İlk renkli Türk filmi ‘Salgın’ nasıl bulundu?
Her şey, günün birinde ara sıra alışveriş yaptığım Galatasaray’daki pasajın içindeki sahafta, arkası bir dönemin önemli iş insanlarından Ali İpar’a yazılmış, Amerikan sinemasının sessiz döneminin ünlü oyuncularından Virginia Bruce’a (1910-1982) ait 18x24 boyutlarında siyah-beyaz bir fotoğrafı bulmamla başladı.
Fotoğrafla ilgilendiğimi gören satıcı, istediğim takdirde benzeri fotoğraflardan daha fazlasına da sahip olabileceğimi ima etti. Hiç tereddüt etmeden, çalıntı olmadığı takdirde tümünü alabileceğimi belirttim. Bir hafta sonra aynı satıcı yine Virginia Bruce’a ait birkaç fotoğrafla daha geldi. Bu kez fotoğraflardaki Bruce’un yanında, satıcının tanımadığı Ali İpar (1921-2015) da vardı. Onları da aldım.
Arkası gelecek mi diye sormadan, dahasının da tahmin edemeyeceğim kadar çok olduğunu öğrendim. Alanın da satanın da mutlu olduğu bir alışverişti bu..
Daha önce birkaç ansiklopediye Ali İpar maddesini yazdığım için onun ilk renkli Türk filmi olan Salgın’ı çektiğini ve bir dönem Virginia Bruce ile evli olduğunu biliyordum. Hatta bir ara Ali İpar’la konuşma olanağım olmuş, ayaküstü Salgın filmi hakkında birkaç soru sormuştum. O da filmin kopyasının bir yerlerde olabileceğinden söz etmişti. Bu, Ali İpar’ı ilk ve son görüşüm oldu. Konuşma dediğim de topu topu beş-on dakika sürmüştü.
Alışverişimiz üç-dört hafta devam etti. Her gittiğimde elim boş dönmüyor, ancak fotoğrafları toptan değil, teker teker alabiliyordum. Her seferinde tümünü getirebileceğinden söz ediyorsa da bir türlü gerçekleşmiyordu. Ayrıca duyduğum ilgi karşısında işi ağırdan alması, fotoğrafların fiyatının da her seferinde biraz daha yükselmesine neden oluyordu.
O sıralarda Narmanlı Han’ın restore edilip edilmeyeceği tartışmaları vardı. Tarihi değere sahip bu güzel hanın durumu üzerine çalıştığım gazetede bir yazı yazdım. “Birileri çıkıp da Cadde-i Kebir’deki bu hanı kurtaramaz mı?” diye sordum. Sonunda hanın restorasyonunu yapmaya hazırlanan Koray Holding’den bir yanıt geldi: “Biz bunu yapıyoruz.”
Rastlantı bu ya, gazetede çalıştığım arkadaşlardan biri aynı zamanda Koray Holding’in avukatlığını da yapıyordu. Söz arasında Koray’ın yalnızca Narmanlı Han’ın değil, o sıralarda harabe hâlinde bulunan Mısırlı Apartmanı’nın da sahibi olduğunu söyledi.
İstiklal Caddesi’ndeki Mısırlı Apartmanı, benim fotoğrafları tek tek satın aldığım Galatasaray’daki pasajın tam karşısındaydı. Üstelik Hayri İpar’ın (1882-1966) ve sonrasında oğlu Ali İpar’ın da bir süre burada oturduklarını biliyordum. Büyük bir olasılıkla fotoğraflar da buradan geliyordu... Ama nasıl?
Sonunda bu durumdan avukat olan arkadaşıma söz ettim. O da binanın tamamen kilit altında olduğunu, anahtarlardan birinin kendisinde, diğerinin ise kapıcıda bulunduğunu söyledi. Ben de ona Ali İpar hakkında kısa bir bilgi verip amacımın, Türk sinemasının kayıp filmlerinden biri olan Salgın ile yine onun çektiği ilk renkli belgesel Bir Şehrin Hikâyesi’nin peşinde olduğumu anlattım.
İlgilendi ve Koray’dan izin alabilirsek Mısırlı Apartmanı’na girebileceğimizi söyledi. Beklediğim yanıt tahmin ettiğimden de önce ve olumlu geldi. Koray, “Orayı da yakında restore edeceğiz. Burçak oraya gidip işine yarayan ne varsa alsın,” demiş.
Tabii dünyalar benim oldu.
Ertesi günün sabahı, Koray’ın avukatı olan arkadaşımla birlikte Mısırlı Apartmanı’ndaydık. Yıllardır girilmeyen çok katlı binanın sayısız kapısını tek tek açtık. Katların çoğu bomboştu...
Sonunda en üst kata çıktık. Yıllardır hiç açılmayan, kimsenin uğramadığı kata...
Kapıyı açıp içeri girdiğimizde, Beyoğlu’nun tam orta yerinde başka bir Beyoğlu ile karşılaştık.
Neler yoktu ki zamanın tozlarıyla örtülmüş bu dünyanın içinde...
Al gözüm seyreyle...
Eski zaman eşyaları, antikalar, tablolar, albümler; kısacası geçmişe özlem duyanların hayalini kurabileceği, zamanın tozlarına bulanmış sayısız nesne...
Zamana direnmiş onca eşyanın arasında Ali İpar’ın Salgın ve Bir Şehrin Hikâyesi filmlerinin kutularını buldum. Hem de 35 mm’lik çift kopyalarıyla birlikte... Üstelik bu filmlere ait özenle hazırlanmış albümler de yerli yerindeydi.
Hani bazı anlar vardır, anlatamazsınız... Kelimeler yetersiz kalır...
İşte öyle bir şeydi.
Unutmadan hemen belirteyim; benim satın aldığım fotoğrafların kaynağı — her neyse, bende saklı kalsın — bu apartmanın pek de yabancısı değildi. Bir yolunu bulup en üst kata giriyor, albümlerden aldığı fotoğrafları tek tek satıyordu.
Daha sonra kilitler değiştirildi ve apartman koruma altına alındı. Sonrasında içindeki eşyalara ne oldu, doğrusu bilmiyorum.
Ama gel de sinemanın o anlatılmaz büyüsüne inanma...