17 Temmuz 2026 Cuma
İstanbul 24°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Hugo Chavez buluşmamızın bende bıraktıkları!

Ekrem Ataer

Ekrem Ataer

Eski Yazar

A+ A-
EKREM ATAER / ULUSAL KANAL GENEL YAYIN YÖNETMENİ

Ne kadar geç yatsam da erken kalkmayı severim. Çalışmaya da erken başlamak günü bereketli kılar. Gün doğmadan ayakta olmak ve günün ilk ışıklarını kuş seslerini duyarak hissetmek doyulmaz bir haz verir bana. Başka dilde karşılığı var mı bilmiyorum ama “Kuşluk vakti” güzel Türkçemizin tam da bu anlattığım süreci ifade eden tanımlamasıdır.

Bugün 30 Temmuz Çarşamba saat tam 07.00. Ulusal Kanal’da odamdayım. Fonda her sabah olduğu gibi müzik tarihinin en romantik ama en vatansever müzisyenlerinden biri olan Chopin’in noktürnleri, vals ve Polonezleri akıp gidiyor. Gençliğimden beri Chopin’in Noktürnleri, Mozart’ın Requiem’i, Ali Ekber Çiçek’in “Haydar Haydar”’ı, Itrî’nin Nevâ-Kâr’ı, Neşet Ertaş’ın Zahidem’i, Beethoven’in 5. Senfonisi, İntiİllimani’yi hep aynı heyecanla dinlerim. Çok uzak zannetmeyin çok yakınlar aslında! Aradaki “akrabalığı” duygudaşlığı duymamak elde değil.

Kapitalizmin yıllardır üzerinde arsız ve umarsızca tepinerek birbirinden uzaklaştırdığı ve hatta düşman edip yok etmeye çalıştığı duygudaşlıktan bahsediyorum… İnsanın insan tarafından bahsediyorum. Kapitalizmin bir türlü yenemediği “çırılçıplak insan”dan, duygularıyla insandan bahsediyorum. Biraz “hafif” ve “romantik” olacak lakin düpedüz insan işte… Bir sanatçının baktığı noktadan insan daha çok böyle bir şey…

Buradan baktığınızda bambaşka bir denklem çıkıveriyor karşınıza. Gerçeğe, sahiciliğe götüren bir denklem. Tosca dinlerken gözleri dolan bir Mustafa Kemal başka bir anlam kazanıyor… Ne bileyim Bülent Ecevit’in şiirleri… 3. Selim’in besteleri… Son halîfe Abdülmecid’in resimleri, hem de Nü çalışmaları… Sırrı Süreyya’nın, İbrahim Kalın’ın saz çalıp türküler çığırması başka bir gerçeği dayatıyor size… İnsanın sahici tarafını.

Sabahın köründe kaptırdık kendimizi “romantizm”in rüzgarına gidiyoruz bakalım nereye gideceğiz. Memleketin o kadar ciddi konusu varken bizim de kusurumuz bu olsun deyip devam edelim.

Geçen günlerde Vatan Partisi’nin düzenlediği, devrimci önder Hugo Chavez’in 71. doğum günü buluşmasına katıldım. Benim için çok farklı bir anlamı da işaret eden bir toplantıydı. Tamamı dolu olan salonun konuşmacıları Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Freddy Eduardo Molina Gutierrez ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’ti. Konuşmanın içeriği hakkında çok şey yazmaya gerek yok zaten o tarafı yazıldı çizildi. Benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta; vahşi kapitalizmin, emperyalizmin göz diktiğive yok edip tek tipleştirmeye çalıştığı, insana ait değerlerin hala ayakta olduğuydu. Ya da kör ve kaba siyasetlerin gözden kaçırdığı enstantanelerdi.

Hugo Chavez buluşmamızın bende bıraktıkları! - Resim : 1

DUYGU DOLU ANLAR VE İNSAN GERÇEĞİ!

Büyükelçi Gutierrez’in konuşmasında boğazının düğümlenmesi, gözyaşlarından utanırcasına yutkunması, yaşadıklarını anlatırken salondan uzaklaşıp gözlerini uzaklarda bir yerlere dikip adeta liderine gülümsemesi, ülkesi ve kendisinin yaşadığı sürecin ne kadar gerçek ve doğru olduğunu anlatıyordu. Yalnızca Sn. Büyükelçi değil eşi hanımefendi ve diğer dostlarımızın da aynı duygu rüzgarının içinde olması bana Mustafa Kemal’in katafalkının ardından ağlayan tüm ülkeyi hatırlattı. Rahmetli babaannem o günü anlatırken dahi an be an yaşardı ve kız kardeşimle hayretle dinlerdik.

Sn. Büyükelçi pandemi sürecinde; Türkiye dışında doğru dürüst hiçbir ülkenin onlara el uzatmadığını söylediğinde eşi hanımefendi ve diğer konuklarımızın yerlerinden fırlayarak, gözyaşları içinde alkışlaması bizler için adeta salondaki herkese takılmış bir onur madalyasıydı. Yalnızca salon mu? Hayır… Türk Devleti, Vatan Partisi aracılığı ile en gerçek ve en insanî teşekkürü almıştır.

İşte bu hâl; insanın insan tarafıdır, gerçek anlamda sosyalizmin, kapitalizmle tarih önündeki düellosunda belki de en önemli mevziidir. Hafiflik, ağlaklık değil, gerçeğin ve insan olmanın ta kendisidir. Elinde gitarı halkıyla şarkılar söyleyen Chavez, Rumeli Türkülerini söylerken gözleri buğulanan Mustafa Kemal, Eğin ve tüm memleket türkülerini ezbere bilip layıkıyla icra ederken duygulanan Doğu Perinçek onun için gerçektir!

Hugo Chavez buluşmamızın bende bıraktıkları! - Resim : 2

Sn. Büyükelçi bir dahaki buluşmamızda sakın gözyaşlarınızı saklamayınız… Aynı gerçekliği yaşayan iki ülkenin yalnızca yoldaşları değil, aynı zamanda duygudaşlarıyız da. Ağlamak hayalperestlerin değil, cesur insanların tepkisidir. Devrim cesarettir, adanmışlıktır. Adanmışlık “Aşk”tır. Aşk ise hayallerle zenginleşir. Hayallerini gerçeğe devşirenler ise gerçek devrimcilerdir.

Öyleyse kapitalizmin yatak çarşaflarına sıkıştırdığı değil gerçek anlamda devrim aşkını yüreğinde, silahını bileğinde hisseden yoldaşlarımıza selâm olsun…

Ah bu Chopin yine dağıttı beni. “Günaydın Türkiye” başlıyor ben rejiye bir uğrayayım…

Venezuela