüğü için komünistler de Gaulle’cüler, işçiler, köylüler, aydınlar, inançlı insanlar, inancı olmayanlar ve her şarttaki insanlar Hitler’in işgaline karşı birleşmenin gerekliliğini anlıyor. (…) Komünist militanlar Fransa’nın bağımsızlığı için işe koyulmalı ve Ulusal Cephe komiteleri kurmalıdır” deniliyordu. Yani komünistler de Gaulle’ün çağrısına olumlu yanıt vermişlerdi.
JEAN MOULİN VE BİRLEŞİK DİRENİŞ HAREKETİ
21 Şubat 1943’de de Londra’da yanında olan Jean Moulin’i işgal altındaki tüm Fransa için Ulusal Komite’nin genel temsilcisi olarak atadı ve direniş gruplarını örgütlemek ve birleştirmek göreviyle Fransa’ya gönderdi. 27 Mayıs 1943’de Jean Moulin başkanlığında “Ulusal Direniş Konseyi” (Conseil National de la Résistance-CNR) kuruldu. Başta partiler olmak üzere tüm direniş grupları ve sendikalar CNR’de birleşti. Moskova’da bulunan FKP Genel Sekreteri Thorez ile de Gaulle ilişki halindedir. 26 Eylül’de Stalin de Gaulle’ün «Özgür Fransa» oluşumunu tanıdığını açıklayacaktır.
Jean Moulin bir ay sonra 21 Haziran 1943’te Lyon’da gizli bir toplantıdayken bir ihbar üzerine Gestapo tarafından yakalanır. O dönemde Lyon’daki SIPO-SD (Gestapo) IV. Bölümünün şefi olan Klaus Barbie, operasyonu bizzat yönetir ve Moulin ile birlikte toplantıda olanların hepsi tutuklanır. “Lyon Kasabı” lakaplı Klaus Barbie, Jean Moulin’i Gestapo karargahına işkenceyle sorgular. Ama Moulin konuşmaz ve öldürülür.
Londra’da Moulin’in ölüm haberini alan de Gaulle’ün yüzünü hüzün kaplar: duygulu bir sahnedir; toplantıdadır, arkadaşlarına döner “haydi devam edelim” der. Acısını içine gömer yapılacak çok iş vardır. De Gaulle’ün ülkedeki direniş örgütleriyle ilişkisi elini güçlendirmiş ve General Giraud inisiyatifi kaybetmişti. Roosevelt de Gaulle karşısında ilk yenilgisini almıştı. De Gaulle’ün mücadelesi sadece Nazileri yenilgiye uğratmak değil aynı zamanda ABD planlarını da bozmaktır. Fransa’nın kurtuluşundan sonra ABD’nin hazırlığını yaptığı planlar ikinci filmde açık bir şekilde ele alınır.
ABD’NİN İŞGAL PLANI: ‘İŞGAL ALTINDAKİ TOPRAKLARIN MÜTTEFİK ASKERİ YÖNETİMİ’
Amerika, savaş sırasında kurtarılacak veya işgalden çıkarılacak bölgelerde askerî-idarî düzenin nasıl kurulacağına ilişkin planlar hazırlamıştır. Planın adı: “Allied Military Government of Occupied Territories-AMGOT”. Yani “İşgal altındaki toprakların müttefik askeri yönetimi”.
Film, Washington’un, Fransa'nın kurtarılmasının ardından Fransız devletinin yönetimini de Gaulle'e bırakmak yerine, Müttefik-Amerikan askerî otoritesinin devreye girmesinin planlandığını anlatmaktadır.
Bu plan doğrultusunda; Film, Amerikan’ın Fransa'nın kurtuluşundan sonra yönetimi üstlenmek için yalnızca askerî birlikler değil, idarî kadrolar da hazırladığını gösterir. (filmde Fransız şehirlerini yönetecek Amerikalı valiler eğitildiği sahnelere yer verilir. Bu eğitime katılan Amerikalının biri ben “Bordeaux’nun valisi olacağım” der), yerel yönetimin yeniden düzenlenmesi düşünülür. Yani kendileriyle işbirliği yapmayan belediye başkanları görevden alınacak yerine ya işbirlikçi bir Fransız ya da bir Amerikalı getirilecektir.
