08 Ağustos 2026 Cumartesi
İstanbul 23°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

İndirgeme ile özgüllük arasında

Cemil Gözel

Cemil Gözel

Site Yazarı

A+ A-

Edebi metni anlamak, onu ideolojik düzeyin görece özerk ama hiçbir zaman bağımsız olmayan bir alanı olarak kavramakla başlar. Yazınsal üretim, toplumsal, ekonomik ve siyasal koşullardan beslendiği için bu koşulları görmezden gelen her okuma kendini başından kör etmiş demektir. Ama öte yandan yazınsal olanı bu koşulların düz bir yansıması saymak da onu açıklamaz, çözündürür.

MEKANİK AÇIKLAMANIN AÇMAZI

Toplumsal koşullar belirleyicidir, bu doğru; yazarın sınıfsal konumu metnin ufkunu çizer, bu da doğru. Ama bu doğruların mekanik bir işleyişe dönüşmesi, yani metnin yazıldığı dönemin ekonomik ilişkilerinden ya da yazarın geldiği toplumsal zümrenin çıkarlarından doğrudan türetilmesi, artık bir çözümleme olma özelliğini yitirir, bir indirgemedir bu. Edebi metnin kendisine özgü olan, yani başka hiçbir tarihsel belgeyle tam örtüşmeyen o estetik özgüllük, daha baştan işlevsizleştirilir. Oysa edebi metin bir belge değildir. Tarih, siyasi raporlar, iktisat kayıtları bir dönemin ekonomik ilişkilerini öğretir. Aynı dönemin insanının hangi çelişkilerin içinde sıkıştığını, egemen düzenin kendisini nasıl doğal ve kaçınılmaz gösterdiğini, bu doğallık örtüsünün nerede yırtıldığını anlamak içinse edebiyata bakmak gerekir. Çünkü edebiyat, o ilişkilerin içinden, onların çelişmelerini ve söyleyemedikleri şeyleri de söyler. Sanatın kavrayış gücü, ona içkin olmasına rağmen onunla yetinmemesinden gelir.

Bir yazarın siyasi inançları ile yapıtının tarihsel işlevi bu yüzden her zaman örtüşmeyebilir, ayrıştığı daha çoktur. Ama bu ayrışma, tarihsel koşulların dışında gerçekleşmez, o koşulların içinden, onların ürettiği çelişkilerin bizzat metnin biçimsel dokusuna işlemesi yoluyla ortaya çıkar. Althusser’in yerinde bir ayrımla söylediği gibi sanat yapıtı ideolojiyi yansıtmaz, ele verir: İdeolojinin gündelik ve sıradan yaşamda gizlediği çelişmeleri, estetik yöntemlerle gün yüzüne çıkarır. Öyleyse sanatçının öznel niyetleri ile yapıtın nesnel anlamı arasındaki bu mesafe salt bir paradoks olarak okunamaz. Yazarın sınıfsal konumunu ve tarihsel durumu çözümlemenin neden bu kadar zorunlu olduğunu da buradan anlamak gerekir. Yapıtı doğuran koşullar, onu aynı zamanda o koşulların ötesine taşıyacak çelişmeyi de içinde bulundurur.

İndirgeme ile özgüllük arasında - Resim : 1

NEYE NİYET NEYE KISMET

Marksist geleneğin Balzac yorumlaması bu bakımdan önemli. Monarşist inançlarına karşın Fransız aristokrasisinin çöküşünü ve burjuva düzeninin zaferini romancının gözünden daha açık hiçbir çağdaşı görememiştir. Engels de bu ayrışmayı dikkatli biçimde kaydetmiştir. Balzac’ın siyasi tutumu ile yapıtının nesnel tarihsel içeriği arasındaki derin mesafe, sanatın ideolojik işleyişi konusunda en aydınlatıcı örneklerden biri olarak kalmaktadır. Yazarın nereye baktığı ile metnin neyi gördüğü aynı şey olmak zorunda değildir.

Edebi metin, tarih içinde biçimlenmiş dilsel-yazınsal ideolojilerin somutlaşmış hâlidir ve dolayısıyla onu okumak hem ekonominin hem siyasetin hem de din, felsefe, sanat gibi ideolojik düzlemin öteki alanlarının bilgisini gerektirir. Çünkü yazınsal biçim boşlukta şekillenmez, bir romanın anlatıcı konumu, bir şiirin imgelem dünyası, içinde filizlendikleri toplumsal ve estetik geleneklerle derinden bağlantılıdır. Yine de bu bilgi, ne kadar derinleştirilmiş olursa olsun, metnin kendisinin yerine geçemez. Araç olarak kalması, metnin içine taşınması gerekir ancak metnin biçimsel yapısına, dilsel örüntülerine, içsel çelişkilerine temas ettiğinde analitik bir güç kazanır.

İndirgeme ile özgüllük arasında - Resim : 2

AYNI DÖNEM FARKLI METİNLER

Çünkü aynı dönemin, aynı toplumsal koşulların içinden çıkmış, benzer ideolojik baskılara maruz kalmış iki metin, birbirinden son derece farklı yazınsal işlevler üstlenebilir. Bu fark tarihsel bağlamla açıklanamaz. Metnin kendi iç işleyişine, biçimsel tercihlerine, dil düzleminde kurduğu gerilim ve çözümlere bakılarak anlaşılabilir. Türkiye’nin 1940’larını düşünelim: Sait Faik ile Sabahattin Ali aynı dönemin içinde yazmışlardır ama onların metinleri farklı yazınsal işlevler üstlenir, farklı estetik gerilimler taşır. Bu farkı açıklamak için dönemin siyasi atmosferini bilmek zorunlu ama yeterli değildir, her iki metnin kendi iç işleyişine, dil kuruluşuna, söyledikleri kadar söylemediklerine de bakmak gerekir.

Her metin, benzerlerine indirgenemeyen, yalnızca kendine özgü bir biçimde var olur. O biricikliği açıklamak için onu tarihsel koşullarına bağlamak ne kadar zorunluysa, başka hiçbir metinle tam örtüşmeyen özgül dokusunu görmek de o kadar zorunludur. İndirgeme ile özgüllük arasındaki bu ilişki, edebi okumayı hem zorlaştıran hem de onun asıl sorusunu oluşturan şeydir.

Edebiyat
Yazarın Önceki Yazıları Tüm Yazıları