Halkçılık seçenek midir?
Bu soru tüm politikalar için sorulabilir. Ancak bu bir varlık yokluk sorusudur. Yazının ilerleyen bölümlerinde neden bu iddiada bulunduğum daha açık olarak belli olacaktır.
3-4 milyon yıl kadar önce maymunlarla ortak atalarımız Doğu Afrika’da okyanus-kara bağlantısını kesen yüksek dağların oluşması sonucunda, seyrekleşen ağaçların tepelerinden inerek yüksek otlaklar arasında avlanmak zorunda kaldılar. Bu zorunluluk atalarımızın iki ayakları üstünde yürümek zorunda kalmalarına neden oldu. Ön iki ayak serbest kalarak, eller oluştu. Oluşan ve serbestleşen eller farklı yeteneklerimizin oluşmasına neden oldu.
Bu doğrulma (Homo Erektus), dik duran insanın iskelet yapısında da değişikliğe neden oldu. Dik duruş leğen kemiğinin daralmasına yol açtı. Bu daralma, çocuk doğum yolunun daralmasına ve insan çocuğunun daha erken dönemde, tam büyümeden ve gelişmeden doğmasına yol açtı.
Hepimizin bildiği gibi insan türünün bebeği çok fazla bakıma muhtaç olarak dünyaya gelir. Hatta doğum yapan annenin de bebeği gibi bakıma ihtiyacı vardır. İnsan yavrusunun gelişimi ve ergenliğe erişmesi için toplumsal dayanışma mutlaka olmak zorundadır.
Bu ve bazı diğer nedenlerle insan türü birlikte yaşamaya ve birlikte dayanışmaya gereksinim duyar. Toplum olarak yaşayamayan insan türünün neslini devam ettirme şansı yoktur. Aynı zamanda birlikte yaşayan insanlar daha büyük avlar yakalama şansına sahiptir ve besin çeşitliliğine ulaşmalarına neden olur.
Birlikte yaşamak insan türü için yaşamsal bir zorunluluktur. Aksi halde türünü devam ettirme koşulları ortadan kalkar.
İnsan türü (Homo) ortaya çıktığı günden bu yana bir arada yaşama şeklinde evrimleşmiştir. İnsan türünün evriminde birlikte yaşamak esastır. 300 bin yıl önce ortaya çıkan Homo Sapiens yani bizim cinsimiz olan modern insan da bu evrim çizgisini değiştirmemiştir.
Şimdi burada tekrar başlangıçta sorduğumuz soruyu soralım. Halkçılık seçenek midir? Halkçılık ilkesinin de kabul olduğu 1931 yılında yapılan Cumhuriyet Halk Fırkası 3. Kurultayı’nda Halkçılık ilkesi tanımı aşağıdaki şekilde yapılmıştır:
HALKÇILIK İLKESİ
“İrade ve hâkimiyetin kaynağı millettir. Bu irade ve hâkimiyetin, devletin vatandaşa ve vatandaşın devlete karşı vazifelerinin hakkıyla ifasını tanzim yolunda kullanılması Fırkaca büyük esastır. Kanunlar önünde mutlak bir müsavat kabul eden ve hiçbir ferde, hiçbir aileye, hiçbir sınıfa hiçbir cemaate imtiyaz tanımayan fertleri halktan ve halkçı olarak kabul ederiz.”
Halkçılık bir arada barış içinde yaşamayı tarif eden bir ilke. Birlikte dayanışma içinde ve birinin diğerini istismar etmediği bir düzen, Halkçılık ilkesinin esasını oluşturuyor.
İşte Halkçılık ilkesi insan türü için yaşamsal bir ilkedir. Bireysel çıkarların öne çıktığı ve tek tek yaşamak, insan türünün devamı için mümkün değildir.
İşte burada Halkçılık bir seçenek midir sorusu gündeme geliyor. Elbette seçenektir. Ama öyle bir seçenek ki eğer uygulanırsa insan türünün devamı için geliştirmiş olduğu evrim modeli çalışır. Aksi takdirde insan türü kendi geleceğini tehlikeye atar. Hatta yok olur.
Onun için Halkçılık olmazsa olmaz bir ilkedir. Ne kadar sapılırsa sapılsın, eninde sonunda insanın karşısına kendini dayatır.