AMERİKAN İŞGAL PARASI
ABD, işgal veya kurtarılmış bölgelerde kullanılmak üzere özel para bastırmıştır. Bu arka yüzünde sadece Fransız bayrağı olan dolara benzeyen bir paradır. De Gaulle’e göre; bir devletin parasını başka bir devlet basıyorsa, o devletin egemenliği tartışmalı hale gelir.De Gaulle'ün buna karşı çıkması, filmde Roosevelt ile yaşadığı çatışmanın en görünür noktalarından biridir.
Filmin bir sahnesinde General de Gaulle, 1944 yılında, Avrupa'daki Müttefik Kuvvetlerin Başkomutanı olarak Normandiya Çıkarması'nı yöneten General Eisenhower ile görüşmesinden çıkarken çadır önünde sandık sandık ABD’nin bastırdığı paraları görür. Sandıkları düzenleyen askerlere döner ve “aman iyi bakın bu kış ateşi alevlendirmede kullanırız” diyerek dalga geçer.
DE GAULLE’DEN HABERSİZ NORMANDİYA ÇIKARMASI
Amerika ve İngilizler 6 Haziran 1944’de Normandiya’ya çıkarma düzenlediler. Müttefikler çıkarma planlarını büyük ölçüde de Gaulle'den habersiz yürüttüler. Kendi ülkesinin kurtuluş operasyonunda kendi ülkesinin siyasi temsilcisi olarak dışarıda bırakılmıştır.
Filmde, Normandiya Çıkarması ile ABD’nin AMGOT (İşgal altındaki toprakların müttefik askeri yönetimi) planı ilişkilendirilerek anlatılır. Bu tarihi bir gerçektir. Charles de Gaulle, 1958 yılında, Beşinci Cumhuriyet'in ilk cumhurbaşkanı olduktan sonra Normandiya Çıkarması’nı kutlamayı hep reddetti. Bu kararını Alain Peyrefitte'e, askeri bir işgal hükümeti planına atıfta bulunarak şöyle açıkladı: “6 Haziran'daki çıkarma, Fransa'nın dışında tutulduğu Anglosaksonlar için bir meseleydi. Fransa'ya sanki düşman topraklarıymış gibi yerleşmeye kararlıydılar! Tıpkı İtalya'da yaptıkları ve Almanya'da yapmak üzere oldukları gibi! Orduları ilerlerken Fransa'yı egemen bir şekilde yönetecek olan AMGOT'larını hazırlamışlardı. Zorla tedavüle sokulacak olan sahte paralarını basmışlardı. Fethedilmiş bir ülke gibi davranacaklardı... Ve siz benden gidip ülkenin ikinci kez işgal edilmesinin başlangıcı olan bu çıkarmayı anmamı mı istiyorsunuz?” (C'était de Gaulle -Cilt I, Fayard, 2014).
Kısaca Amerika ve İngiltere Normandiya Çıkarması'ndan sonra Fransa’yı işgal edecek, kurumlara önceden belirledikleri yöneticiler atayarak işgalci bir yönetim oluşturacak ve Amerika’da basılan işgal parasını da tedavüle sokacaktı. De Gaulle bir şekilde bundan haberdar olmuştu. Çıkarmadan üç gün önce Londra’dan Cezayir’e geçerek 3 Haziran 1944’te Cezayir’de ‘Fransa Cumhuriyeti Geçici Hükümeti’ni kurdu ve başına geçti. Müttefik ülkelerine ‘biz buradayız’ mesajını verdi.
4 Haziran 1944'te Churchill'den mümkün olan en kısa sürede İngiltere'ye gelmesini isteyen bir mesaj aldıktan sonra tekrar Londra’ya döndü. Churchill çıkarmanın yakın olduğunu de Gaulle’e söyledi. Ancak bir şartları vardı; AMGOT konusunu gündeme getirir getirmez iki lider arasında kıyamet koptu. Sonra Müttefik Başkomutanı Eisenhower planının ana hatlarını de Gaulle'e izah ederek ikna etmeye çalıştı ve bu da yetmezmiş gibi kendilerine “itaat etmelerini” isteyen bir bildiri vererek bunu radyodan (BBC) okumasını istedi. De Gaulle kabul etmedi ve kapıyı çarpıp çıktı.
