20 Mayıs 2026 Çarşamba
İstanbul 15°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Generallerin Beş Çayı’ndan notlar: Ucuz alkış uğruna tiyatro batıyor

Gözen Esmer

Gözen Esmer

Site Yazarı

A+ A-

“Sadece iki şey vardır; güzel kızlarla aşk, her şekilde aşk; bir de New Orleans veya Duke Ellington’un müziği. Geri kalan her şey gitmeli; çünkü geri kalan her şey çirkindir...”

Böyle seslenir Boris Vian dünyaya. Sonra da o meşhur bireyci kibrini ekler: “Beni tüm insanların değil, tek tek insanların mutluluğu ilgilendirir.”

Topluma ve toplumsallığa karşı çıkan ve yalnızca bireyi kutsayan bir aydın Boris Vian. İkinci Dünya Savaşı sonrasının karanlığında devleti, orduyu ve ideolojileri aynı absürt çuvala doldurup çöpe atan bir yazar.

Ankara Sanat Tiyatrosu dünyaya bireyci bakan Vian’ın meşhur oyunu Generallerin Beş Çayı ile karşımıza çıktı bir kez daha.

Sahnede Mehmet Ulusoy, Funda Mete, Yıldırım Şimşek, Şenol Kaderoğlu, Çağlar Deniz, Altan Alkan ve Hakan Güven. Ekibin sahne enerjisi, absürt tiyatronun o ritmik kaosunu yansıtmakta ustalığına diyecek bir söz yok. Ancak oyunun ideolojik yaklaşımı ve rejinin bu derdi Türkiye’ye taşıma biçimi tam bir fiyasko.

Vian’ın dünyasında savaş, aşırı üretimi eritmek için sivil siyasetçilerin icat ettiği bir pazardan ibaret. Elbette haksız değil bu söylem. Savaşı çıkaranlar ise bir hayli tuhaf kişilikler. Kravatını bile bağlayamayan çocuksu General Audubon ve Üç Silahşörler’in adını bile duymamış liyakatsiz Başbakan Plantin. Savaşın faturasını ise elbette halk ödüyor. Generaller için dünya ve savaş sadece bir oyundan ibaret. Halk ise sersem emir eri Robert’ten başkası değil.

Oyunun bu kısmına kadarki eleştiriler gayet yerinde. Hiç itiraz yok.

Fakat sonra o meşhur masa kuruluyor. ABD, SSCB ve Çin ataşeleri bir arada. Kendi aralarında savaşmayı reddeden bu üçlü, “Afrika’yı sömürmek” fikri ortaya atılınca birden iştahlanıyor. Hatta ABD generali, “İçimizdeki zencileri Afrika’ya yollayalım, hem ırkçılık çözülür hem orada ölürler” diyor. Vian’ın ideolojik körlüğü tam da burada parlıyor. Sömürgecilerle, sömürüye direnen güçleri aynı kefeye koyuyor oyun. Hatta haklı savaşın kazananların savaşı olduğunu dile getirmekten de geri durmuyor.

Generallerin Beş Çayı’ndan notlar: Ucuz alkış uğruna tiyatro batıyor - Resim : 1

İDEOLOJİK KÖRLÜK SAHNEYİ ÇÖKERTİR

Oyunun bu anlayışının üzerine AST’nin uyarlaması da ekleniyor.

Fransa’nın sömürge savaşlarını hedefe koyan metin; Türkiye’nin savunma sanayii hamlelerine, tank projelerine dudak bükülen bir skeçe dönüşmeye başlıyor.

Rus ruleti oynayan generallerden biri kafasına ateş edecekken “Irmağının akışına ölürüm.” diyor.

Vian’ın o acımasız kapitalist savaş tüccarları eleştirisinin yerini “5’li çete” göndermeleri alıyor. Sistem eleştirisi ise eski bir bakanın kafasına dokunularak yapılan taklitlere “gözlerdeki ışıltı” atıflarına indirgeniyor. Yani sahnelenen oyuna göre Türkiye’deki rant düzeni savaşların da asıl nedeni.

YANLIŞ BAĞLAMI UÇURUMA SÜRÜKLER

Ortada bir doku uyuşmazlığı var. Çünkü Fransa’nın Cezayir’de yürüttüğü işgalci sömürge savaşıyla; Türkiye’nin emperyalizmin piyonlarına karşı verdiği mücadele aynı şey değil elbette. Tarihte haklı savaşlar ve haksız savaşlar vardır.

Seyirciden koparılan anlık kahkahalar, sahnede yankılanan ucuz göndermeler, bu gerçeği değiştirmiyor. Ancak bu tür politik sığlıklar tiyatronun gücünü zayıflatmaktan başka bir şeye yaramıyor.

Sahnede alkışlar yükseliyor ama anlam, o alkışın ve gürültünün içinde çoktan buharlaşıp kayboluyor.

Tiyatro