İktisat nasıl değişiyor-2
Financial Times (FT) köşe yazarı Harvey Nripia, iktisatta artık ilerleme yaşandığını savunuyor. İktisadi düşüncelerin kapsamının genişlemesinin, iktisatçıların “teorik modellerden vazgeçerek ampirik yaklaşımları tercih etmesinden” kaynaklandığını söylüyor.
Ne var ki Nripia’nın övdüğü ampirik yaklaşımlar, “farkların farkı” yöntemleri ile “rastgele kontrollü deneyler”den (RCT) oluşuyor. Bunlar, küçük ölçekli bireysel davranışlar üzerine yürütülen bir tür “laboratuvar” çalışması. RCT uygulayıcıları bu yöntemi şöyle savunuyor:
“İyi iktisat çok daha az iddialı ve oldukça farklıdır. Pozitif bilimlerden ziyade mühendislik veya tesisatçılığa benzer: Büyük sorunları yönetilebilir parçalara böler ve onları sezgi ile teori, deneme ve kabul edilmiş hataların birleşiminden oluşan pragmatik bir yaklaşımla çözmeye çalışır.”
Ne yazık ki Sanjay Reddy ve diğerlerinin de belirttiği gibi RCT yönteminde de DSGE modellerindeki kadar çok çatlak bulunuyor. Bu arada, modern ana akım iktisadın makro teorilerini destekleyecek ampirik çalışmalar ya son derece yetersiz ya da eksik. Bana göre iktisat, teoriyi kanıtlarla sınayan bir bilimdir. Ancak bireysel davranış bilimi değil, toplam düzeydeki değişimleri inceleyen bir “sosyal” bilimdir.
ENFLASYON VE KRİZLER
Enflasyonu ele alalım. Ana akım iktisat teorisinin enflasyonun nedenlerine ilişkin açıklamalarının yetersiz olduğu ortaya çıktı. Parasalcılığı, maliyet itişli enflasyonu veya tüketici beklentilerini destekleyecek ampirik kanıtlar da zayıf. Aynı başarısızlık, modern ekonomilerde üretim, yatırım ve istihdamda düzenli ve tekrarlanan krizleri açıklamak konusunda daha da belirgin.
Neoklasik iktisat, bu krizleri kapitalizmin yapısal özellikleri olarak kabul etmiyor ve bunun yerine modern ekonomilerin uyumlu denge büyümesine yönelik rastlantısal “şoklar” arıyor. Keynesçilik ise krizleri, politika yoluyla düzeltilebilecek yatırım ve tüketimdeki yalnızca bir “teknik arıza” olarak görüyor.
Cœuré, iktisat öğrencilerine yaptığı konuşmada, modern iktisadın 2008-09 küresel finans krizinin patlak vermesini öngöremediği yönündeki eleştiriyi reddetti:
“Bu eleştiri saçmalık. Doktorların hastalıkları önceden tahmin etmesini bekliyor muyuz? Elbette beklemiyoruz. Ancak hastalıkları tedavi etmelerine yardımcı olmalarını bekliyoruz. İktisatçılar da aynısını yapmalı. Verdikleri tavsiyelerin niteliğine göre değerlendirilmeliler.”
Cœuré, iktisatçıların ortaya çıkan sorunları çözen diş hekimleri, doktorlar veya tesisatçılar gibi olduğunu düşünüyor.
Ancak insan sağlığında önemli olan yalnızca doktorlar mı? Aslında hastalar hastalandıktan sonra onları tedavi etme konusundaki tıbbi becerilerin gelişmesi, hastalıklar, biyoloji ve çevre üzerine yapılan bilimsel keşiflerden kaynaklanıyor. Başarılı ilaçlar ve tıbbi uygulamalar, hastalığın nedeninin ne olduğunu öğrenmenin sonucudur.
Orta Çağ’da doktorlar, “mikropların” (bakteri veya virüslerin) ne olduğunu bilmedikleri için sülük kullanmak gibi her türden yararsız ve tehlikeli tedavi uyguluyordu. Kolera, Londra’da hastalığın kötü içme suyu kuyularının yakınlarında yaygın olduğunu gösteren coğrafi (ampirik) bir araştırmanın ardından sonunda kontrol altına alındı. Sıtma ve çiçek hastalığı ise bakterilerin çeşitli hayvanlardaki taşıyıcılarının keşfedilmesiyle çözüldü. Doktorların tedavileri bundan sonra geldi.
İKLİM, YAPAY ZEKÂ VE İKTİSADIN GELECEĞİ
Nripia, 21. yüzyılda iktisadın temel görevlerinden biri olan iklim değişikliği ekonomisini şaşırtıcı biçimde göz ardı ediyor. Belki bunun nedeni, ana akım iktisadın kelimenin tam anlamıyla yanan bu sorun konusunda sosyal bilimsel analizler ve çözümler üretmek için çok az şey yapması, hatta hiçbir şey yapmaması.
Nripia, “gerçek dünya verilerinden ve deneylerden elde edilen sonuçların aynı koşullar ve yöntem altında tekrarlanmasının zor olduğunu” kabul etmek zorunda kalıyor. Araştırmalar, yakın zamanda incelenen iktisat makalelerinin yüzde 70’ine kadarının yeniden üretilemeyen bazı sonuçlar içerdiğini gösteriyor. Bunun nedenleri arasında “şüpheli araştırma uygulamaları” veya “uydurulmuş veri setleri” bulunuyor.
Üstelik yapay zekâ, Nripia’nın iktisadın geleceğine ilişkin iyimser tablosu açısından da risk oluşturuyor. Nripia şöyle yazıyor:
“Bazı uygulayıcılar metin dışı verileri, örneğin görüntü ve sesleri işlemek veya doğrusal olmayan ilişkileri yakalamak için makine öğrenmesini benimserken, yapay zekâ aynı zamanda düşük kaliteli içerik” ve intihal de üretiyor.
Nripia yazısını olumlu bir notla bitiriyor:
“Akademi, özellikle iktisatçılar öncü teknolojileri ve yöntemleri benimserken titizliği yakından izlemeye devam ettiği sürece iktisadın geleceği dinamik görünüyor. Bir zamanlar bu kadar iç karartıcı olduğu düşünülen bir alan için hiç de fena değil.”
Bana göre ise iktisat hâlâ “iç karartıcı bir bilim”. Çünkü dünyanın iç karartıcı durumunu ortaya koyan en önemli iktisat teorileri, büyük ölçüde “meslek” tarafından görmezden geliniyor. Bu nedenle milyarlarca insan için yoksulluk, artan eşitsizlik, sürekli yaşanan finansal krizler ve çevresel yıkım kötüleşiyor. Nripia ise modern iktisadın hızla ilerleyen bu sürecinde, bu temel eğilimleri analiz edip çözme görevini göz ardı ediyor.