Gökyüzümüzün anahatarı ve bağımsızlık mücadelesi
Akademik çalışmalarım nedeniyle bir aylığına sizlerden müsaade istemiştim; ancak Türkiye'nin önündeki S-400 satışı gündemi, tarihi bir dönüm noktası olması sebebiyle bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı duydum. Bu gündem, sadece bir savunma sanayii haberi değil; Türkiye'nin yüksek irtifa bağımsızlığının tartışmaya açılmasıdır.
Sevr’den uzaya!
100 yıl önce Sevr zihniyeti, Osmanlı'nın donanmasını lağvederek tehdide kapı araladı; çünkü o gün tehdit denizden geliyordu. Bugün ise tehdit; denizden, havadan ve uzaydan gelmektedir. Türkiye'ye karadan giremezsiniz, çünkü Türk Kara Kuvvetleri bölgenin en caydırıcı gücüdür. Denizden giremezsiniz, çünkü Mavi Vatan'ın bekçisi Türk Deniz Kuvvetleri her tehdidi kıyılara varmadan yok edebilir. Havadan giremezsiniz, çünkü Türk Hava Kuvvetleri gökyüzünü çelik bir kubbe gibi örmüştür.
Peki ya dördüncü boyut? Türkiye'ye girebilecekleri tek yer kalmıştır: Vakum ortamı, atmosfer dışı, yani uzay ve yüksek irtifa! İşte S-400'ün önemi burada yatıyor. S-400, dünyanın en iyi yüksek irtifa hava savunma sistemidir. Ancak asıl kritik olan şudur: Patriot sistemlerinin anahtarı NATO yani ABD'nin elindedir; o sistemleri Washington yönetir. S-400'ün anahtarı ise Türkiye'nin elindedir ve bu sistemi satmak, Türkiye'nin yüksek irtifadaki bağımsızlık anahtarını NATO'ya yani ABD’ye teslim etmektir. Bu, stratejik bir intihardır.
Modern savaşın doğası değişmiştir. Hipersonik füzeler ve elektronik harp sistemleri, bir ülkenin savunmasını ve ordusunu felç edebilir. İran ile ABD-İsrail arasındaki savaşta hepimiiz izledik ve görünen o ki izlemeye devam edeceğiz. İran, hipersonik füzelerle emperyalizmin "geçilmez" dediği kalkanları nasıl deldiğini tüm dünyaya ispatlamıştır. İşte Türkiye, S-400'süz kalırsa, bu yeni nesil uzay çağı tehditlerine karşı savunmasız kalacaktır.
Peki neden böyle bir satış gündeme geliyor? İşte burada F-35 aldatmacasını hatırlamak gerekiyor. F-35 programı, ABD'nin bir casusluk projesidir, NATO ülkelerinin AR-GE çalışmaları çalınmış ve bugün çöp olmaya yüz tutmuştur. Türkiye olarak milyarlarca dolar ödememize ve ortak olmamıza rağmen projeden çıkarıldık. Nihayetinde uçaklar teslim edilmedi. Sırf bu ortaklık için savunma sanayi ekosistemimize kurulan birçok firma, Türkiye’nin projeden çıkarılmasıyla battı. Yılmaz Erdoğan'ın Organize İşler filmindeki "Araba nerede? Para nerede?" paradoksu bizim durumumuzu özetlemektedir: Para yok, F-35 de yok!
Asya’dan tüten çoban ateşi
Var olan tek gerçek: Türk halkının dişinden tırnağından arttırarak ödediği vergilerle, alın teriyle kurduğu Türk savunma sanayi ekosistemi. Türk bilim insanı, mühendisi, teknikeri ve emekçisiyle oluşan bu eko sistem, Asya pazarı için önemli bir kaynak olabilir. Asya’da dostlarımız var; Rusya, Çin ve İran. Çok kutuplu dünyanın vücut bulmuş hali. İşte asıl zenginliğimiz budur.
Bu tablo karşısında Türkiye'nin çözümü bellidir: TRÇİ (Türkiye-Rusya-Çin-İran) İttifakı. Emperyalizmin denizden, havadan ve uzaydan kurduğu kuşatmayı kırmanın, yüksek irtifadaki bağımsızlığımızı korumanın yegâne yolu budur.
ABD’yi tanrı zannedenlere kötü haber: İran, ABD’yi yendi.
Tarihin bu virajında, Mustafa Kemal Atatürk'ten aldığımız devrimci ruhla hareket etmeliyiz. Emperyalizmle savaşı, sadece cephede değil, zihinlerde de gerçekleştirmek zorundayız. Emperyalizmin bize dayattığı "Batı her şeyi bilir, NATO'suz yaşayamayız" algısını kırmak zorundayız.
S-400'lerin satışı bir dış politika krizi değil, bir bağımsızlık sınavıdır. Bu sınavı, Asya ittifakının gücüyle, yerli savunma sanayimizin alın teriyle ve Atatürk'ün devrimci ruhuyla geçeceğiz. Gökyüzümüzün anahtarı, asla emperyalizmin cebine girmeyecektir. O anahtar, Türk milletinin vicdanında, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çelik iradesinde ve bağımsızlık aşkıyla yanan gençlerimizin avucundadır.
Tarih, bu teslimiyet girişimini değil; bu teslimiyete karşı duranların, gökyüzünün anahtarını millete ait kılanların adını altın harflerle yazacaktır.
Türk halkına ve tarihe saygılarımla.