FRANSIZ HALKINI SAVAŞMAYA ÇAĞIRDI
BBC’de konuştu ama onların istediği şekilde değil; Fransız halkını savaşmaya çağırdı “En büyük savaş başladı. Tabii ki bu Fransa Savaşı ve bu Fransa Savaşı! ...Fransa'nın evlatları için, nerede olurlarsa olsunlar, kim olurlarsa olsunlar, basit ve kutsal görev, ellerindeki tüm araçlarla düşmanla savaşmaktır. Fransız hükümeti ve bu konuda yetkilendirdiği Fransız liderler tarafından verilen talimatlara harfiyen uyulmalıdır. Kanımız ve gözyaşımızla ağırlaşan bulutların ardında büyüklüğümüzün güneşi yeniden doğuyor” dedi.
AĞUSTOS 1944’TE DE GAULLE PARİS’E GİRER
Ağustos 1944'te Müttefik orduları Paris'e yaklaşırken Fransız Direnişi ayaklanır. De Gaulle Paris’e Amerikan ve İngiliz askerlerinin gölgesinde girmek istememektedir. General Philippe Leclerc'in 2. Zırhlı Tümeni Paris'e girer. Ardından de Gaulle.
Sonunda Paris'e giren de Gaulle, kendisini Fransa'ya dışarıdan getirilen bir yönetici olarak değil, Fransa Cumhuriyeti'nin devamlılığını temsil eden lider olarak konumlandırmayı başarır.Bu nedenle La Bataille de Gaulle'ün iki bölümü, bir generalin Nazi Almanya’sına karşı mücadelesinden çok daha geniş bir hikâye anlatır: Fransa'nın yenilgiden kurtuluşa, Vichy'den Cumhuriyet'e ve işgal altındaki bir ülkeden yeniden bağımsız bir devlete dönüşme hikâyesini.
Filmin tarihsel tartışmasının en önemli noktası da burada ortaya çıkar. Roosevelt'in de Gaulle'e duyduğu güvensizlik gerçektir. ABD'nin Fransa'nın kurtuluşu sonrasındaki idarî düzen için hazırlıkları gerçektir. Müttefiklerin Fransa'yı de Gaulle'ün siyasi kontrolüne hemen bırakmak istememeleri gerçektir. Amerikan askerî parası ve idarî hazırlıklar da tarihsel belgelerde yer almaktadır.
LYON KASABI KLAUS BARBİE’NİN YAKALANMASI VE YARGILANMASI
Bu paragrafta anlatacaklarım filimde yok ama “Lyon Kasabı” lakaplı Klaus Barbie’nin akıbetini anlatmam gerek: çünkü ABD ile Nazi subaylarının nasıl ilişki içinde olduğunu göstermektedir.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerikan Askeri Karşı İstihbarat Teşkilatı (CIC), komünizmle mücadele etmek amacıyla Barbie'yi "ajan X3054" koduyla işe alır. Fransa kendisini savaş suçlusu olarak ararken Amerikalılar Barbie'yi saklar. Fransa'nın baskısı artınca CIC, 1951 yılında Vatikan bağlantılı bir rahibin yardımıyla Barbie'ye "Klaus Altmann" adına düzenlenmiş sahte belgeler sağlayarak Bolivya'ya kaçırır.
Nazileri dünya genelinde takip eden ünlü Nazi avcıları Serge ve Beate Klarsfeld çifti, 1970'lerin başında Peru ve Bolivya'da "Klaus Altmann" olarak yaşayan kişinin aslında Lyon Kasabı Klaus Barbie olduğunu fotoğraf ve arşiv belgeleriyle kesin olarak kanıtladı.1983 yılında Bolivya hükümeti, Barbie'yi gizli bir askeri uçakla Fransız yetkililere teslim etti. Fransa'ya getirilen Barbie, vaktiyle binlerce insana işkence yaptığı Lyon'daki Montluc Hapishanesi'ne kapatıldı.
2000’E DOĞRU DERGİSİNİ TEMSİLEN MAHKEME SALONUNDAYDIM
Klaus Barbie, 1987 yılında Fransa'da insanlığa karşı suç işlemekten yargılandı. Müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 1991 yılında hapishanede kanserden öldü. Barbie’nin Lyon’daki mahkemesini 2000’e Doğru dergisinin Fransa temsilcisi olarak izleyen tek Türk gazetecisiydim. Barbie’nin avukatı Jacques Verges ve yıllarca Barbie’nin peşinde olan ve bu konuda bir kitap yazan Ladislas De Hoyos ile yaptığım röportajlar dergide yayımlanmıştı (2000’e Doğru, 28 Haziran-4 Temmuz 1987)